Stonehenge – 2022

Merhaba.

Site okurlarından ve PATREON destekçilerinden Berkan Dirim, bu yıl katıldığı Stonehenge Festivali hakkında detaylı bir yazı kaleme almış. Malum ülke şartlarından yurt dışı festivali işleri pek çoğumuz için hayal, o yüzden bu tip yazıların tekrar kıymete bindiği bir dönemdeyiz ve Berkan da iyi kalemi, sağlam gözlemleriyle festivali etraflıca anlatmış. Buyursunlar!


Selamlar. Festivalle ilgili içeriğe geçmeden önce biraz Hollanda’daki metal sahnesinden bahsetmek istiyorum. Eğer İsveç’i kıta Avrupa’sının death metal şampiyonu olarak kabul edersek ikinci sıraya Hollanda’yı koymamız gerekir. 90’lardaki en önemli DM gruplarından bazılarını çıkarmış (Pestilence, Asphyx, Gorefest, Sinister vb.), sadece DM değil, diğer metal türlerinde de oldukça aktif rol oynayan bir ülkeden bahsediyoruz. Durum böyleyken buralara taşınırken böyle üzerime üzerime metal atacaklar gibi bir düşüncem vardı fakat hiç de öyle olmadı.

Şimdi biraz Türkiye’deki metal ortamını düşünelim. Yoğunlaşma genel olarak büyük şehirlerde oluyor; yani İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi şehirlerde. Fakat mesela Amsterdam’da bir metal komünitesinden bahsetmek zor. Ne doğru düzgün konser (büyük gruplardan bahsetmiyorum) var ne de ortam. Sadece Dorock ayarında bir tane bar var. Yani ekstrem metal konseri izlemek istiyorsanız Amsterdam’dan biraz uzaklaşmanız gerekiyor.

Stonehenge de ülkenin kuzeydoğusunda Amsterdam’a yaklaşık 1,5 saat uzaklıktaki Steenwijk isimli ufacık bir kasabada yapılıyor. Tarihi hakkında detaylı bilgiye ulaşamadım fakat afişlerden anladığım kadarıyla 90’lardan beri yapılıyor.

Köy yollarından geçtikten sonra Steenwijk tren istasyonunun hemen yanı başındaki festival alanına ulaşıyorsunuz. İlk grup 10:20 gibi sahne alıyordu. İçeri girdiğimde ilk grup çalmaya başlamıştı bile. Mekanın ise ancak yüzde yirmisi doluydu. Festival alanının tamamı ya Küçükçiftlik kadar belki de daha küçük. Birbirine dik, çok da büyük olmayan iki adet sahne var. Bir grup setini bitirir bitirmez diğer sahnede sonraki grup çalmaya başlıyor. O yüzden hiç ara yok. İçerideki bütün yeme içme olayını plastik jetonlarla ödüyorsunuz. Bir jeton 3 euro. Küçük bira ve su 1 jeton. Yiyecekler 2 jeton şeklinde. İçecek kısmı bayağı uzun bir bar gibi. Böylece hiç sıra olmuyor, en fazla önünüzdeki bir kişiyi bekliyorsunuz. Tuvalet konusunda da hiçbir problem yok. Yeterli sayıda portatif tuvalet ve pisuvar konulmuş. Bunun dışında kenarlara yayılmış müzik dükkanlarının tezgahları var. Plak, CD ve Tişört bakarken kendinizi kaybedebilirsiniz. Seyirciye gelince ise ortamda her türlü insan var haliyle fakat en çok ilgimi çeken çoluk çocuk ailecek gelenler. Ortalıkta Exhumed, Gorguts tişörtleriyle koşuşturan ufak bebeleri görmek gülümsetiyor.

İlk grup Black Rabbit, girişin solundaki sahnede çalıyordu. Hollandalı death/thrash grubunun sahnesi iyiydi fakat her ilk grup gibi ses kötüydü. Konserlere giderken hep kulak tıkacı ile gidiyorum. Hem olası kulak zarı hasarını önlüyor hem de PA’den gelen sesi biraz olsun düzeltiyor. Buna rağmen ses çoğunlukla bir uğultudan öteye gidemedi.

Black Rabbit’in hemen ardından diğer sahnede Insurrection çalmaya başladı. Bu grup da Hollandalı fakat tam olarak Göteborg sounduna sahip. Özellikle vokal bir hayli Tompa’yı andırıyor. Yeni grup keşfetmek isteyen Melodeath’çilere şiddetle önerilir. Ne yazık ki bu sahnede de ses berbattı, o yüzden çok keyif aldığımı söyleyemem.

Putrefied Corpse lokal gruplardan bir diğeri. Oldschool death metal çalıyorlar. Her ne kadar türü sevsem de grup pek ilgimi çekmediği için alana kurulan gölgelik kısımda oturarak izledim.

İngiliz grup Sodomized Cadaver BDM ve Grindcore arası bir sounda sahip. Tabi bu grupların hepsi genç gruplar. Çoğu daha ilk albümlerini yeni çıkarmış. Dolayısı ile seyirciden fazla ilgi görmüyorlar. Yine de grup sahnede oldukça aktifti ve ara ara küçük moshpitler oluşturmayı başardı.

Bloodphemy Hollandalı gruplar içinde merak ettiklerim arasındaydı. Vokalist rahip kıyafetiyle sahneye çıktı. Death metal ve Doom/Death arası bir soundları var. Son albümleri Blood Sacrifice son derece başarılı fakat sahnede beklediğim performansı veremediler. Enstrümanlarına çok hakim değiller ya da biraz tecrübesizlik var. 4 albümü olan bir gruptan daha iyisini beklerdim.

İtalyan death/grind grubu Helslave önceden bilmediğim gruplar arasında en iyi performansı sergiledi. Sahnede son derece aktifler, soundları şahane ve seyirciyi gaza getirmeyi iyi biliyorlar. Bu grubu bir kenara yazın.

Foetal Juice merak ettiğim gruplardan biriydi. Grindcore – Death metal arası bir soundları var (tam death/grind diyemem). Diğer memleketlileri Napalm Death ve erken dönem Carcass’ı andıran grubun sahnesi de son derece başarılıydı.

Buradan sonraki bir kısım grubu (Abrupt Demise, Disquiet ve Jurassic Park) es geçtim çünkü ayaklarım daha fazla direnemedi. Biraz da CD ve tişört alışverişi yaptım. Bu arada Jurassic Park festivaldeki en alakasız gruptu. Hard Rock yapan birtakım dedelerden oluşan grup herhalde organizatörün kankasıydı diye düşündüm haha.

Burial, adını daha önce duyduğum, 90’larda bir albüm çıkarıp dağılmış. 2000’lerde kurulup tekrar dağılmış. En son 2015’te tekrar birleşmişler fakat başka albümleri yok. Florida soslu Death metal yapıyorlar. Sahneleri fena değildi fakat sound çok kötüydü. Gitar sanki Zoom 505 pedalı kullanıyor gibi sinek vızıltısı adeta. Kötü olan albüm soundlarını sahnede de koruyorlar yani haha.

Festivalin ilk bomba grubu ise son zamanlarda Tech Death semalarında bir hayli popüler olan Cytotoxin’di. Gaz maskeleri ile sahneye çıkan grup seyirciyi bir hayli coşturdu ve yoğun ilgi gördüler. Vokalist ara ara eline aldığı radyoaktif varili kaldırırken moshpit istediği zaman da parmağı ile havada daire çizmek yerine trafikte göbek anlamına gelen döner okların olduğu tabelayı gösterdi insanlara haha.

Performansını beğendiğim bir diğer isim de Bodyfarm’dı. Zaman zaman Hypocrisy’yi oldukça andıran bir soundları var. Hollandalı gruplar arasında şimdiye kadar en çok ilgiyi gören grup oldular haklı bir şekilde.

Bir sonraki grup olan Hideous Divinity’yi de pas geçerek (uzaktan kulak kabarttım ama gerçekten iyilerdi) merak ettiğim Gutalax’ı beklemeye başladım. Baywatch açılış müziği ile sahneye dans ederek giren Çek arkadaşlar festivalin kesinlikle en eğlenceli grubuydu. Tuvalet fırçalarını sallayarak gruba eşlik eden fanlar da gözden kaçmadı. Eğer vokale bir şekilde alışabilirseniz (Demilich tarzı bir vokali var arkadaşın) iyi vakit geçirmeniz garanti. Bence her festivale bir Gutalax lazım.

Consolation da Burial gibi 90’larda bir iki albüm çıkarıp dağılmış Hollandalı bir grup. Açıkçası fazla ilgimi çekmediler ve diğer sahnenin önünde delicesine izlemek istediğim LIK’i beklemeye başladım. Fakat bir anda sahneye kurulan LCD ekranlarda Cryptosis logosunu görünce hemen telefondan festivalin Facebook sayfasına baktım. Ne yazık ki sağlık sorunları sebebiyle LIK iptal olmuş ama yerine son anda Cryptosis’i ayarlamışlar. Tabi ben dahil herkes LIK’i beklediği için Cryptosis yeterli ilgiyi göremedi. Yine de tabi ki şahane çaldılar ve bir kısım seyirciyi coşturdular.

Severe Torture adını çokça duyup hiç dinlemediğim gruplardan biri. Sahnede bayağı aktiflerdi, sound şahaneydi ve seyirciden yoğun ilgi gördüler. Bir grubu daha cebe attım böylece.

Festivalin bomba gruplarından Hollanda death metalinin big four’undan (yukarıda sıraladığım) Sinister, maalesef ses sisteminin azizliğine kurban gitti. İlk 2-3 parçada yoğun uğultu ve feedback sesi vardı ve anladığım kadarı ile PA’lerden (seyirciye ses veren hoparlörler) biri bozuktu. Mecburen onu kapattılar fakat bu sefer de gitarlardan biri hiç duyulmuyordu. Haliyle seyirci de soğudu, grubun da canı sıkıldı ve sönük geçen bir performans oldu. Daha iyi şartlar altında bir daha izlemek isterim Sinister’ı.

Sırada performansından zerre kadar şüphe etmediğim Fransız BDM manyakları Benighted vardı. Avrupa metal seyircisinin mesafe saygısından ötürü en önlerden izleyebildim bu muhteşem performansı. Frontman Julien sahnede tam bir deli. Çıplak ayaklarıyla sahnede basmadık yer bırakmadı. Seyirci ile diyaloğu harikaydı. Genel olarak herkesi memnun ettiler. Keşke daha uzun çalabilselerdi.

Malta şahinleri Beheaded maalesef aynı sahnede çaldıkları için Sinister ile aynı kaderi paylaştılar. Yine de ses biraz olsun düzelmişti. Sahnede çok sağlam bir performans sergilemelerine rağmen seyirciden yeterli ilgiyi göremediler. Eski ve tecrübeli bir grup olmalarına rağmen yeteri kadar tanınmıyorlar sanırım. Biraz da Malta’nın metal sahnesinin zayıf olmasından kaynaklanıyor olabilir. Açıkçası Beheaded ve Abysmal Torment dışında Maltalı grup bilmiyorum.

Pikachu şapkası <3

Artık buradan sonraki grupların hepsi ayrı birer bomba olduğundan hepsini önlerden izlemek istiyordum. Amerikan death metalinin başı çeken isimlerinde Malevolent Creation için yerimi alıp beklemeye başladım. Grup Retribution albümünün 30. Yıl turnesindeydi ve albümü baştan sona çalacaklardı. Bu albüm lise yıllarımda Cause of Death ile beraber death metali bana sevdiren albümlerden biriydi. Bu yüzden önemi büyük. Tek orijinal eleman olan Phil Fasciana sağlık sorunları sebebiyle turneyi yarıda bıraktığından grup sahneye 3 kişi çıktı. 2020’de gruba katılan 1997 doğumlu (!) hardcore’cu tipli Ryan Taylor sanırım festival boyunca en iyi performansı sergileyen müzisyendi. Orijinali vokal ayrı gitar ayrı çalınıp kaydedilen albümü gitar/vokal olarak kusursuza yakın bir performansla icra etti. Fakat gerçekten death metaliden çok bir hardcore grubunda çalıyormuş gibiydi haha.

Sıra Misery Index’e geldiğinde o sahnedeki ses sistemini düzeltmişlerdi (olan Sinister’a oldu). Hastalıktan Amerikalı death/grindcılar da nasibini almış, grubun gitar/vokali Mark Kloeppel’i evde bırakmışlardı. Yerine ise Chris isimli bir eleman gelmiş fakat bütün vokal partisyonları Jason’ın üzerine kalmış. Adam Jarvis de yoktu bu arada nedense. Yine de harika bir performans sundular seyirciye. Bu Misery Index’i 3. İzleyişim ve sanırım en iyisi 2007’deki bol tepişmeli Bronx konseriydi herhalde.

Misery Index seti tamamlamadan diğer sahnede Polonya’nın death metal devi Vader’ı beklemeye başladım. Daha ilk parçada Piotr babanın hem gitarından hem de mikrofondan ses gelmedi. Böyle durumlarda grubun tech’i sahneye koşup durumu çözmeye çalışır ama burada Piotr tech’e gidip geldi nedense. Bir yerden sonra mikrofonu düzelttiler ama gitar bir türlü olamadı. Bir ara tech gelip bişeyler yapmaya çalıştı ama olmadı. Sonra Piotr tech’in yanına doğru hışımla gidip “senin yapacağın işi s..” gibisinden bişeyler dedi sanırım. Sonra şarkıyı yarıda kesip “teknoloji ile aramız bir türlü düzelmiyor” dedi ve arızayı giderip devam ettiler. Bundan sonrası ise yağ gibi akıp gitti. Harika bir performans, mükemmel bir sound ve seyircinin coşkusu ile unutmak istemeyeceğim bir konserdi.

Suffocation’dan önce susuzluğumu gidermek için bir bira alayım dedim. Tam birayı isterken Liege of Inveracity çalmaya başladı. Arkadaşım en baba şarkı ile girilir mi ya… En son çalacak şarkıyı ilk çalmaları sebebiyle biraz canım sıkıldı ama biradan bir yudum alınca da rahatlamadım değil haha. New Yorklu BDM tanrıları mükemmel bir performans sergiledi. Disgorge vokali Ricky Myers 2019’dan beri Suffo’da böğürüyormuş. Hiç haberim yoktu. Frank olmadığı için biraz üzüldüm ama Ricky de hakkını verdi. Ortalığı kırıp geçirdiler. Söylenecek fazla bir şey yok. Suffo her zamanki Suffo.

İsveç’in önde gelen black metal grubu Marduk, gecenin ana gruplarından biriydi. İtiraf edeyim Marduk’a çok hakim değilim fakat günün en iyi performanslarından biriydi. Bir ara diskografisine girmeyi deneyeceğim. Albüm önerilerinizi yorumlarda alayım.

Sıra festivalin headliner’ı Samael’e geldiğinde seyircinin yarısından fazlası gitmişti. Bunun birkaç sebebi var. Çoğu death metal grubu olan bir ortamda Samael çok afedersiniz at şeyine kelebek gibi. Bir diğer sebep ise festivale farklı şehirlerden ya da yakındaki ülkelerden gelen trenle gelen çok insan vardı ve son treni kaçırmamak için alandan ayrılmışlardı. Bu yüzden Samael bayağı boş geçti. Yine de hatırı sayılır bir performans ile geceyi kapattılar. Ben de en önden Baphomet’s Throne’u izlemiş oldum.

Böylece Avrupa’daki ilk metal festivalini deneyimlemiş oldum. Şimdiden bir sonraki seneyi bekliyorum. Bazı gruplar açıklanmış (Autopsy heyecanlandırdı) hatta bayağı bilet de satılmış. Detaylı bilgi burada https://stonehengefestival.nl/

Festival hakkında aklınıza takılan, bilmek istediklerinizi yorumlara yazarsanız sevinirim bu arada. Anlatmayı kaçırdığım şeyler olabilir. Sevgiler!


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

5 thoughts on “Stonehenge – 2022

  • 12 Ağustos 2022 tarihinde, saat 14:13
    Permalink

    Çok güzel bir yazı olmuş, elinize salık. Sağlam gruplar dinlemişsiniz sizin adınıza sevindim. Ses ile ilgili bu kadar sıkıntı yaşanması şaşırtıcı. Hava durumu nasıldı o gün, umarım bunaltıcı bir sıcak yoktu?(konser festival olaylarına uzak durma sebeplerimden biridir sıcağın altında dikilmek zorunda kalmak) Bir de Hollanda’da yapılan en büyük festival bu mu onu merak ettim. Amsterdam’dan bahsetmişsiniz, diğer şehirlerde rock/metal kültürü ne durumda?

    Marduk olayında ise kronolojik gidin derim. Tematik, birbirleriyle paralel ve üçleme olarak düşünülen albümler var. Benim için kötü işleri yok, yıldızı parlayanlar var tabii ama hepsi de dinlemeye değer.

    Yanıtla
    • 12 Ağustos 2022 tarihinde, saat 18:11
      Permalink

      Tesekkur ederim 🙂 Ses olayina ben de sasirdim, gercekten burada beklemiyordum ama demek ki kucuk festival olunca boyle problemler cikiyor. Hava cok sicak degildi neyse ki, fakat gunes bir noktada rahatsiz etti. Hollanda’da hava cok bunaltici olmuyor yaz aylarinda fakat bulut yoksa gunes fena yakiyor. Hollanda’da yapilan en buyuk festival bu degil. Genel muzik festivallerinden bahsediyorsak sanirim en buyugu Pinkpop. Metal ozelinde daha buyuk bir festival Dynamo sanirim. Stonehenge ile ayni ayarda Netherlands Deathfest vardi, ona gidememistim. Bunlar disinda Into the Grave var, ProgPower isimli sadece progresif metal agirlikli bir festival var. Pitfest var, Roadburn var, Ekimde Soulcrusher isimli guzel bir festival var, var oglu var 🙂 Fakat bunlarin hepsi Amsterdam’a uzak sehirlerde yapiliyor nedense. Ulke sinirlari disinda da yine belki yakin sayilabilecek Belcika’da Graspop var ki sanirim en buyugu o. Seneye de ona gitmeyi dusunuyorum. Amsterdam’a yakin sehirlerde de irili ufakli konser mekanlari var ve fena gruplar gelmiyor. Amsterdam’da ise konser mekani sinirli. Benim ofisin yakininda (Ajax stadinin yakininda) 2 tane buyuk konser salonu var. Bunlara hep buyuk gruplar geliyor (Tool, Korn, Prodigy, Offspring vs). Onumuzdeki aylarda Parkway Drive ve Amon Amarth geliyor mesela guzel alt gruplarla. Nightwish gelecek bir de. Ocakta da Epica/Apocalyptica var.

      Marduk’un ilk albumden baslayayim o zaman, tesekkurler.

      Yanıtla
      • 13 Ağustos 2022 tarihinde, saat 12:48
        Permalink

        Netherlands Deathfest’i görmüş sahi, Eindoven’daydı sanırım. Anladığım kadarıyla ölüsüyle bile bizim etkinleri tokatlar vaziyette, şaşırmıyorum tabii ülkenin durumu ortada. Amsterdam’daki genel yoğunluğu azaltma diğer şehirlerin de kalkınmasına(daha ne kadar kalkınacaksalar artık) turizmine katkısı olsun diye yapılan bir şey olabilir Amsterdam dışı şehirlerde yapılması. Nasıl olsa ulaşım kolay mesafeler fazla uzak değil.
        Bakalım Legion mu yoksa Mortuus Mardukçusu mu olacaksın? (:

        Yanıtla
        • 14 Ağustos 2022 tarihinde, saat 02:25
          Permalink

          Bu arada 2018’e kadar Amsterdam Metal Fest diye bir festival yapiliyormus. Sonra neden iptal olmus bilmiyorum.

          Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.