Behemoth – The Shit ov God
Merhaba.
Black metal, zihni çoktan uyutulmuş olan kitleleri tetiklemek ve özgürleştirmek için bir provokasyon aracı, kutsal bellenmiş birtakım organize yalanların mümessillerinin ve bu yalanlara kanmış zavallıların suratlarına doğru hedeflenmiş bir tükürük!
Böyle ifade edince ne kadar havalı, değil mi? Tepeden bakma ve ben sizden değilim diyebilmenin en keskin yöntemlerinden biri olarak genç, isyankar kitlelerin önemli sığınaklarından bir tanesi. Aynı zamanda icracısına büyük bir özgürlük alanı sunuyor ve yapılan her tür saçmalığı haklı çıkarabilecek bir dayanak noktası sağlıyor; tabii tüketiciyi baştan uysallaştıran bir ön kabul içerdiği notunu da düşmek lazım. Beğenmiyor musun? Siktir git seni konformist piç kurusu!

Bu müziğin temellerinde yatan felsefe buydu eskiden ve diğer pek çok ham fikir gibi gelişmeye, dallanıp budaklanmaya muhtaçtı. Neyse ki zaman içerisinde türe dahil edilen yeni bakış açıları ve yaklaşımlarla daha zeki, daha olgun bir noktaya gelmeyi başardık ve konu sadece çarpıcı olmanın, Şeytan övmenin ötesine taşınabildi. Hoş, bir yandan da bu felsefenin altına saklanıp kendi pisliğini haklı çıkarmaya çalışan ırkçı, sapık pislikler de doluştu black metal cenahına ama hayatın neresinde bir sepetteki her ürün aynı kalite ve güzellikte ki? Biraz arayıp, tarayıp, düzgününü bulmak da onun alıcısına kalmış bu noktada.
Polonya’dan çıkmış açık ara en büyük metal grubu BEHEMOTH, ilk günden beri bu kara sanatın provokatif yönünü öne çıkarmaya, yaptığı her şeyle insanları şoke etmeye çalışıyor. 2004’te ilk defa dinleyip 2005’te de ilk defa izledikten sonra o kadar hızlı kapıldım ki ben de bu rüzgara, herhalde son 20 yılda bir dinleyici ve sektörün çalışanı olarak en yakından takip ettiğim 5-10 gruptan biridir Behemoth. Demigod itibariyle başlayan inanılmaz bir yükseliş, Nergal gibi bir frontman‘ın varlığı, üst üste çıkarılan başyapıt veya o seviyelere yakın albümler, araya giren lösemi ve onun dönüşündeki The Satanist… Şöyle bir bakınca Sventevith (Storming Near the Baltic) albümünden bugünlere, gerçekten müthiş bir hikaye.
Ne var ki büyüyüp elindeki imkanlar arttıkça Nergal de provokasyon vanasını iyice açıp madem ana akıma kadar yükseldik, biz buranın en sert duruşa sahip grubu olmalıyız, kafasına geldi. Zaten ilk günden beri ne olduğu belli, o yüzden beklenmedik bir durum değil bu elbette; fakat herkese hitap eden bir noktada duruyorsak herkesin anlayacağı düzeyde takılmamız lazım, bakış açısının Behemoth’un ekstrem metalcinin gözündeki değerini aşağıya çektiğine inananların sayısı hiç de az değil. Tabii orada koca bir diskografi var; Nergal çıkarıp masaya vursa (diskografiyi) ne diyeceğiz sonuçta ama senelerdir, bu müziğin ve kültürün içerisindeki insanların gözünde biraz boş yapıyor Behemoth. Müziğin bu kadar geri plana atılmış olması, mevzunun v yerine u harfi kullanmalara, God = Dog gibi, The Shit ov God gibi ilkokul seviyesi slogan isim ve sözlere indirgenmesi hoş mu? Değil. Hele ki The Satanist gibi aşırı net ve -bence- çok da asil bir şekilde kendini ifade etmişken zamanında, gerçekten İBİŞLİK gibi geliyor bugünlerde olan bitenler. Peki sene 2025 olmuşken hala bu söylemlerin veya ölüm temalı makyajların, çarpıcı kliplerin, birkaç havalı cümlenin 90’ların başındaki gibi insanların aklını aldığını, şok ettiğini söyleyebilir miyiz? Bence esas sorulması gereken soru bu ve eminim benim cevabımı tahmin edebiliyorsunuzdur.
Genel tartışmalardan özele inelim ve biraz da The Shit ov God konuşalım. Bir daha adını yazmak, hatta anmak dahi istemeyecek kadar utanç verici, cringe bir isme sahip olsa da sebeplerine dair zihin kurcalayacak ipuçları yukarıda var. Takılmamaya çalışarak, olabildiğince müzikte kalarak değerlendirmeye kalkınca şıp diye beliren, birçoklarının da albüm çıkar çıkmaz parmak bastığı şey ise uzun zamandır Behemoth’tan duyduğumuz en eli yüzü düzgün işin bu olduğu. Tespiti haklı bulmakla birlikte eskinin görkemli zamanlarını anımsatan müthiş kaliteli bir albüme sahip olduğumuz anlamına gelmiyor elbette. Hakkında olumlu anlamda söylenebilecek epey az şey olan, sadece ve sadece kendinden önceki iki kepazeliğin yanında ışıldadığı için kıymet bulan bir albüm The Shit ov God. Yav senin adın batsın be kardeşim. Yazarken bile bir tiksinme geliyor.
Açılış parçası The Shadow Elite grubun Evangelion, Demigod dönemlerine dönüş yaptığının habercisi. Özellikle 2:56 sonrasındaki kısım, rahatlıkla Demigod albümünden bir parçanın gövdesini oluşturabilecek yapıda ve senelerdir böyle şeyler duymadığımız için eski dinleyiciler için heyecan verici olabileceğini anlamak gerek. Bol CGI klipli Sowing Salt da benzer bir azmanlıkla açılıp akabinde Nergal’in yıllardır benimsemiş olduğu günah hatibi moduna geçişi sayesinde eski/yeni dengesini oturtmuş düzgün bir parça. Ne var ki aslında iki şarkıda da süregelen Behemoth normlarının dışına çıkılan tek bir an bile yok ve akşamdan artan makarnayı ertesi gün öğlene makarna salatası yapmış otel mutfağı gibi şeyler düşündürüyorlar bana. Neyse ki 3-4 dakika bandında sınırlanmaları, ilüzyonun dağılmasına pek müsaade etmiyor.
Albümün alametifarikası da bu biraz aslında. Pandemonic Incantations ve Satanica ile birlikte diskografinin en kısa, en net işi The Shit ov God. Sonlara doğru bir epik yapıştırma alışkanlığının son tezahürü O Venvs, Come! bile 6 dakikada nihayete varıyor; ister istemez bir tezcanlılık, agresiflik, keskinlik sağlıyor bu da albüme. Nomen Barbarvm gibi şarkılar 1-2 dakika daha uzatılsa zaten düşer düşer bayılırdım herhalde. Nergal’in Abracadabra deyip durmasına tahammülüm, tam olarak bu kadarmış. Neyse ki beklenmedik, sağlam bir death/thrash kısmı giriyor 2. yarıda da o taramalara kendimi kaptırıp şu korkunç lafı unutabiliyorum. Albüm boyu sözler korkunç zaten; iyilerden diyebileceğimiz Lvciferaeon bile kısa sürede nakaratının saçmalığı yüzünden değer kaybetti ki To Drown the Svn in Wine‘a filan girmiyorum bile.
Uzun lafın kısası The Shit ov God, 2014’ten beri kan kaybeden Behemoth için bir tampon niteliğinde. Kanama durmayacak belki ama hayati ölçüde ihtiyaç duyduğu zamanı gruba kazandıracağı kesin. Kısa süresi, geçmişe göndermelerde bulunan beste yapıları ve her ne kadar çok yüzeysel hissettirse de bir süredir görmediğimiz agresif bir ton tutturulması, olumlu bir hava yaratıyor şüphesiz. Ben o kadar ılımlı değilim açıkçası ve Nergal istediği kadar kvlt ve trve görünmeye çalışsın, bu sözler ve temcit pilavı müzikle bana çarpık bir sirk gösterisi hissiyatından fazlasını veremiyor. Bir önceki albümün kapanışında kurduğum cümlelerden farklı bir şey hissetmiyorum hala, o yüzden direkt kopyalayarak bitireyim:
“Ekstrem metaldeki yaratıcı beste zekasını, uzaktan görenin bile gözlerini acıtacak kadar parlak yanan o günahkar ateşi, Nergal’in “siz hepiniz, ben tek ulan!” öfkesini bir daha hiçbir Behemoth albümünde göremeyeceğiz galiba. Beni esas üzen bu.”
68/100


