Darkher – The Buried Storm

Merhaba.

Çıplak ayağının zarif basışıyla altında yüzyıllar boyunca birikmiş yaprak, kuru dal, böcek ve hayvan leşlerinden oluşan toprağı ezerek ilerleyen, kırılgan görünümlü fiziğinin ve rüzgarda salınıp yüzünü kapatan saçlarının altında kendinden son derece emin ve kararlı, bu sebeple de ürkütücü görünen bir yüz ifadesi saklayan gizemli bir kadın…

Jayn Maiven adındaki bu kadın, 2016 yılında Realms adındaki ilk albümünü yayımladı ve CHELSEA WOLFE, MYRKUR gibi isimlerin başı çektiği tek kadınlık dark folk/ doom metal projelerine bir yenisinin daha eklenmesini sağladı. İngiliz müzisyen, aynı anda hem karanlık, hem umut veren, hem rahatsız edici hem de dinleştirici bir müzikle kendine has bir atmosfer yaratmıştı Realms‘de; yeni albümü The Buried Storm‘da bunun da üzerine koymayı başararak çok daha etkileyici bir işe imza atmış.

The Buried Storm‘un en can alıcı tarafının yüzeyde hiçbir tehlike emaresi göstermemesi olduğunu düşünüyorum. Sadece en güzel yıllarını okyanusa vermiş, acı tecrübelerle yoğrulmuş buruk bir denizcinin öngörebileceği bir fırtınanın erken habercisi olan kısacık bir esinti gibi sakin, hafif ve minimal durabilir yüzeysel irdelendiğinde; biraz kurcalayıp dikkat kesilince ise gökyüzü bir anda kararıyor.

Jayn Maiven, tek kişilik kadrosuna tam zamanlı bir davulcu eklemiş. Christopher Smith’in yanı sıra pek çok konuk müzisyen de fırtına bulutları gibi toplanmış Maiven’in yanına. Arianna Mahsayeh ve Melanie Chaplin (çello), Lambert Segura (keman), Ludvig Swärd (çello ve geri vokal) ve Daniel Land (geri vokal ve gitar), Maiven’e eşlik eden isimler. Kendisiyse vokal, gitar ve bastan, bir de elbette bestecilikten sorumlu.

Lokomotif melodiler, dramatik vokal performansları veya enstrümanlardan herhangi birinin liderliğine ihtiyaç duymuyor The Buried Storm. Açılıştaki Sirens Nocturne‘den anlaşılacağı üzere yaylılar, pek çok dark/neo folk grubunda olduğunun aksine kulak tırmalayan atmosferik sesler yaratmakla meşgul daha çok; bağımsız Amerikan sinemasından karanlık bir Western filmindeki gerginliği taklit ediyorlar diyeceğim ama Maiven’in hülyalı vokali, müziği bilindik topraklardan söküp her şeyin çok daha belli belirsiz var olduğu akışkan ve tekinsiz bir aleme taşıyor.

Lowly Weep‘e geçiş tek kelimeyle kusursuz ve çellonun pes tınıları, Maiven davetkar vokaline başladığında devreye giren perküsyonla birlikte atmosfer tabakası kalınlaşıyor. Maiven belki çok sakin, çok dingin ama “This fire will burn, and never die!” sözlerindeki ölümcül kesinlik, gerim gerim geriyor insanı. 4:19’da ilk rif vurulup davul perküsyondan zil ve trampete geçtiğinde neredeyse derin bir oh çekiyor insan. O bir türlü patlayamayan yağmur bulutlarının boğucu, baskıcı, gündüzü geceye çeviren hallerini bilirsiniz; tam öyle bir his ve nihayet yağmur düştüğünde gelen bir rahatlama…

Elektro-gitar ve davulun müziğe etkisi hemen hemen bu kadar. Klasik/akustik gitar, bas, yaylılar ve vokal çok daha baskın. Gerçi öyle bir atmosfer yaratılıp öyle dengeli bir yapı kurulmuş ki olduğundan çok daha metal tınlıyor albüm. Karanlıksa karanlık, atmosferse atmosfer; Love’s Sudden Death‘in, ancak dördüncü dakikasına doğru doom metal kanalına geçen Immortals‘ın benim diyen doom metal grubunun bestelerinden aşağı kalır bir yanı yok. Immortals albümün zirvesi bu arada ve her an patlayacakmış gibi bir tehditkarlığı sekiz dakika boyunca sürdürmesi çok etkileyici. Kapanıştaki Fear Not, My King de benzer bir şey deniyor ama bence bunu başaramıyor. 3:30’da durulduğunda bu kadar mıydı, dedim ve demeye devam ediyorum. Yine de çember orkestrası havası ve son anlarındaki rahatsız edicilikle kapatıyor eksiğini.

Uzun uzadıya anlatılacak bir müzik değil aslında bu ve Darkher’i tek başınıza, kendi kendinize tecrübe etmeniz gerek. Eğer bu tür introspektif işlere alışkınsanız ve genel anlamda dark folk müziğe, deneysel doom fikrine açıksanız 2022’in en iyi albümlerinden biriyle karşı karşıyasınız. Darkher sessiz sedasız, bazıları gibi (Myrkur’a saplamadan geçmeyelim) drama kastırmadan gelip sadece iki albümle metal dünyasında kendine iyi bir yer edinmeyi başardı. Özellikle bu tip işlerde tek kadın projeleri hep çok başarılı oluyor zaten, umarım sayıları katlanarak artmaya devam eder de evde oturduğumuz yerde ensemizdeki tüyler kabara kabara dinleriz müziklerini.

87/100


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’a göz atabilir, siteye destek olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.