Omegavortex – Black Abomination Spawn

Merhaba.

Aslında ilk etapta Alman black/death metal temsilcisi Omegavortex’in geçtiğimiz aylarda çıkan yeni albümünü inceleme işine konuk yazar ve PATREON abonemiz Duodenum talip olmuştu. Ben de merak etmeme rağmen hem albüme çok zaman ayıramadığım hem de sene sonu listeleri, Spotify listeleri derken epey koşturmaca içinde olduğumdan sevinmiştim. Fakat kendisinin albüme verdiği puanı gördükten sonra merak edip biraz kurcalamak istedim Black Abomination Spawn‘ı. Dış basında hayli olumlu eleştiriler aldığını bildiğimden birkaç tur çevirdim albümü ve Duodenum’un incelemesine geçmeden önce birkaç kelam da ben edeyim dedim. Dertsiz başıma dert oldunuz yani sevgili Omegavortex ve Duodenum, haha.

Bir dönemin Ambevilence‘ıymış bu arkadaşlar ama o isim altında bir EP dışında bir şey çıkarmadıkları için bende de, muhtemelen sizler gibi, ilk kez duyduğum bu isim bir anlam ifade edemedi. 2007’den beri bir şekilde takılıyorlar ve nihayet ilk albümlerini yapabilmişler. Hızlıca müziğe gelirsek MORBID ANGELın ilk günlerinden ilhamla şekillendirdiği temeli günümüzün en geçer akçelerinden kaotik ve uyumsuz beste yaklaşımıyla destekleyerek yandaş inşaat firması gibi fütursuzca kat çıkıyor Omegavortex. 90’ların başında, demo veya ilk albüm sürecindeki gaddar death metal gruplarını aklınıza getirecek şekilde zaman zaman thrash etkili, neredeyse sabit bir tempo içerisinde tüm gücüyle kaos saçmaya çalışan, saldırısını bir an olsun kesmemeye odaklanmış bir müzik bu.

Artık “bu tutuyor kanka, bas,” şeklinde gözümüze gözümüze sokulduğu için beni bıraz bezdiren old school death metal gazına karşılık bu tip daha dengeli ve bugünle bağını koparmamış bir yıkım seviciliğini destekleyebilirim sanırım. HATE ETERNAL, MALEVOLENT CREATION gibi death metali çok daha hatır sormaz, özür dilemez, bir bardak su isteseniz vermez noktalarında icra eden ayı grupların ilk dönemlerinin havasını yakaladım Omegavortex’de zaman zaman. Black/death metal kırması ve kaos denilince akıllara direkt PORTAL veya daha temelde DEMILICH vs. gibi süper teknik ve rahatsız isimler geliyor tabii ama aslında Omegavortex’in amacının o kadar da teknik ve “hadi baba, alıyoruz milletin aklını!” olmadığını, daha ziyade 90’ların başındaki acımasızlığa ulaşmaya çalıştıklarını, bunu yaparken de günümüzden birkaç ufak tefek alet-edevat kullanmaktan, şiddeti de yerine göre bir enstrüman olarak kullanmaktan çekinmediklerini düşünüyorum genel olarak.

Stellar Death‘in son bölümündeki rif ve Tom G. Warrior selamı, bence grubun vizyonunu açık ediyor yeterince. Hemen arkasındaki Gateways de bugünün kaotik rif düzenlemeleriyle 90’ların nefessiz blast-beat patlamalarıyla grubun tam olarak grubun geçmişe bugün arasında kurmaya çalıştığı köprüyü (gateway: kapı/geçit) temsil ediyor sanki. Detaylara dalınca death metal külliyatından çeşitli referanslarla eğlendirebilir insan kendini ama bütüne bakınca biraz tekrar, biraz formülize gelen bir albüm olduğunu da söylemek gerek. Fikir olarak başarılı ama uygulama daha iyi olabilirdi gibi hissediyorum. Ayrıcak black metal tarafında da pek bir şey hissettiremiyor aslına bakarsanız. Albümü çevirip durdum ve kendi favori 20 dakikamı bulup o parçalardan bir EP yarattım kendime; bu şekilde makaslayıp tüketince Black Abomination Spawn‘ın puanı hayli yükseldi, haha.

“Hem adama yazı yazdırmış hem de çıkmış cevap veriyor,” gibi anlaşılmasın tabii, iki farklı bakış açısının temsili olarak değerlendirilmeli bu incelemeler. Bana kalırsa Omegavortex yıllardır aktif olmasına rağmen ilk albümünde hala biraz ham, biraz tutarsız ve Duodenum’un da söylediği gibi çeşitlendirmeden yoksun olduğundan dolayı şarkılar ilerledikçe hızlıca heyecanını kaybediyor, ancak Black Abomination Spawn‘ın başka gruplara ilham verebileceğini, bunun üzerine koyularak çok daha iyi albümler yapılabileceğini ve her yıl karşımıza çıkan, ayıla bayıla dinlesek de çok abartıldıklarını düşündüğüm retro gruplarına karşı yeni bir akım başlamasına öncülük edebileceğini hissettim. Durum bu şekil benim için.

72/100


Şimdi bir de Duodenum’a kulak kabartalım bakalım:

Hayattan ve müzikten beklentilerim birbiriyle büyük ölçüde zıt. Hayattan tek beklentim düzenli ve olaysız olması. Yaşadığımız ülkede pek mümkün olmasa da buna ne kadar yaklaşırsam o kadar mutlu oluyorum. Müzikteyse tam tersine sürekli bir şeyler olsun, sürekli çeşitli uyaranlarla zihnim bayram etsin istiyorum. Müziği envai çeşit uyaranla doldurmak kolay bir şey. Gitar çalmayı bilen herkes iyi rif yazabilir. Daha önce de sık sık belirttiğim gibi zor ve önemli olan tansiyon ayarlamak, müziği düzenlemek.

Omegavortex 2007’de kurulmasına rağmen ilk albümünü bu sene çıkarmış hiperaktif bir black/death metal grubu. Eski kafa bir prodüksiyonla modern işlerden de ilham almış fakat kökleri geçmişte olan  tamamen yıkım odaklı bir müzik yapıyorlar. İnsanın üzerine üzerine gelen disonans etkili sayısız rif, durmak bilmeyen bir davul ve death/black metal karışımı bir vokalle kağıt üstünde çekici duran bir müzik yapıyorlar. Tek tek şarkılar gerçekten çekici, fakat Omegavortex henüz albüm formatında bir iş çıkaracak kadar olgunlaşmış bir grup değil.

Bu sene harika albümler çıkarmış OF FEATHER AND BONE, DEFEATED SANITY ve DEARTH’ın albümlerini 30 dakika civarı tutmalarının bir sebebi var. Bu tarz yüksek tempolu olsa da monotonlaşmaya müsait bir müzik uzun tutulduğunda arkaplan gürültüsüne kolaylıkla dönüşebiliyor. Monotonlukla uzaktan yakından ilgisi olmayan Defeated Sanity bile nerede durması ve nerede başlaması gerektiğini çok iyi biliyor. Omegavortex ise gerçekten monoton bir müzik yapıyor. İlk 2 şarkının ardından formül belli oluyor ve albümün kalanı benim için pek bir şey ifade etmiyor. Özellikle gitarların ciddi anlamda yaratıcılık eksikliği çektiğini düşünüyorum. Her sıkıştıklarında araları geniş notaları tremolo çalarak köşeli melodiler yazıyorlar. Demilich veya THE DILLINGER ESCAPE PLAN tarafından zevk sahibi bir şekilde kullanılan bu formül, Omegavortex’in temel silahı olunca sadece yorucu, “Eh be yeter artık!” dedirten bir hal alıyor. Davulcunun kimi zaman tap-tap-tap-tap şeklinde adeta ilk aklına gelen ritimleri çalması da iyice güçlendiriyor bu monotonluk hissini.

Hiç mi iyi yanı yok albümün? Şarkılara ara ara serpiştirilmiş groovelu kısımlar, tempoyu düşürüp boğuculuğu dinleyenin üzerinde fil tepiştirmek yerine kurum solutmak suretiyle veren anlar nefes aldırıyor. Fakat bunlar nadir anlar ve albümü iyi kılmıyor, sadece dinlenemezlik sınırından çıkarıyor. Enstrümantal bir geçiş olan From Obscurity ve ardından gelen kapanış B.A.S., grubun olgunlaştığında bir tık daha iyi yerlere gelebileceğinin işaretçisi. Fakat B.A.S. için bile iyi bir şarkı diyemiyorum.

Maalesef Omegavortex hakkında söyleyecek pek olumlu bir sözüm yok. Kağıt üzerinde tam benlik duran bir formüle sahip, gerçekte yüksek tempolu, fazla rifli ama monoton ve sıkıcı bir albüm Black Abomination Spawn. Bu tarzda daha iyi bir albüm dinlemek isterseniz Of Feather and Bone, Dearth ve Proscription bu sene harika albümler çıkardı, onlara göz atabilirsiniz. Grubu yine de takibime alacağım, gelecekte neler yapacaklar merak ediyorum. Umarım bir sonraki albümleri hakkında bu kadar olumsuz ifadeler kullanmam.

41/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.