Wayfarer – A Romance with Violence

Merhaba.

2018’de yayımlanan World’s Blood albümüyle tanıdığım Wayfarer’ın black metal sahnesi içerisinde özel bir yere sahip olduğuna inanıyorum. O yüzden 2014 yılından beri iki yılda bir albüm çıkarma alışkanlığını sürdürerek geçtiğimiz günlerde dördüncü uzunçaları A Romanca with Violence‘ı paylaşınca grubun heyecanlı bir takipçisi olarak hemen üzerine atladım. Bu yazı öncesinde de PozKes‘te övdüm durdum hatta zaten.

Wayfarer, black metali Western teması ile buluşturuyor ve bunu yapmış olmak için gibi hissettirmeden, samimiyetine güven duyurmayı başararak yapıyor. Atmosferik black/folk metal çerçevesinde tanımlanabilecek müziği, piyasadaki pek çok grup arasında kolaylıkla ayırt edilebilir. Özellikle zaman zaman atınıza atlayıp ağzınızın kenarındaki buğday sapını kemire kemire günbatımına doğru at sürme hayalleri kuran bir black metal severseniz, Wayfarer ihtiyacınızı eksiksiz bir biçimde karşılayabilecek türden bir grup.

Böylesi keskin ve net bir müziğe sahip oldukları için yeni albümden beklentim iyi yaptıkları şeyi sürdürüp beni bir kez daha Vahşi Batı atmosferinin ortasına bırakmasıydı. Bu anlamda A Romance with Violence‘tan beklediğimi bulduğumu söyleyebilirim fazlasıyla. Anamdan babamdan çok güvendiğim altıpatlarım elimde, hem maddi hem de manevi açlığımı genişlemeye, gelişmeye çok uygun topraklarda gidermek üzere atımı mahmuzlayıp daldım direkt içeri.

İlginçtir, bu defa farklı bir biçem benimsemiş Wayfarer ve albümü yolculuktan ziyade bir gösteri edasında kurgulamış. The Curtain Pulls Back ile gerçekten de perde açılıyor ve son parçayla birlikte bu harikulade vodvil, sona eriyor. Baş kahramanımız, “kemerinde bir ulusun anahtarını taşıdığı,” söylenen, gözlerinden alev saçan hırslı bir adam. Çoğunluk için burada ucuz viskiden ve bir namlunun ucunda gelecek ölümden başka bir şey olmadığının farkında, ancak buharlı trenlerin gürültüleri arasında kimseye sesini duyuramayacağını biliyor. Yapabileceğin en iyi şey kendi kıçını kurtarmaksa romantizm neye yarar?

Amerikan black metalinde öne çıkan PANOPTICON, WOLVES IN THE THRONE ROOM, COBALT gibi isimlerinkine yakın bir black metal anlayışı var Wayfarer’ın. Özellikle uzun tuttukları besteler oradan oraya savrulup dururken dinlediğinizin black metal olduğunu hatırlatan kısa patlamalar haricinde öyle arka sokakları mesken edinip mahalleliye kan kusturan tinerci zebanilerin dişlerinin arasından alev tükürdüğü vahşi, leş bir black metal beklememelisiniz. Açılıştaki The Crimson Rider (Gallows Frontier, Act I) bile on bir dakikaya yaklaşan süresi içinde ancak 8:20 civarında ilk blast-beat ve tremolo bölümüne kavuşuyor örneğin. Buradan bile hesap edebilirsiniz black metal dozajını.

Fire & Gold ise grubun kendi alanı içine sıkışmadığını görmek adına önemli. Neredeyse tamamı temiz vokalli, temiz gitarlı, yoğun atmosferli ve melankolik bir parça bestelemişler. Eski tip bir Hammond klavye kullanımıyla gelen hafif progresif sosuyla beraber farklı bir hava katıyor albüme. Hem bu açıdan hem de zaten röportajlarında da sık sık black metal sınırları arasına sıkışmak istemediğin ibelirten grubun perspektifini görmek açısından önemli. Melodik black metal gitarlarının zirveye çıktığı, vokalin ve davulun en coşkulu anlarını barındıran Masquerade of the Gunslingers‘ın ise hemen bu parçanın ardından gelmesi enteresan. Sakin sakin viskimizi yudumlarken bir anda Saloon birbirine giriyor bu parçayla. Ortalığın kana bulandığı çatışma anlarının heyecanını yaşatan temposuyla tepe noktaya çıkarıyor dinleyiciyi.

Kulağınıza olduğu kadar hayal dünyanıza da hitap ediyor A Romance with Violence. Film tadında kurgulanan albümdeki her parça, bütün içerisindeki akış dahilinde bir şeyler canlandırıyor zihninizde mutlaka. Sondaki Vaudeville de bu anlamda finali güzel bağlıyor. Hem aksiyonlu hem de dramatik bir kapanış; birkaç dolar fazlası için bunca iyi, kötü ve çirkin şeyin yaşanmasına gerek var mıydı diye sordurmuyor belki ama dönem albümü diye bir tanımı literatüre sokmalı mıyız acaba diye de düşündürmediğini söylesem yalan olur.

Devir değişti, spagetti western filmlerinin furyası çoktan bitti belki ama Wayfarer sağ olsun, yaşatmaya devam ediyor bize o havayı. Ben halimden memnunum.

83/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.