Myrkur – Folkesange

Merhaba.

Myrkur’u biraz samimiyetsiz buluyorum.

Pat diye girdim ama Danimarkalı müzisyen Amalie Bruun da metal dünyasına böyle girmişti hatırlarsanız. ULVER destekli ilk albümü M ile black metal severleri epey kızdırmış ve metal camiasını bölmeyi başarmış, bir proje gibi göründüğü için tepki çekmişti. Açıkçası müziğin kalitesinden ziyade kavramsal veya magazinel düzeyde oldukları için bu tartışmaları çok umursamadan kadının ilerleyen süreçte ne yapacağını daha çok merak eden taraftaydım ben. Sonra Mareridt ve o albümle birlikte gelen “Ben black metal yapmıyorum,” açıklamaları geldi. Üstüne de kendisiyle yaptığım röportajda iyice ikna oldum kendi kafamdaki fikirlere.

Türlere takılmıyormuş da içinden gelen müziği yapıyormuş da biz de umursamamalıymışız da… E dramanın ekmeğini yerken, ortalığı karıştırıp ününe ün katarken iyiydi? Lansman esnasında black metal diye çıkıp belli bir üne kavuştuktan sonra da takılmayın qanqa yhaa, seviyesine çekilip sakinleşmek bence işin iş kısmı açısından doğru hamle gibi görünse de baltalıyor işte olayın ruhunu ve samimiyetini. Tabii bu kadar nefrete ve ölüm tehditlerine varan ergenliklere, hatta konuyu ‘black metal erkek işi!’ seviyesine çekmeye de hiç gerek yoktu ve hiçbir zaman da olmayacak. Bu konuda söyleyeceklerim, bu yazı özelinde bu kadar.

Şimdi gelelim yeni albüm Folkesange‘a.

Uzunca bir süredir Myrkur’un otantik enstrümanlar ve akustik bestelerden oluşan, diskografisine aykırı duracak bir folk albümü yapacağı biliniyordu. Zaten YouTube kanalında yer alan kuzu-koyun çağırma müziklerinden, Amalie Bruun’un doğaya ve yüzyıllar öncesinden kalma değişik enstrümanlara, eski vokal tekniklerine olan ilgisinden belliydi bu yönünün kuvvetli olduğu. Hatta albümün çıkışından aylar, aylar öncesinden turneye çıkıp İstanbul’a bile geldi Folkesange besteleriyle. Kısacası beklentiyi çok iyi ayarladı ve Folkesange, kimse için sürpriz olmadı.

Gerçekten de albümdeki 12 parçanın hiçbirinde, kısa bir anlığına olsa bile metal ile bir bağlantı kurmuyor Amalie. Eğer öyle olsaydı gerçekten artık inceleme ve konuşma gereği bile duymazdım zaten Myrkur’u. Folkesange‘ın tamamı İskandinav folk bestelerinden oluşuyor ve mitolojiyle yoğrulmuş paganizmden eski İskoç halk türkülerine ve kırsal hayatın sıradan, basit ve huzurlu dinamiklerine uzanan bir aralıktaki sözleriyle, fazlasıyla minimalist haldeki müziğiyle öne çıkan bir albüm olmuş.

Nordik, karanlık folk müziğin yapısına uygun bir şekilde Myrkur’un (Myrkur da kelime anlamı olarak karanlık demek zaten) kendi özünde bulunan o kasvet ve karamsarlık, Folkesange‘da da yoğun olarak hissediliyor. Bu ister kendi yazdığı özgün bestelerde, ister BOB DYLAN ve JOAN BAEZ gibi isimlerin de kendilerince seslendirdikleri İskoç halk türküsü House Carpenter‘da olsun, belli bir pus ve kasvet atmosferi hakim. Kapağında kırlarda gönlünce dolaşan Heidi olabilir ama gece o ıssız patikalarda daha ürkünç varlıkların yürüdüğü duygusunu alıyor insan albümden. Kapanıştaki Vinter, iyice ön plana taşıyor bu hissi.

Bir tür metal füzyonuna kıyasla çok daha rahat, özgüvenli bir Amalie var Folkesange‘da. Gitar, bas, piyano, kanun gibi tuşlara sahip bir çeşit keman olan nyckelharpe ve çeşitli perküsyon enstrümanları ile döktürüyor zaten ama bu çeşitliliğe rağmen aslında müzikal olarak epey minimal bir iş çıkarmış Amalie ve daha ziyade vokalinin öne çıkmasını sağlayacak şekilde kullanmış müziği. Yodeling denilen ve abartıldığında o kültüre ait olmayanlar için işkence seviyesine gelebilecek bir vokal tekniğinden Kulning adı verilen bir hayvan gütme tekniğine kadar çeşit çeşit vokal ile şov yapmış. İlk parça Ella ve Tor i Helheim‘da bu teknikleri görebilirsiniz. Ben de inek olsam ben de bu sese gelirdim; o nasıl bir vokal ulan öyle.

Tabii minimal ve tek boyutluluğa indirgenebilecek kadar net bir albümde 12 parça boyunca dinleyicinin tansiyonunu, heyecanını korumak kolay değil ve Folkesange da ilerledikçe düşen, azalan bir albüm. Farklı enstrümanlar kullanarak çeşitlilik sağlamış bir şekilde ama günün sonunda aynı şeyden biraz daha, biraz daha… 8-9 parça sınırında kalsa daha etkili olurmuş bana sorarsanız.

İşin aslı, eğer bu tür geçmişe uzanan modern folk albümlerine dair bir birikiminiz varsa Folkesange‘ı onlardan ayıran yegane şey Amalie Bruun’un vokal performansı ve feminenliğin getirdiği, atmosfere yansıyan o farklı tonu. Bu bir yergi değil tabii; Folkesange‘ın HEILUNG veya WARDRUNA gibi bu müzikte başı çeken isimlere yakın durduğunu, Amalie’nin iyi bir iş çıkardığını olduğunu anlatmak için söylüyorum. O yüzden de eğer türe özel bir ilginiz varsa hiç çekinmeden dalabilirsiniz albüme.

Myrkur ismi bundan sonra nasıl bir yol çizecek bilmiyorum ve belki bir sonraki albümde yine abuk subuk bir tartışma ortamı yaratılacak ama Folkesange özelinde bakınca beklentiyi doğru verip ürünü doğru etiketlendirince, içerideki iş de kaliteli olunca bir tek övmek, önermek kalıyor bana şimdilik. Umarım her ne tür müzik yaparsa yapsın, bu çizgide devam eder Amalie Bruun.

80/100


İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Myrkur – Folkesange” için 2 yorum

  • 25 Mart 2020 tarihinde, saat 14:29
    Permalink

    Myrkur bana da basindan itibaren samimi gelmiyordu. Hele kendi ismiyle yaptigi albumleri dinleyince baya poser bir hatun oldugunu dusunmustum. Bu son albumu de baska bir isim altinda yapabilirmis bence. Yine Ulver’in de ilk 3 albumden sonra isim degistirmesi gerekirdi diye dusunuyorum.

    Yanıtla
  • 25 Mart 2020 tarihinde, saat 15:16
    Permalink

    Hipster Black Metal’in bu hanım hakkında yaptığı birkaç video mevcut. İnanılmaz kasıntı bir kişilik kendisi, Facebook’ta tahammülsüz ergenler gibi davranıyor, sahte Nord aksanı yapıyor vs.

    Müziğinin içeriğini bilmiyorum, Ulver sayesinde paçayı kurtarıyor hatta metal bestelerinde Ulver’in çevresinin epey yardımı dokunuyormuş diyorlardı, doğru mu bilmem.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.