Forgotten Tomb – Songs to Leave

Merhaba.

Uzun zamandır Metalperver’de pek yer vermediğim depresif ve hatta intihar meyilli müziklere karşı, geçtiğimiz bir-iki hafta içerisinde farklı ortamlarda birkaç başka kişiden talep gelince şöyle bir arşivi kurcalayıp bir şeyler karalamak istedim; buyursunlar:

Genel hatlarıyla depresif müziği seviyorum. Türü ne olursa olsun içinde bir tutam hüzün barındıran, duygusallığa meyletmiş işler zaman zaman özellikle cezbedici olabiliyor. Bu dönemlerdeki arayışlarımdan birinde denk geldiğim Forgotten Tomb, melankoli hissini abartıp insanı kişisel yıkıma sürükleyen bir depresif, intihara meyilli black metal icra ediyor.

1990’ların sonunda italya’da, sıkıntılı bir adam olduğunu tahmin ettiğim Herr Morbid tarafından kurulmuş grubun ilk albümü Songs to Leave, 2002 yılında yayımlanan, tek bir kişinin elinden çıkma bir albüm. Baştan sona depresyon ve intihar teması işlenen albümde bu eksen etrafındaki sözlere doom ile black metalin karışımı diyebileceğimiz bir müzik eşlik ediyor. Daha sonra bir grup halini alsa da kuruluşu ve söz konusu albüm itibariyle tek kişilik proje olarak görmek gereken Forgotten Tomb’da da neredeyse her tek kişilik projede olduğu gibi oldukça yüksek dozda BURZUM duymak mümkün. İyi haber ise Herr Morbid’in yalnızca Burzum’a değil, erken dönem KATATONIA’sına da epey sevgi besliyor olması. Bu nedenle albüm kimi anlarda tekdüzelikten sıyrılmayı başarıyor.

Depresif black metal albümlerinden görmeye çok da alışık olmadığım düzeyde bir melodi seviyesine sahip olması, aradan geçen yıllara ve türle ilgim büyük oranda kesmiş olmama rağmen hala hatırlamamı sağlayan ve Songs to Leave‘i öne çıkaran bir etmen. Bunun yanı sıra Steal My Corpse gibi neredeyse yarısından fazlası blast-beat ile ilerleyen bam-güm bir şarkı da var. Solitude Ways‘de bulunan solo da bu anlamda ilginç bir detay. Bu tip bölümlerle dinamizm sağlanıyor ve – en azından benim için – ille de depresifken dinlenebilecek bir albüm olmanın ötesine geçiyor Songs to Leave. Hafif klavye kullanımı ise atmosferi körüklüyor. Bunun haricinde öne çıkan bir klavye bölümü bulmak mümkün olmasa da kimi zaman arka planda kendisini hissettiriyor.

Albümdeki en karanlık şarkı olan Entombed by Winter ile açılış hayli ağır ve hüzünlü olmasına rağmen müziğin temposu şarkılar arasında ve kendi içerisinde sık sık değişebiliyor. Yeri gelmişken bu şarkıdaki vokallerdeki aşırı efektten rahatsız olduğum kadar albümün devamında hiçbir şeyden rahatsız olmadım. En ağır, en yıkıcı şarkıda vokalin bu kadar efektli olması tüm atmosferi baltalıyor bana göre ve insanlığı/gerçekliği bozuyor.

Yaklaşık yedi dakikalık süresiyle albümdeki en kısa şarkı olan No Way Out’da ise demin bahsettiğim Katatonia etkilerini duymak mümkün. Girişi itibariyle Brave Murder Day‘i anımsatabilecek orta tempo, stabil davullar ve döngüsel gitar melodilerinin üstünde tabii ki Mikael gibi bir öküz böğürmüyor ama Herr Morbid’in vokal performansı kendi içerisinde çok bir albeniye sahip olmasa da yaptığı müzik türünü baz aldığımızda vasatın üzerinde diyebilirim. Albüm boyunca neredeyse sürekli aynı şekilde olsa da albümdeki yegane tek düze şey vokaller olunca çok sorun yaratmayabilir bu durum. Neyse, bahsetmeye değer bulduğum bir şarkı No Way Out.

Beş şarkı ile elli dakikaya yaklaşan albümün prodüksiyonu belki de albümün değerini artıran en önemli unsur. Ritim ve solo gitarların tonları beklenilebileceği gibi olmasına rağmen anlaşılabilir, keza vokaller için de aynı şeyi söylemek mümkün. Albümde nerede ne çalındığı ve vokalin yalnızca boş boş çığlık atmadığı net bir şekilde anlaşılıyor. Depresyonu bahane edip kaydı sallamamış Herr Morbid.

Sunum-kapak-sözler konusuna ise genelde çok fazla girmesem de bu sefer göz ardı edilecek gibi değiller. Baştan sonra intiharı teşvik eden, yönelten sözler ile bunu destekleyen kapak çalışması için yapabileceğim pek fazla yorum yok. Kalemi/klavyeyi bir kenara bırakarak 1999’dan beri ölemeyen Herr Morbid’i ciddiye almayı bırakasım geliyor. Bazı röportajlarında insanların %99’unun öldürülmesi, herkesin daha iyi bir yaşam için kolektif düşünceyle intihar etmesi gerektiğini söylemesi gibi (kardeşim Thanos bile %50 öldürüyor, %99 ne artık) veya albümün 2005 yılında piyasaya sürülen baskılarında kapaktaki kişinin yüzünün karartılması gibi durumlara hiç girmiyorum. Çok daha samimi ve radikal olanlarını da bildiğim için, Forgotten Tomb’un daha yakın tarihlerde yaptığı işleri de göz önüne alarak grubu ve tavrını samimi bulmayarak kritiğin bütünü açısından bu konuyu burada kapatıyorum.

Kendi dinamikleri içerisinde geniş olarak tanımlayamayacağım bir tür icra etmesine rağmen Forgotten Tomb sıkılmadan dinlenebilecek, geneli orta tempoda seyretse de dinamik ve depresif bir albüme imza attı ve hem görsel olarak hem de müzikal açıdan bir şekilde aradan geçen yıllara rağmen hatırda kalmayı başardı. Bunun dışındaki tartışmalar çok daha farklı bir yazının konusu olabilir ancak.

80/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Forgotten Tomb – Songs to Leave” için bir yorum

  • 22 Mart 2019 tarihinde, saat 22:46
    Permalink

    kill life diye bir parçaları vardı hastasıydım hangi albümdeydi hatırlayamadım şimdi..son hallerine bir kulak kabartayim dedim de ı-ıh bozmuslar

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.