Uada – Cult of a Dying Sun

Merhaba.

Ululardan ulu MARDUK‘un efsane albümü Opus Nocturne kapağını çizen adam olarak tanıdığım Kris Verwimp’in kendine has bir stili var. Tıpkı Opus Nocturne kapağındaki gibi Kris’in çoğu işinde kullandığı renk paleti, tasarımlarını olduğundan daha karanlık, daha çarpık bir hale getiriyor. Ayrıca bazı istisnaları olsa dahi fazla detaycı çalışmadan, ana fikre bağlı çizimleri tercih ediyor Verwimp. Bu nedenle hiçbir zaman Verwimp’in çizgisine ölüp bitmedim ama formülünü görebiliyor ve yarattığı etkiye saygı duyuyorum. Uada’nın ilk albümü de aynı böyleydi ve harika bir albümdü.

Sezar’ın hakkı Sezar’a; Uada en azından teoride neyi nasıl yapması gerektiğini iyi bilen bir grup. Melodik black metal sınırları dahilinde etkileyici olabilmenin formülünü çözmek için profesör olmaya gerek yok zaten; melodi ile öfke arasında iyi bir denge kurmak yetiyor. Tıpkı öykündüğü efsanelerin yaptığı gibi şarkılarında hiç gevelemeden pat diye en büyük silahını ateşliyor ve güçlü açılış rifleri ile etkileyici olmayı başarıyor Uada. Cult of a Dying Sun‘daki bazı şarkılar için de aynı şey söylenebilir gönül rahatlığıyla; The Purging Fire veya Sphere (Imprisonment) da bu konuda çok iyi birer örnek. Fakat her şarkıda bir tane çok iyi fikir ile albüm doldurulabilir mi? Durun, pat diye albüme daldık. Kim bu Uada?

Uada, bizleri soğuk iklimi, karla kaplı tepeleri ve buz tutmuş çorak topraklarıyla bilinen Portland’dan selaml… Bir dakika, fakat nasıl olur? Portland mı? ABD? İsveç olmadığına emin misiniz? Norveç de mi değil? Ortada bir park vardı, orası da mı değil?

İlk albümünü 2016’da çıkaran ve son yılların en saf, en kaliteli melodik black metal albümlerinden birine imza atan dörtlü estetik açıdan MGŁA‘yı, müzikal açıdan da DISSECTION‘ı kendine şiar edinmiş durumda. İlk albümü itibariyle iki akıl hocasının gölgesini üzerinde hissettiren, buna karşın kendi adımlarını kendi atabilen bir grup izlenimi vermişti Uada ve birçok black metal hayranını heyecanlandırmıştı. Yeni albümü Cult of a Dying Sun ise 25 Mayıs’ta çıktı ve o zamandan beri fütursuzca övülse de ben ne zaman oturup baştan sona dinlemeye niyetlensem bir süre sonra kulaklarımdaki kanamayı gidermek için gidip DISSECTION açıyorum.

Eğer elinizde sınırlı imkanlar varsa en iyi seçenek vur-kaç taktiği uygulamak, gece baskınları yapmak, ani ataklarla yıpratmaktır düşmanı. Uada, Devoid of Light‘da tam olarak bunu yapıyordu ve otuz üç dakika civarındaki albümüyle en güçlü silahlarını arka arkaya patlatıp gidiyordu. Fakat Cult of a Dying Sun yedi şarkıyla neredeyse bir saat sürüyor ve eğer melodik black metalde ortalama sekiz dakikalara çıkacaksanız, cephanenizin bu süreler boyunca size yeteceğinden emin olmalısınız. Bu noktada Cult of a Dying Sun, ilk albümün çok gerisinde.

Sanıyorum ilk albüme gelen tepkiler üzerine daha uzun soluklu bir iş yapmak istediler ama orada insanlar o enfes bestelerin başına sonuna eklenecek yirmişer saniyelerden, şarkının ortasına eklenen gereksiz köprülerden değil, aynı yapıda ve güçte fazladan bir-iki şarkı daha olabileceğinden bahsediyorlardı. Grup bunu çok yanlış anlamış olacak ki, tekrara ve çekip sündürmelere maruz bırakmış canım besteleri ve güçlerini aşağı çekmiş. Halbuki The Purging Fire tam da ilk albümün yapısında ve müthiş heyecanlandırıyor insanı. Fakat hemen sonrasındaki Snakes&Vultures resmen sadece uzun olmak için uzun. Sıkışınca başvurulan ve nadiren başarılı olan baştaki iyi fikre geri dönme hadisesi de ne yazık ki hiç çalışmıyor Cult of a Dying Sun‘da. Bir dakika, uzun olmak için uzun demişken, bir 
Blood and Ash analizi yapmasak mı? Okumak istemeyenler sıradaki paragrafı atlayabilirler:

Normalde bir paragrafı olduğu gibi tek bir şarkıya ayırmam ama Blood and Ash nedir öyle? Vatandaşa hizmette sınır tanımadığım için ögelerine ayırıp bir baktım ve sizle de paylaşmak istiyorum: 3:33’de giren, şarkının temel taşı bir rif var elimizde. Tabii o noktaya gelene kadar da sinyalleri veriliyor bu rifin defalarca ama durun şimdi. Blast-beat’e dönüşmeden önce elimizdeki bu rif sekiz ölçü dönüyor tek başına. Alıştığımız bir şey bu. Sonra iki ölçü de tom davullarla, sözde vites arttırarak dönüyor. Bunu da yedik hadi. Sonra bir bu kadar da aynı rifi blast-beat eşliğinde, tremolo tekniğiyle dinliyoruz. Haliyle bu noktada insan girilecek yeni yolu merak etmeye başlıyor. Hayır. Blast-beat sonrasında da bu defa çift gitarla armoni duymaya başlıyoruz. Hadi tamam, buradan çıkışta yeni bir yola sapılır herhalde derken yine blast-beat’e dönüyoruz ve bir tur daha döndürdükten sonra nihayet Uada çok inandığı, çok sevdiği, asla bırakmak istemediği bu fikri salıyor. Üç dakika aynı şeyi dinliyor, sonra da hiçbir yere bağlanmadığı ve bozuk plak gibi tekrarlayıp durduktan sonra pat diye bitiverdiği için tüm anlamını yitiren bu şarkıyı kansere bir adım daha yaklaşmış bir halde uğurluyoruz; teşekkürler Uada.

Bir promo fotoğrafı hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.

İlk albüme nazaran bir tık daha steril prodüksiyonun etkisi öfkeyi, çekip sündürülen besteler de müzikal tarafı baltalıyor ve Uada, enfes ilk albümüyle yükselttiği beklentilerin çok altında kalıyor. Kimin fikriydi bu prodüksiyon bilmiyorum ama Devoid of Light nerede, Cult of a Dying Sun nerede. İlk albüme kıyasla gelişmiş olan vokaller ise artık zaman zaman death metal höykürmelerine dönüşmüş durumda ve melodik black metal sınırları içerisinde kalmak için yaratıcılığı sorgulanabilir seviyeye inen Uada için gelecek adına bu bir artı sayılabilir. O da züğürt tesellisinden başka bir şey değil şu noktada gerçi.

Olmak istediği şeye saygı duyuyor, başarabileceğini gösterdiği anlarda büyük keyif alıyor, amacına ulaşmasını çok istiyorum Uada’nın, çünkü öykündüğü grupların hepsine ayrı ayrı hayranım. Fakat eğer zorunda kalmazsam, ki niye kalayım, hele ki elimde Devoid of Light varken bir daha açıp dinlemem Cult of a Dying Sun‘ı. Neden bu kadar sevildi, asla anlayamayacağım.

60/100

 

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.