Klasik Bir Cumartesi: Pantera – Cowboys From Hell

Pantera’ya dair sevmediğim tek şey fikirsiz kitleleri maçoluğa özendirmesi herhalde. Şimdi burada yine sağa sola ateş edip insanları kendimden soğutmak istemiyorum ama beysbol sopasıyla gezip, sağa sola tükürüp, insanlara laf atıp, konserlerde sahne önündeki seyircilere doğru arkalardan bira şişesi fırlatmak, bunu da sahnedeki adamların duruşları üzerinden açıklamaya çalışmak gerçekten akıl geriliğinden başka bir sebeple açıklanabilir değil. Tabii örnekler çoğaltılabilir ama bu davranış biçimleri doğrudan Pantera ile bağdaştırılamaz ama grubun bu potensiyeli beslediği ve Pantera yüzünden önüne gelene bir tekme atmak isteyen ama toplumda karşılık bulamayacağı için sakin duran birçok hırt insana gün doğmuş olduğu da aşikar. Eminim gruba karşı mesafeli çoğu dinleyici de Pantera’nın müziğinden ziyade kitlesi yüzünden gruptan uzak duruyor; Pantera müziğini sevmemek diye bir şeyi mümkün görmüyorum dikkat ettiyseniz.

Çok uzayabilecek ve büyük olasılıkla bir yere varmayacak bir konuya kıyıdan kıyıdan şöyle bir çimip çıktığımıza göre cehennem kovboylarının gövde gösterisine yakından bakmaya başlayabiliriz. Açıkçası dünya üzerinde DIMEBAG DARRELL’ın vasat ya da kötü bir gitarist olduğunu düşünen var mıdır bilmiyorum ve o nedenle bu söylediğim çok anlamsız olacak ama Dimebag Darrell hakikaten de inanılmaz bir gitarist. Rock müzik gitaristliğinin temelini değiştirip dönüştürebilecek kadar güçlü bir tarzı ve ritm konusunda benzersiz bir kavrayışa sahip olması Pantera’nın bugün dünyanın en önemli gruplarından biri sayılmasının belki de tek nedeni. Elbette kardeşi Vinnie Paul’ün davulun başına geçtiğinizde fikir olarak belirmesi bile pek mümkün olmayan bir groove anlayışını sanki nefes alıp veriyormuş kadar rahat ve bol keseden yedirmesi, gelmiş geçmiş en büyük “rockstar” figürlerden biri Phil Anselmo’nun eşsiz sesi ve tüm bunların doğru harmanının önemini gözardı edecek kadar bunamadım ama dürüst olmak gerekirse bu kadronun içinde gerçekten eşsiz ve deha tek bir isim vardı; o da Dimebag Darrell’dı.

Dalga dalga büyüyen Pantera etkisinin günümüzdeki yansımalarından, Dimebag’in hangi müthiş bestecilere ilham verdiğinden, kaç gitaristin gitara bakış açısını değiştirdiğinden ve ansızın makası değiştirerek metali nasıl yeni bir yola soktuğundan bahsedip öve öve bitiremeyebilirim ama bunlar benim fikirlerimden ziyade hakikatın kendisi olacağı için çok da gerek yok. Türlerden bağımsız metalin her alanına etki edebilmiş nadir müzisyenlerden biriydi Dimebag Darrell; huzur içinde uyusun.

Günümüzde herhangi bir ortamda herhangi bir Pantera şarkısı çaldığında, hayatında bir Pantera albümünü baştan sona dinlememiş olsa dahi herkes o çalanın Pantera olduğunu anlayabiliyor büyük oranda.  Bu markayı yaratabilmek ve bunu da kariyerine başladığın yoldan değil, bambaşka ve daha önemlisi daha önceden yapılmamış bir şeyle başarabilmek hayal bile edemeyeceğim bir başarı. Glam metalin ortalama isimlerinden biriyken GROOVE METAL diye bir tür ortaya koyarak milyonlar satmaya ve on binlere konserler vermeye başlamak, bu dünyanın tartışmasız hakimi METALLICA gibi bir deve rakip gösterilmek ve bunu taptaze fikirlerle yapabilmek ve Abbath’a da sorsanız, Rob Halford’a da sorsanız, John Petrucci’ye de sorsanız “Pantera mı? Onlar inanılmaz,” cevabı alabilecek bir hale gelmek; ne bileyim bir tek bana mı manyakça geliyor bu?

Cowboys From Hell’e gelecek olursak, Pantera’nın günümüzde olacağı şeyin habercisi olan albüm bana göre grubun en önemli albümü. 1990 yılında, sadece bir-iki aylık bir çalışma sonrasında çıkan bu albüm hakkında söyleyecek söz bulamıyorum açıkçası. Grubun yeni manifestosunu tüm dünyaya kabul ettirdiği Cowboys From Hell kendi dinamiklerine göre tamamen kusursuz ve hem içerdiği fikirlerin bir türlü eskimeden yeni varyasyonlara temel olarak kullanılmaya devam etmesi hem de günümüz dinleyicinin hiç de yadırgamayacağı bir prodüksyion ile zamana meydan okuma konusunda gelmiş geçmiş en başarılı albümlerden biri kesinlikle.

Penasını tele ver vurduğunda büyük enerji patlamaları yaratabilen Dimebag’i, onun gitardan alamayacağı bir ses olmadığı fark ederek vokalist koltuğunun sallanabileceğini gördüğü için midir bilinmez ama enstrümanını Dimebag kadar geniş bir yelpazede kullanarak bu enerjiye bir yön veren Phil Anselmo’yu ve Rex-Vinnie Paul ikilisi ile konu ritm ise gerisinin teferrüat olduğunu gösterdikleri, hakikaten de duvara meydan okuyarak gidip kafa atmaya başlamanıza neden olacak kadar coşkulu altyapıyı ne kadar övsem az. Cowboys From Hell ile başlayıp The Art of Shredding ile son bulan bu gövde gösterisi içinde şarkılardan bahsetmek o kadar anlamsız geliyor ki, bir şey diyemeyeceğim.

Pantera bambaşka bir şey işte ya, ne anlatıyorum iki saattir. Bu albümü, Pantera’yı bilmeyen metalci mi var sanki. Var mı? Gerçekten mi? Yok canım. Oha. Yoktur, yoktur.  Cowboys From Hell’siz, Heresy’siz, Cemetery Gates’siz, Medicine Man’siz hayat mı geçer canım; yoktur, yoktur.

99/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir