Soen – Imperial

Merhaba.

Metalperver’de bütünüyle bağımsız, tek yetkili ve keyfe keder olmamın özgürlüğü sayesinde, içerisinde yer almamayı tercih edebilecek lükse sahip olduğum için her zaman şükrettiğim basın ve medya taraflarına uzun zamandır (herhalde üniversiteden beri) sinirliyim. Bunu müzik basını gibi de düşünmeyelim sadece; ülkemizde sistematik bir şekilde ağızlara sakız edilip içi boşaltılarak şaka konusu haline getirilen, bu sayede de varlığı ve reel etkileri gözardı ettirilmiş manipülasyon ve algı yönetimi konularında basın ve medyanın ne denli etkili olduğunu düşününce insanın bu güçlerle çok barışık olması mantıklı değil zaten. Alternatifi, bağımsızı bile karşısında durma güdüsüyle başka türlü bir dayatma uygulamaya çalışıyor. Kısaca herhangi bir şeyi kitlelere empoze etmenin en önemli şartlarından biri de bu taraflarda güçlü olmak ve güç sahibi olan biri nadiren onu kendinden başka birinin iyiliği için kullanır; bunu unutmamak gerek.

Konuyu daraltmak gerekirse bir albümün çıkışından hemen önce yayımlanan, yine siyasi bir örnek gibi olacak ama bankamatik yazarları tarafından yazılmış yalan yanlış incelemelere ve çeşitli paylaşımlara kafayı takmış durumdayım. Spinefarm Records ile bir tanışıklığım yok ve Imperial için bir promo kovalamadım açıkçası (ki bir önceki albümü 10 gün kadar önceden almıştım). Albümü birçoğumuz gibi (hakkında ilk yorumu yapmak için sene 2021’de hala korsan müzik dinleyen tayfa dışında) çıktığı Cuma günü (gecesi? sabaha karşısı? bilemiyor insan) dinledim ilk defa. İlk bir-iki parçada dikkatim dağılınca merak edip ön değerlendirmelere üstünkörü bir bakmak istedim. Sonuç: SOEN dünyanın en iyi grubu ve Imperial da dünya halklarına bahşedilmiş kutsal bir nimet.

Soen bile “really, bro?” diye bakmıyor mu?

Mahalle baskısını anlarım. İçsel bir bağ kurup objektif bakamamayı zaten ben bile bazen yaparım. Hele genç yaşlarda, eş-dost ortamında çok sevilen bir şeyi, ortamdan dışlanma korkusuyla zorla sahiplenmeyi her zaman kabul ederim; fakat koca koca insanların like kovalamalarına, şirketlerle aralar bozulmasın, paralar vaktinde yatsın veya kitleden tepki gelmesin diye boş boş konuşmalarına, lafı dolandırmalarına, basmakalıp cümlelerle geçiştirmelerine, öv ha övlerine, kimi zaman da düpedüz yalan söylemelerine katlanamıyorum arkadaş ben. Herkesin ciddiye aldığı şey başka; benimki de bu. Daha ay geçmemişken Imperial‘i 2021’in en iyisi ilan edenler mi ararsınız, kulaklarından içeri melekler üflemiş gibi ferahlayıp yerden yükseldiğini anlatanlar mı istersiniz… Ismarlama albüm incelemelerine ve uyduruk kaydırık manipülasyonlara bazen katlanamıyorum gördüğünüz üzere.

Yerelde de durum aynı haltın başka rengi tabii. Popülizm ile yoğrulmuş ve kaliteyi zerre umursamayan, zaman zaman clickbait boyutuna varan içerik üretiminden tutun da “aman laf söz olmasın, eş-dost ile aramız açılmasın, takipçi azalmasın” kaygıları yüzünden ortalama veya kötü işlere bile laf edemeyen sosyal medya figürlerine kadar… Böyle böyle düzgün tabaka elini ayağını çekiyor sosyal medyadan ve internetten. Evinde kendi kendine, asla bu kültürün içine gir(e)meden yaşıyor müzik aşkını insanlar. Biz de çerçöp “dinle geç işte ne kastın qanqa???” tayfasına, tükettiği eserden bir halt anlamayanlara kalıyoruz bu sefer… Sinirliyim ama uzatmayayım. Kısacası bu yazıya “hadi reyiz koparıyor musun bizi, sabaha kadar Soen vu-huuu!” gibi bir beklentiyle geldiyseniz ne aradığınız insan benim ne de takılmanız gereken ortam Metalperver. Ne bileyim, Duygu Özaslan’ın Instagram’ına, çok detaylı ve teknik suluk inceleme videolarına yönlendirebilirim mesela sizi çok istiyorsanız.


“Soen’in SOEN olduğu albüm. Artık Soen’den bahsederken başka grupların adını anmaya hiç ihtiyacımız kalmadı. Bu melankolik, üzgün ama müzikal olarak da tek başına ayakta durabilen enfes albümü sevmek için metalperver olmaya bile gerek yok; bir çift işlevsel kulağa sahip olmak yeterli.”

Noktasına, virgülüne kadar dokunmadan kopyalayıp yapıştırdığım bu cümleler Lykaia hakkında, 2017’nin sonunda yazdığım değerlendirme yazısından. Lotus yazım da zaten Metalperver’in tüm zamanlarda en çok okunanlarından biri. Azıcık takip ediyorsanız Soen’i ne kadar sevdiğimi, grubun üzerine koya koya ilerleyerek kendi markasını ve müziğini yaratma becerisini geliştirmesine ne kadar coştuğumu biliyorsunuzdur yani. Yalnız şu kısmı içimden atmam gerekiyordu bir şekilde, o yüzden uzadı biraz. Hala okuyorsanız hadi artık Battle of Endor‘da Death Star‘a dalan Rebel Alliance gibi Imperial‘a giriyoruz:

2019 Şubat’ında çıkan Lotus, vokalist Joel Ekelöf’ün omuzlarında yükselen bir albümdü. RIVERSIDE, KATATONIA, OPETH gibi dev grupların vokalistlerinin referans verildiği bir ses rengine ve yorum gücüne sahip Ekelöf, enstrümanına özgün bir ton bulup Soen’e de seviye atlatmıştı. Hala fazlasıyla birilerini andırdığı (isim şarkısı dümdüz Opeth’ti mesela) anlar vardı ama ortalaması çok yukarıdaydı. Böylece Lotus, grubun kariyerindeki en başarılı albüm oldu. Imperial‘da da aynı performansı sürdürüyor Joel Ekelöf. Vokal melodileri akılda kalıcı ve nadiren de olsa hep doğru anlarda yükselip duyguyu körükleyebiliyor. Buna karşın Lotus ile ilgili en büyük eleştiri noktalarından biri vokalin tekrara dayalı, biraz tekdüze kalan performansıydı ve Imperial‘da bu konuda bir gelişme gördüğümü söyleyemem. Yükselme noktasında özellikle Monarch ve Antagonist‘te, daha önce görmediğimiz türden bir kirli vokal yaptığı anlar keyifli ama bunlar haricinde Ekelöf sıkışık, sabit bir grafik çizmeyi sürdürüyor. Hem onun vokali hem de birazdan değineceğim şarkı yapıları nedeniyle bir süre sonra şarkıların nakaratları, duyguları birbirine karışabiliyor. Yine de ne olursa olsun Soen’in (ve Imperial‘ın) en önemli silahlarından biri Ekelöf’un vokalleri hala.

Ekelöf’e iyi-kötü hakkkını teslim etmekle birlikte Imperial, açılış parçası Lumerian‘ın girişindeki tarama rif ve hemen arkasından giren sert, ritmik bölümle birlikte daha ilk saniyelerden farkını hissettiriyor. Açık açık söylemek gerekirse tam anlamıyla bir ritim ve nakarat albümü Imperial. Üçlü, beşli, altılı, sekizli (cibili şak!) bas-davul vuruşları ile Martin Lopez, albümün neredeyse hiçbir anında başka bir enstrümana kaptırmıyor hakimiyeti. Elbette dramatik geçiş anlarında ve temponun iyice düştüğü parçalarda geri plana çekilip detaylara gizliyor hünerini; fakat Lumerian‘ın girişinde duyduğunuz o kısmı aklınızın bir köşesine not alın derim. Deciever’ın iskeleti, Monarch‘ın nakaratı, Dissident‘in giriş-çıkışı derken sık sık benzer kalıplar dahilinde, her biri kendine has olsa da birleşip albümün ana motifi haline gelecek kadar yoğun kullanılmış, belirgin bir ritim anlayışına sahip Imperial ve bu karakteriyle de Lotus‘tan net bir şekilde ayrılıyor.

Soen zaten kurulduğu günden beri bas, davul ve ritim üzerine kurgulanan bir progresif metal icra ettiği için bu kimileri için sürpriz bir haber değil belki ama Martin’in baskın davullarını, daha önce grubun herhangi bir işinde denk gelmediğimiz türden prodüksiyon ve nakarata ağırlık veren bestecilik anlayışıyla birleştirdiğinizde Imperial‘ın karakteri diskografinin en kendine has kimliklerinden birine dönüşüyor. Soen’in en sert tınlayan albümüyle karşı karşıyayız, bunu belirtmek lazım.

Çalıştıkları prodüktör Kevin Churko’nun kariyeri, HELLYEAH ve FIVE FINGER DEATH PUNCH gibi ritmi göğüs kafesinizde hissetmenizi sağlayacak kayıtlara sahip gruplar için yaptığı işlerle dolu (Wikipedia’ya göre Britney Spears’ı Britney Spears yapan Oops!… I did it Again‘de de çalışmış ki bu nereden baksanız muazzam bir bilgi hshah) ve Kevin Churko’nun işlerini görünce taşlar daha da yerine oturdu kafamda. Bir önceki albümün prodüktörü David Castello, özellikle gitarları öne taşımak istediklerini söylemişti mesela ve gümbür gümbür bir gitar-bas ikilisi vardı Lotus‘ta. Detaylardaki, yaklaşımlardaki bu farklılıkları gözlemlemek çok keyifli geliyor bana açıkçası.

Tabii Kevin Churko Bey davulu kökleyince bas gitar kaybolmuş biraz; Lotus‘ta en sevdiği parçalardan biri bas gitarın öne çıktığı Lascvicious olan bir dinleyici olarak bu durum bir parça tadımı kaçırmadı desem yalan olur. Antagonist‘in sonlarındaki tribal davul-bas bölümünde veya iyice rock (MOR VE ÖTESİ diyeyim) Modesty‘de bile bas gitarı duymakta zorlanıyor insan. Basçı yeni geldi diye resmen kısmışlar çocuğun sesini. Ayıp be kardeşim; METALLICA‘nın iyi yanlarını örnek alsanıza bunu alacağınıza…

Şaka bir yana, hem prodüksiyon anlamında hem de ritim ve nakarat kurgusuyla Soen’in en kolay dinlenen, en rahat albümü diyebiliriz Imperial için. Martin Lopez’in geçmişte “dikkat aralığı kısa olanlar için özümsemesi zor bir müzik,” diye bahsettiği Soen müziği artık dinleyicisiyle daha barışık, konser odaklı bir kanala geçmiş durumda. Zaten verdikleri röportajlarda veya şu bahsettiğim ön değerlendirme yazılarında da hep “Soen devler ligine (bunun Türkçesi ana akım) adımı atıyor,” “İskandinav ekstrem metal sahnesinden çıkıp isimlerini daha büyük kitlelere duyurabilecekleri bir albüm,” ve benzeri ifadeler de bolca yer alıyor. Çok abartılıyor ve ben Soen’in LEPROUS şöhretine kavuşacağını sanmıyorum tabii ama yine de bu durum Soen’in progresif tabanını sevenler için hayal kırıklığı yaratabilir. Ben de bu kadar nakarata abanan, tekrarlı ve radyo dostu bir albüm beklemiyordum Soen’den. Lotus‘tan ya da önceki albümlerden aldığımız o müzikal doygunluk hissini Imperial‘da bulmak pek mümkün değil ne yazık ki.

Tekdüzelik, tekrar ve genele yayılmış bir dinamizm eksikliği, Imperial‘ın zayıf karın bölgesini oluşturan unsurlar. Buna karşın özellikle nakaratlarda albüm çok güçlü. Nakaratlar bir yana, Monarch şarkısının girişindeki sirenler ve ardından giren patlayıcı break-down‘u kısa tutup hemen vokale girmek çok zekice örneğin ve konserde oradan oraya savrularak sözlere eşlik edecek insanları şimdiden hayal edebiliyorum. Benzer şekilde Antagonist de grubun en çok dinlenen, en sevilen şarkılarından biri dönüşecektir mutlaka. Söz tarafında ise yine çok eşlik edilebilir, “hepimizin içinde bir ateş yanıyor,” “bu canavarı yenmek için kimse yardımımıza koşmayacak,” “kafanı kullan ve zincirlerini kır,” “masumiyetinin kontrolünü elinde tut,” “güçlü ol,” gibi baskıyı kırmak, özgürleşmek, birey olmak üzerine yazılmış cümleler, grubun genç ve ana akım kitleye oynadığını gösteriyor gibi. En azından sabun köpüğü sözler yerine her zaman için geçerli olabilecek, düzgün de bir mesaj verebilen sözler tercih edilmesi güzel.

Çok melodrama kayıp baymasa da duygusal açıdan yoğun anlara da sahip Imperial. Özellikle kapanıştaki Fortune, hem ağır temposu (bas duyuluyor en azından gerçi) hem de arka plandaki yaylılarla (synth) görkemli bir final olarak tasarlanmış ama açıkçası bir daha açıp dinlemem herhalde. Albümün çok düşük modda, hiç hadi biraz daha Soen dinleyeyim gibi bir istek/gaz bırakmadan kapanmasına neden oluyor. Hemen öncesindeki Dissident benzeri bir parçayla bitse başa dönmek, başka Soen parçaları dinlemek konusunda daha istekli olabilirdim mesela. Tabii kim açıp albüm dinliyor da kapanışın nasıl olduğunu önemsiyor bu devirde, o da ayrı bir tartışma konusu ama bu bir albüm kritiği olduğu için konuşmak zorundaydım. Bunun haricinde de Illusion parçasında ve sağa sola serpiştirilmiş başka kısımlarda bazen epey melankolik bir noktaya çekiyor kendini albüm; Soen kadar müzik müzik bir gruptan beklentim bu değil benim ama seveni de açsın dinlesin, üzülsün tabii.

Toparlamak gerekirse Imperial, Soen için farklı bir yola girildiğinin habercisi gibi ve ben aradığım şeylerin bir kısmını bulduğumu, bir kısmınıysa pek bulamadığımı söyleyebilirim. Yine de büyük müzisyenlerin elinden çıkan incelikli bir iş olduğunu hissettiriyor ve aradan birkaç parça seçip (Monarch, Antagonist) sene içerisinde ara ara çevireceğime eminim. Soen kaliteli bir müzik üretiyor ve ne kadar sadeleşse, ne kadar basitleşse de bir yere kadar kalitesizleşebileceği için (yani, umarım) eğer melankolik, progresif rock/metal seviyorsanız gönül rahatlığıyla Imperial‘a da şans verebilirsiniz.

Bir de tabii kolay dinlenebilir müzikle, Soen’in kitlesiyle ve ülkemizle ilgili şöyle bir şeyler de söylemek istiyorum: Melankolik ama progresif olduğu için havalı duran müzikler seven genç bireylerimizin ve onlarla vakit geçirmek isteyen kırılgan, serseri başka bireylerimizin dinledikleri müziklerin kalitesi ne kadar artarsa, genel anlamda müzik kültürümüz de o kadar yukarı çıkar gibi hissediyorum. Soen progresif metal çatısı altında dinlenebilecek en basit isimlerden biri ama yine de dümdüz bir müzik üretmiyor tabii. Ülkemizde ise çok seviliyorlar. Kaldı ki mesken tutacaklar/tutturulacaklar gibi de görünüyor zaten ki Metalperver’in de senelerdir Soen övmesinin de payı vardır illa. Yalnız yıllardır olan biteni, kapıdaki paspası eskiten grupları düşününce ben Soen gibi isimlerin genele yansımasının olumlu olabileceğini düşünüyorum. Bunu da belirtmek istedim. 1771. kelimeyi yazmışım şu an. Eh, yeter hadi.

78/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfasına göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Soen – Imperial

  • 2 Şubat 2021 tarihinde, saat 01:02
    Permalink

    Albumu birkac kez cevirdim. Produksiyonla ilgili yorumuna 100% katiliyorum. Gercekten davul sanki biraz gereksiz onde, bas cok gerilerde, gitar da hayli zayif (sanki birkac track degil de tek track kaydedilmis gibi duyuluyor cogu zaman).

    Vokal cok iyi ama gercekten tekrara cok dustugu icin zaman zaman bayiyor. Yine de butun bunlara ragmen ben biraz daha yuksek puan verirdim 80-85 arasi gibi ama Lotus’a da 88 vermissin, buna kiyasla OK gibi 🙂

    Yazi harika bu arada bastaki yorumlarina da aynen katiliyorum. Maalesef ozellikle Turkiye’de bazi gruplar cok pohpohlaniyor islerine bakilmaksizin.

    Yanıtla
  • 2 Şubat 2021 tarihinde, saat 21:56
    Permalink

    Ekelöf hit or miss biraz benim için. Yaptığı bazı hareketler çok güzelken başka bazıları sıkıcı geliyor. Albüm de konserlik şarkı yazalım kafasında gibi. İlk şarkıdan sonra Antagonist gelse de dinlesek yahu diye, Antagonist’te bu ne güzel şarkı yahu diye, Antagonist’ten sonra da Antagonist ne güzel şarkıydı yahu diye dinliyorum albümü. Baştan sona ders gibi şarkı da Ekelöf’e bu tarz buyurgan ve keskin bir vokal çok yakışıyor. Davul tonları, bilhassa trampet tonu da muazzam. Bunlar dışında ama ilk şarkıyı, Antagonist’i ve Dissident’i alır gerisine çok karışmam gibi. Soen dinlemek istediğimde Tellurian’ı açarım yine.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.