Yaşru – Ant Kadehi

Türk kültürü denilince akla Türk-İslam kültürünün gelmesinden bıkan, hatta bıkmaktan ziyade iğrenen bir tek ben değilim elbette. Yanlış anlaşılmasın, milliyetçilik denen kavramadan fazlasıyla uzak bir insanım; ancak bu demek olmuyor ki yüzlerce yıllık bir kültürün yalnızca ardından gelen dayatmalar sebebiyle göz ardı edilmesi karşısında vicdanım rahat kalıyor. Doğayla iç içe, Pagan kültürlerin İskandinav türevleri dinlediğimiz gruplar vasıtasıyla ilgimizi fazlasıyla çekerken, sırf milliyetçilikten haz etmediğimiz için maalesef ki büyük çoğunluğunu Orta Asya’da bırakıp geldiğimiz kendi Pagan köklerimize sırt çevirdiğimiz, ya da tamam sırt çevirmesek bile onlarla yeterince ilgilenmiyor olduğumuz gerçekleri de beni içten içe hep rahatsız eden birer olgu. İlk defa “Börübay” ile adını duyduğum ve ne yalan söyleyeyim çok sevmek isteyerek dinlemeye başladığım YAŞRU’ya o albümle kanımın ısınamaması benim için üzücüydü dolayısıyla. Yapılmak istenen şeyin tamamen arkasındaydım; ancak uygulama maalesef ki ilgimi çekmeyi başaramamıştı.

“Ant Kadehi”nin piyasaya çıktığını duyduğumda da o albümün azalttığı beklentilerimin kurbanı olarak (ve biraz da yıl sonuna doğru çok güzel albümlerin çıkmasıyla) kendisini dinlemeyi biraz erteledim. Neyse ki bu erteleme fazla uzun süreli olmadı da yeni yıl ziyaretleri hengamesine dalmadan önce “Ant Kadehi”ni doya doya dinleme fırsatım oldu.

Aklımdaki Türk folk metali idealine en yakın yapılmış albüm büyük olasılıkla “Ant Kadehi”. Türk kültürünün birçok temel taşını hem müzikal olarak, hem şarkı sözlerinde barındırıyor olmasının yanında folk metal deyince belki de akılda ilk canlanacak parti metali namlı KORPIKLAANI-vari sulara hiç bulaşmıyor olması bunun en önde gelen sebebi. Kültürel temaları çok daha ciddi bir bakış açısıyla ele alan YAŞRU, bir diğer devasa folk metal kolu olan black soslu Pagan metale de yanaşmayı seçmiyor; bunun yerine gitarların büyük bir doom etkisi altında olduğunu görüyoruz ve bu nispeten az görülen yaklaşım grubu benzeri birçok oluşumdan ayırmayı başarıyor.

Grubun kendinden önceki albümlerine nazaran ileri bir adım olsa da prodüksiyon olarak halen oldukça çiğ bir kayıt olan “Ant Kadehi”, grubun kurucusu ve aynı zamanda vokalisti Berk Öner’in ustaca kullandığı geleneksel enstrümanların etkisini bu şekilde tırmandırıyor. Karanlık bir gecede, yıldızların altında çalınıp söyleniyor hissiyatı alınıyor zaman zaman ki sanıyorum yaratılmak istenen de buydu zaten. Yine de bu besteleri bir de temiz ve daha ihtişam katacak bir düzenleme ile dinlemek de isterdim, eminim ki o şekilde de fazlaca can yakacaktır.

7CDA7041-2BBF-4BC6-9DE2-4BEB8876BD3E.jpeg

Oğuzelleri isimli enstrümantal bir parça ile açılan ve albüme de ismini veren Ant Kadehi ile devam eden albüm, bu şarkıda hem sert hem temiz vokallerini su yüzüne çıkartmaya başlıyor. Türkçe sözlü metalin yapılmış en iyi örneklerinden olduğunu düşündüğüm can yakıcı Yalnızsın ve albümün zirve noktası Elem ile ise “Ant Kadehi” son yıllarda Türkiye’den çıkan ve kalitesi gittikçe yükselen metal albümleri içinde kendine çok sağlam bir yer edinmiş oluyor henüz ortalarına gelindiğinde. Biraz daha hareketli ve geleneksel folk metal çizgisine daha yakın Aşina sonrasında albümü kapatan, Türklere İslam kültürünün zorla benimsetilmesinin dönüm noktalarından olan iki katliamı anlatan Talkan & Curcan ise sözleriyle oldukça düşündürücü.

“Ant Kadehi” oldukça iyi bir albüm ve akla dolanıp gün boyu kendini mırıldandıracak birçok anı olduğu gibi, dinlerken takdir edeceğiniz muazzam anlara da sahip. Albümle, daha doğrusu grup ile ilgili en büyük sıkıntım ise albümlerin sunuluş biçimleri. Yapılan müzik yapılmak istenenleri göz önüne alınca bile daha iyi bir prodüksiyonu ve daha önemlisi ÇOK daha iyi kapakları hak ediyor. Temasal olarak fazlasıyla doğru yaklaşılan kapakların daha ehil bir ekibin ellerinden çıkması gerektiğini düşünüyorum kesinlikle.

83/100

A445B139-6ABE-492C-89AA-0709961F4D1A.jpeg

Ertuğrul Bircan Çopur

Doydum ama aç gözlülükten yiyorum.

Yaşru – Ant Kadehi” için bir yorum

  • 19 Aralık 2017 tarihinde, saat 13:46
    Permalink

    “Doğayla iç içe, Pagan kültürlerin İskandinav türevleri dinlediğimiz gruplar vasıtasıyla ilgimizi fazlasıyla çekerken, sırf milliyetçilikten haz etmediğimiz için maalesef ki büyük çoğunluğunu Orta Asya’da bırakıp geldiğimiz kendi Pagan köklerimize sırt çevirdiğimiz, ya da tamam sırt çevirmesek bile onlarla yeterince ilgilenmiyor olduğumuz gerçekleri de beni içten içe hep rahatsız eden birer olgu.”
    Bu dediğini uzun uzun düşünmek lazım. Cidden çok degerli bir tespit.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir