Amon Amarth – The Great Heathen Army

Merhaba.

İçinde bulunduğumuz dönemde Amon Amarth, metalin açık ara en büyük isimlerinden biri. Spotify üzerinde aylık 1.4 milyonun üzerinde dinleyiciye ulaşabilmesi, bugün konuşacağımız yeni albümü için Vikings and Lionhearts adında, Amerika ve İngiltere’yi de kapsayan 60’ın üzerinde konserden oluşan dev bir turneye çıkması… Hepsini boş verin hadi; bu seneki Wacken‘de sadece tek bir şarkı çalmaları için hazırlanmış bu sürpriz ve özel sahne bile yeterli Amon Amarth’ın ne kadar büyük olduğunu anlamak için:

Devrin konser ve festival devri olduğu, grupların ve şirketlerin en büyük geçim kaynaklarının fiziksel albüm satışından ziyade konsere kaydığı malumunuz. Haliyle büyük pek çok grup artık konserde eşlik edilebilecek, müzik zevki çok farklılık gösterebilen geniş festival seyircisinin kulağından içeri rahatça kıvrılabilecek besteler çıkarmaya çalışıyorlar. Şirketlerden parası yatan mecralar dışında, aklı başında kimsenin bir bütün olarak değerlendirdiğinde beğenmediği Hate Über Alles‘teki isim şarkısının veya Strongest of the Strong‘un konserlerde nasıl etkili olduklarını yakın zamanda tecrübe ettik mesela. ROTTING CHRIST‘ın içine sıkıştığı hey heyci ritüel kafasının da, GOJIRA‘nın giderek sadeleşip nakarata abanmasının da sebepleri üç aşağı beş yukarı aynı yani. Burada bir günah yok elbette; tercihleriyle yaşayıp tercihleriyle ölür insanlar.

METALLICA‘ya kadar geriye uzanıp “X bozdu! Y bozmadı!” geyiklerine girmek istemiyorum ama Metallica televizyon devrine uygun davranıp yumuşadığında aşağılanmışken bugün dev gruplar çizgilerinden çıkınca “e taş mı yesinler abi normal yani,” şeklinde savunulmaları da herhalde dinleyici tarafında artık bir şeylerin daha çok biliniyor, empati yapılabiliyor olmasıyla ilgili olsa gerek. Devir değiştikçe, grupların ellerine daha çok insana ulaşmak, daha çok para kazanmak veya sürdürülebilirlik ile ilişkili fırsatlar geçtikçe yaptıkları müzikler de değişecek; bu, iki kere iki dört kadar kesin bir şey. Bir kesim bu değişimi aşağılayıp sevdiği gruptan soğuyacak, bir kesim de dinlemese bile savunmaya devam edip arka çıkacak.

Tüm bunlardan bağımsız, işin eğlencesinde olan geniş kitleler ise kendilerine sunulan sulandırılmış, sıradan işleri bağırlarına basıp fast-food kültürünü yaşatmaya devam edecekler.

Rahat son 10 senedir Amon Amarth konusu açıldığında müzikten ziyade bu tip, endüstriye yönelik fikirler beliriyor aklımda. İçler acısı Berserker‘da da benzer şeyler konuşmuştum ve şimdi de bundan fazlasını yapabileceğimi sanmıyorum. Death metal köklerini daha çok erişim/etkileşim için heavy metal prensipleriyle değiştirmeleri, artık her şarkıda aynı formülü tekrar ederek bıkkınlık vermeleri, hakiki bir metal şovundan ziyade kılıçlı kalkanlı okul müsameresine dönen sahneleri derken benim için Amon Amarth’ı cazip kılan bir özelliği kalmadı ne yazık ki. The Great Heathen Army‘de de akışı tersine çevirecek bir hareketle karşılaşmadım. Hal böyle olunca da “ya bu deveyi gütmeli, ya da bu diyardan gitmeli!” şeklindeki harikulade atasözümüz geliyor aklıma.

Ben sanırım deveyle çok muhattap olmamayı, ciddiye almamayı tercih edeceğim. Amon Amarth diyarını terk edecek halim yok; bence özellikle 2010 öncesinde (Surtur Rising – Deceiver of the Gods‘ı da toplayıp tek bir albüm gibi buraya sıkıştırabiliriz belki) yaptıkları albümlerin her biri melodik/viking death metali için birer cevher ama yaşlandıkça huysuzlaşan, aksileşen ve kendini tekrar eden uyuz bir deveye dönüşmüş durumdaki grubun anlattıklarını ciddiye alıp onunla tartışmaktansa “he dedem he,” diyerek geçiştirmeyi, sonra da kendi yoluma bakmayı seçeceğim.

The Great Heathen Army‘e bu gözle bakınca Johan Hegg‘in marka bariton kükremeleri, klasik Viking teması ve bir-iki akılda kalıcı melodi bulup keyif alm… Keyif almayı demeyelim hadi de, bir süre tahammül etmeyi başardım diyelim. Orta tempoda seyreden ve birkaç pozisyon çalışıp gam bilgisi edinmiş her gitaristin yarım saat içerisinde bulabileceği basit riflerle, “aman herkes ne yaptığımızı çok rahat anlasın,” minvalindeki ölgün davullarla içimi daraltan Get in the Ring ve The Great Heathen Army sonrası artık Amon Amarth’ın ne melodik ne de death metal etiketiyle sunulmaması gerektiğini düşünürken başlayan Heidrun parçası, folk etkili melodileriyle bayılmamı engelledi mesela. Her ne kadar yine ilkokul seviyesi davullarla çıldırtsa da hiç olmazsa gitar armonisi duyduk, bir melodi girdi midemize de sofradan aç kalkmadık şükür. Son kısımdaki önce sözüm ona dramatik sonra seyirciyle call/response edilecek vokallere girmiyorum tabii.

Grup da ilk 12-13 dakikadan sonra “ya death metal koymayı unuttuk abi,” farkındalığına ulaşmış olacak ki Oden Owns You All‘da bira kıpırdanır gibi oluyor. NWoBHM etkili, JUDAS PRIEST soslu Find a Way or Make One ise grubun akılda kalıcı, eşlik edilebilir şarkı yazma kabiliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Dawn of Norseman da keza grubun melodik ve death metale yakın genlerinin öne çıktığı, benim için Amon Amarth’ın güncel ortalamasının üzerinde bir parça.

Sabaha kadar tartışır, göm ha gömerim ama Amon Amarth’ın kötü müzisyenlerden oluştuğuna dair tek bir cümle duyamazsınız benden. Hakikaten makine gibi, direkt topu kaleye gönderecek beste yapma meziyetleri çok yüksek. Yine de geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmişlik hissini aşmak hiç kolay değil ve savaş meydanında ölüp atalarının salonlarında sevdiklerine kavuşma arzusunda, lakin kılıcını bile kaldıramayacak kadar güçten düşmüş yaşlı bir savaşçının acıklı görüntüsü geliyor gözümün önüne bu şarkıları dinlerken.

En istisnai ve kayda değer şarkı ise SAXON efsanesi Biff Byford’un yer aldığı Saxons and Vikings. Son yıllarda Amon Amarth’tan dinlediğim en taze, en heyecan verici şarkı oldu bu. Johan Hegg de Saxon albümüne konuk olmuştu zaten geçtiğimiz yıllarda ve belli ki iyi bir uyum yakalanmış iki grup arasında. Wessex Kralı Alfred’in tacını, kellesiyle birlikte almaya yeminli barbarları Hegg temsil ederken Alfred’in hükmü altında birleşen, Danelaw‘u sonlandırıp tüm İngiltere’yi tek çatı altında toplama amacıyla kafire kılıç sallayan Wessex – Mercia askerleri de Byford’un kendine has melodilerle bezeli vokalinde hayat buluyor. Ortaya gerçekten ilginç, albümün monoton, tekrarcı ve sıkıcı yapısını olumlu anlamda bozan bir şarkı çıkmış.

Bütün halinde bir daha dinleyeceğime ihtimal vermediğim, Amon Amarth’a dair negatif fikirlerimi değiştirmeyi başaramayan bir albüm The Great Heathen Army. Herkeste de benzer bir etki yapacağına eminim: Eğer grubun son yıllardaki bu kolay benimsenebilir/tüketilebilir ve ekstremlikten uzak, radyo dostu halini seviyorsanız bu albümden de benden çok daha fazla keyif alacağınıza eminim. Tersi durumda da yine “hay yapacağınız işe tüküreyim,” deyip eskilerden devam edersiniz muhtemelen. Amon Amarth bu saatten sonra değişmez; deve orada duruyor işte, biz yolumuza bakalım.

60/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Amon Amarth – The Great Heathen Army

  • 27 Ağustos 2022 tarihinde, saat 09:23
    Permalink

    inceleme için teşekkürler amon amarth ın yeni hali beni çok üzüyor kapasitelerini kullanamıyorlar gibi ama yeni düzen böyle şarkılar istiyor galiba nerde o eski versus the world ve with oden on our side

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.