Kritik

Drudkh – Shadow Play

Merhaba.

Dünya üzerinde tekrar ve monotonluğu etkin bir silah olarak kullanmadaki en mahir gruplardan biri Drudkh. Ukraynalı efsane, black metal, folklorik unsurlar ve atmosfer birleşiminden oluşan müziğinde ne kadar sade, ne kadar yalın kalırsa o kadar başarılı oluyor. Bunu erken dönem başyapıtı Autumn Aurora‘dan savaş ortamında çıkmış enfes son albüm All Belong to the Night‘a kadar pek çok defa gördük. Farklı şeyler denediklerinde de, formülü tekrar ettiklerinde de işin kalitesini belirleyen en önemli değişken bence Saenko’nun kafasındakileri ne kadar damıtabildiğiyle ilgili.

Black metal etiketi görüp Drudkh’tan öyle yardırmalı rifler bekleyenler, patlayıcılıktan beslenen veya ateşli black metal parçalarıyla coşmak isteyenler doğru yerde değiller bu anlamda. Elbette blast-beat‘ler, canhıraş vokaller ve keskin black metal gitarları var ama Drudkh’u tanımlayan şeyler bununla sınırlı olmadı hiçbir zaman. Yeni albüm Shadow Play, grubun monotonluktan bulduğu ilhamın yine belirgin biçimde öne çıktığı bir albüm. Savaşın, etrafta olup bitenin yorgunluğuyla, yıpranmışlığıyla yazılmış sanki. Black metal sınırları içerisinde kalsa da Roman Saenko, Thurios ve ekibi sanki bir oturup soluklanmak, o can pazarından kaçıp doğaya dönmek istemişler gibi hissettiriyor. Yaşamı şekillendiren zıt güçlerin arasındaki sonsuz dans, Drudkh’un her zaman derinden beslendiği bir kaynak ve bir kez daha zıtlıkların maddi ve manevi varoluşu nasıl etkilediğini dinliyor, ışıkla gölgenin, birbirine düşman mevsimlerin, hafıza ile çürümenin sonsuz döngüsünden peydah olmuş besteler arasında kayboluyoruz.

Scattering the Ashes, dakikalarca süren adımlamalar ve bu sırada kuru yaprakların, dalların kırılma sesleriyla açılarak kelimenin tam anlamıyla albüme doğru yürütüyor dinleyiciyi. Buradaki klavye kullanımı ve o minimalist gitar hareketleri, Autumn Aurora atmosferini, özellikle The First Snow‘un melankolisini anımsatarak geçmişe götürüyor. Genele yayılmış orta tempo tercihleri, baskın klavye ve melankolik, iç parçalayan rifleri düşününce tüm diskografi içerisinde Autumn Aurora ile bağı en kuvvetli albüm Shadow Play. Siz de benim gibi o albümün hastasıysanız kafayı yiyeceksiniz muhtemelen. Bu uzun enstrümantal April‘a bağlandığında da hem Saenko’nun gitarları hem de Vlad’ın senkoplu davulları, marka haline gelmiş Drudkh tınılarını kulaklara dolduruyor.

Albüm boyunca Vlad şov yapmış zaten. Hem ciğersizce atılmış blast-beat‘lerle hem de senkoplu ritimlerle Drudkh’u dinamik kılıyor ve Saeonko’nun sade gitarlarının altını iyi dolduruyor. Önceki albümdeki çok cılız, hacimsiz davulların yerine bu defa gümbür gümbür bir prodüksiyon var. Özellikle bas davulunda çok fark etmiş. Belli ki bu defa biraz daha zaman/imkan ayırabilmişler. All Belong to the Night‘ta prodüksiyon bariyerine takıldıysanız bir şans verin Shadow Play‘e, farkı duyacaksınız.

Uzun süredir şahit olmadığım, çok yoğun bir klavye kullanımı da albümün belirgin yanlarından biri. The Exile, Fallen Blossom, The Eve ve kapanıştaki The Thirst‘ün son 5-6 dakikasında synthesizer/klavyeden yükselen sesler başı çekiyor. Özellikle The Eve ve The Thirst, son derece hipnotik anlara sahip ve normalde hiç sevmediğim, tembelce bulduğum fade-out ile parçayı bitirme tercihi, The Eve‘de harika çalışmış. Vlad’ın durmak bilmeyen blast-beat davulculuğuysa bu tip synth. ağırlıklı anları daha etkili kılıyor. The Exile ise son yıllarda Saeonko’dan duyduğum en yırtıcı, en yıpratıcı riflerden birine sahip ve bence albümün zirvesi. O melankolinin üzerine de en sert, en keskin parça olan Fallen Blossom‘u yerleştirmek çok, çok iyi bir fikir.

Pek çok grup için belli başlı bir-iki albüm veya kısa bir yıl aralığı zirve dönem olarak görülür ve sonrasında yapılanlar ya onlarla kıyaslandığından ya da zamanın ruhundan kaynaklı sebeplerle gözardı edilmeye, hak ettiği değerin altında bırakılmaya yatkındır. Söz konusu Drudkh olduğundaysa grubun 13 albümü arasında, farklı farklı dönemlerde çıkmış 5-6 tanesi için zirve noktası diyebiliyoruz rahatlıkla. Bunu başarabilen kaç grup var piyasada diye şöyle bir düşününce de Drukdh, tüm zamanların en özel black metal isimlerinden birine dönüşüyor. Shadow Play o zirvelerden biri olabilecek mi göreceğiz ama benim nezdimde yılın albümlerinden biri, orası kesin. 20 yıl önce Autumn Aurora‘yı dinlerken ne hissediyorsam bugün Shadow Play‘i dinlerken de üç aşağı beş yukarı benzer şeyler hissedebiliyor olmak büyük bir lüks. Umarım bir süre daha bu zevki yaşayabilir, Drudkh dinlemeye devam edebiliriz.

90/100

Okur puanı:

Ortalama puan 4.8 / 5. 12

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.