Soen – Lotus

Merhaba.

KATATONIA dağılmaya yüz tutmuş, OPETH‘in kimilerine göre eski tadı kalmamış, TOOL kabak tadı veren bir şakaya dönüşmüş, umut bu diyarları terk etmiş, Star Wars Disney’e satılmışken piyasadaki boşluğu görüp Alman teknoloji fuarından konsept çekip kısa sürede köşeyi dönen kıvrak zekalı tüccarlar gibi daldı ortamlara Soen.

Tohumları 2004 yılında atılmış olsa da resmen 2010 senesinde faaliyete geçtiğini duyuran, eski ve kimilerince en iyi Opeth davulcusu kabul edilen Martin Lopez’in kurduğu Soen, aslında 2012’de ilk kez baş gösterip Cognitive‘i yayımladığında bunu bir avuç insan biliyordu. Fakat aradan geçen kısa zamana rağmen Soen önce Tellurian ve ardından da Lykaia ile adını çok daha geniş kitlelere duyurmaya başlayıp eski Opeth davulcusu grup kurmuş işte, ekmek parası ağbii seviyesinden çabucak progresif rock/metalin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birine dönüşmeyi başardı.

İlk yıllarında Tool benzerliği nedeniyle bir parça eleştirilse de Soen’in kendine has bir tını yakalamayı başardığını söyleyebiliriz artık. İlk iki albüm özelinde vokal konusunda biraz mekanik kalmış olsa da Joel Ekelöf’ün vokali zamanla Soen müziğine doğru şekilde oturacak alanı buldu ve Soen’in, grubu ilk defa dinleyecek olanlar için, en büyük silahı haline geldi.

Resmi olarak geçtiğimiz Cuma günü (dün) yayımlanmış olsa da birtakım güzel bağlantılar sayesinde bir haftadır ara ara dinlemeye devam ettiğim yeni Soen albümü Lotus, bu anlamda şimdiye kadar çıkmış en etkili Soen albümü. Ekelöf’ün bir handikap da sayılabilecek, birden fazla isimle fazlasıyla benzeşen vokalleri, albümün lokomotifi. Zaman zaman RIVERSIDE‘dan Mariusz Duda’yı da fazlasıyla andıran Ekelöf, sesini kaybetmeye başlamadan önceki Mikael Akerdfelt ile Jonas Renske arasında bir yerlerde, zaman zaman iki taraftan birine daha da yaklaşabilen bir noktada duruyor. Eh, sesiniz bu üçlüden bir tanesine bile benzese zaten sırtınız yere gelmez; Ekelöf üçüne birden benzeşerek adeta büyük ikramiyeyi kazanmış.

Tabii başkalarını bu kadar sık andıran bir vokale sahip olmak aynı zamanda bir lanet, çünkü müziğin de yine bu gruplara yakın yapısını düşününce bazı anlarda insan hala Soen dinleyip dinlemediğini sorgulamaya başlıyor. Böyle anlarda biraz tadım kaçıyor açıkçası ve Lotus’ta bu anlar azımsanmayacak kadar çok. Yine de Penance ya da River gibi güçlü vokal şarkılarında Ekelöf’ün özgün tınısını, müziğe kattığı tılsımı deneyimlemek çok keyifli. Bu albümde Ekelöf’e sen yardır, biz yetişiriz demişler, o da gerçekten tüm silahlarıyla en önden koşturuyor düşmana/dinleyiciye. Bazen hedefi tutturamayabiliyor ve bazen de sıkışık, kendini tekrar eden bir performans sunuyor gibi olsa da albümün duygusal açıdan diğer Soen albümlerinden bir nebze daha etkileyici görünmesinin temel nedeni Ekelöf’ün performansı kesinlikle.

Beste konusunda ise Soen kendi bildiği yoldan ilerlemeye devam ediyor. Grubun kurucusu ve ana bestecisi bir davulcu olunca (sıradan bir davulcuymuş gibi bahsettim utanmadan ama Martin Lopez’i bilen biliyor, övmeye gerek yok herhalde ayrıca) besteler de ona göre şekilleniyor elbette. İlk dinleyişten insanı şaşkına çevirecek bir progresiflikten ziyade büyük bir groove ve zahmetsizlik baloncuğu içerisinde deneyselliğini sürdürüyor Soen. Lotus özelinde dikkati vokalden diğer enstrümanlara kaydırmak pek kolay değil, fakat başarabilirseniz Ekelöf’ün arkasında tıpkı Martin’in söylediği gibi dikkat aralığı kısa olanların kolay kolay alışamayacağı, ısınamayacağı türden bir müzik akıyor.

Albüme hakim olan ve melankoli duygusunu kökleyen staccato gitarlar bilinçli bir şekilde öne alınmış, bu nedenle yüksek sesle dinlendiğinde olduğundan çok daha sert tınlayan bir albüm Lotus. Bu prodüksiyon tercihi albümü daha ilginç bir hale getiriyor benim için; kısık/orta sesteyken Ekelöf önderliğinde ilerleyen duygusal, melankolik bir atmosfer oluşurken yüksek seslerde groove dersi davullar ve yüksek gitarlar eşliğinde çok daha gaz, çok daha müzik odaklı bir tecrübeye dönüşüyor Lotus. Belki tamamen kişisel bir durum ve seçici algıyla ilgili bir şeydir, diyordum ama sonradan prodüktör David Castillo’nun özellikle gitarların gümbürdemesini istediğini okuyunca taşlar yerine oturdu gibi.

Lascivious ya da Rival gibi sert şarkılarla demin bahsettiğim Penance, River ya da vokal melodilerinden davullarına, solosundan bas tonuna kadar haddinden fazla Opeth kokan ve ne yazık ki bu sorunu aşamadığım Lotus gibi şarkılar albümün güçlü topları. Buna karşın dokuz şarkı ve elli dört dakikalık müzik içerisinde baştan savılmış bir an yok ve gerçekten albüm bittiğinde müzikal açıdan ağzınıza kürekle katmer itelemişler gibi bir doygunluk çıkıyor ortaya. Yaz yaz insan acıkıyor tabii.

Uzun lafın kısası Soen özel bir grup ve Lotus da onların ne kadar yetenekli olduklarının yeni bir ispatı. Kişisel zevkime göre zaman zaman özgünlük çizgisi biraz kaybolur gibi olsa da bu Lotus‘un gücünü baltalayan bir etken olarak, bir eleştiri unsuru kabul edilemez. Bir tek şu kapak biraz keyfimi kaçırıyor; biz, yani tam olarak ben, Soen’den böyle anlayana kapakları görmek istemiyoruz. Bu ufacık serzeniş haricinde Soen artık bilenin bildiği ufak çaplı bir yeraltı progresif grubundan tıpkı zamanında LEPROUS ya da MASTODON gibi grupların başardığı gibi -popülerlikten bahsetmiyorum- ismiyle müsemma olmaya doğru hızla ilerliyor gibi geliyor bana. Senenin ilk muhteşemliklerinden biri Lotus, mutlaka bir göz atın.

88/100


Her zamanki gibi kritikle ilgili düşüncelerinizi yorumlara yazmayı; bu inceleme ve sitedeki diğer yazılar hoşunuza giderse sağda solda paylaşmayı ihmal etmeyin. Metalperver içeriğinin katlanarak çoğalması ve zenginleşmesi için Patreon sayfası üzerinden Metalperver’e ulaşabilir ve destek olabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Soen – Lotus” için 2 yorum

  • 2 Şubat 2019 tarihinde, saat 13:28
    Permalink

    “gerçekten albüm bittiğinde müzikal açıdan ağzınıza kürekle katmer itelemişler gibi bir doygunluk çıkıyor ortaya.” daha güzel açıklayamazdım ahahahah. İlk albümlerinden beri takip ettiğim bir grup Soen. Lykaia ile birlikte buldukları formülü bir tık ileri taşımışlar bu albümde. Yıl boyunca tanıdık bir şeyler dinlemek istediğim zamanlarda hep elimin altında olacak bir albüm olmuş. O vokal melodileri ne öyle ya.

    Yanıtla
  • 3 Şubat 2019 tarihinde, saat 10:19
    Permalink

    şimdilik 3 kere dinledim albümü. Albüm beni şaşırtmadı, Soen kalitesi ortada ve son iki albümdür artık kendilerini bulmaya başladılar bence. Eckelöf’ün sesi bile Maynard’lıktan çıkmaya başladı. Bence onlara Tool klonu demek haksızlık olacak, taş gibi özgün bir grup var karşımızda ve onları seviyorum 🙂 Şimdi Lucidity çalıyor, güzel Lotus albümünü pazar pazar açıyorum.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.