Klasik Bir Cumartesi: Candlemass – Epicus Doomicus Metallicus

Peaceville üçlüsü Anathema, Paradise Lost ve My Dying Bride‘ın önüne geçilemez yükselişlerine an be an tanıklık etmenin yanı sıra ortaokul sıralarında, lise yıllarında ve üniversitede yaşadığı her yıkıcı tecrübenin sonunda güvenli bir liman olarak bu gruplara sığınmış bir dinleyici olarak doom metal ile hayli erken tanıştığımı söyleyebilirim. Tabii o zamanlar bilmediğim bir şey vardı ki aslında benim o yıllarda doom metal diye dinlediğim şey aslında plak şirketlerinin bile death/doom metal etiketiyle pazarladığı, BLACK SABBATH, SAINT VITUS, WITCHCRAFT, PENTAGRAM gibi grupların ürettikleri gerçek doom metal ile neredeyse alakası bile olmayan, pek çok açıdan tezat bir varyasyondu. Elbette ilerleyen yıllarda bu gruplarla da haşır neşir oldum ve kıyametin binbir çeşidinin olabileceğinin, kıyamete meydan okunabileceğinin idrakiyle beraber iyice doom metal delisi bir insana dönüştüm.

İsveç gibi müziğin birçok türünde söz sahibi olmuş, hele ki metal söz konusu olduğunda neredeyse bu işin sahibi konumundaki bir ülkenin en büyük rock dergisi tarafından İsveç’in en büyük grubu seçilecek kadar büyük bir saygı ve sevgi beslenen Candlemass ile ise yine lise sıralarında, grubun tekrar birleşmesinin ardından 2005’de yayınladıkları ilk albümle tanıştım. O zamanlar benim için uğrak noktalar sayılabilecek bazı dükkanlarda sürekli Candlemass’tan ve grupla aynı adı taşıyan yeni albümlerinden bahsediliyordu ve ben de üzerine atılacak her şeyi büyük bir hızla ve iştahla tüketmeye hazır bir metal neferi olarak hemen bu bembeyaz kapaklı albümü satın almıştım. Kulaklarım daha önce böyle bir metal türevi işitmemişti ve uzun süre bu albümü nereye koyacağımı, nasıl değerlendireceğimi bilememiştim.

Cahil bir lise öğrencisi halimle Candlemass’ı kategorize edemeyişimin temel sebebi ise elbette grubun tamamen kendi başına yarattığı epik doom metal türünü temsil ediyor olmasıydı. Daha önce böyle bir albüm dinlemediğim için grubun ne yaptığını anlamam epey uzun sürmüştü. Tabii sonradan Candlemass’ın nasıl büyük bir grup olduğunu, özellikle de bu yazının konusu olan ilk albümleri Epicus Doomicus Metallicus’un ne menem bir şey olduğunu idrak ettikten sonra anladım ve o andan itibaren artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Yok ya çüş, o kadar da değil. Hemen hemen öyle bir şeydi ama bir yandan.

Haziran 1986’da piyasaya sürülen Epicus Doomicus Metallicus ile Candlemass dünyayı epik doom metal ile tanıştırmıştı. Dünyanın geldiği noktada artık insanı hayrete düşürecek çok az şey olsa da o dönem için Candlemass’ın unutulmaya yüz tutmuş, yitip gitmiş bir zamanın ihtişamını, fantastik bir dünyanın insanı büyüleyen ve ürküten karanlığını böylesine melodik bir müzik ve güçlü bir vokalle, adeta bir gövde gösterisi ve meydan okuma hüviyetindeki bir albümle sunması yepyeni bir şeydi. Üstelik gayet sade bir yapıyı Black Sabbath’dan esinlenen vurucu, akılda kalabilen ve betonarme rifler ve her bir doğru vurgu ile gücü daha da artan muazzam bir vokal ile katmerleyen Candlemass’ın gayet zahmetsizce bu kadar -affedersiniz- testisli bir müzik ortaya koyabilmesi gerçekten insanı hayrete düşürüyordu. Neyse ki Candlemass sonraki otuz yılda da bu görkemi aynen sürdürdü de adamların gücüne biraz alışır gibi olduk. Hayvanlar sizi.

TROUBLE‘ın, SAINT VITUS‘un, BLACK SABBATH‘ın ve benzerlerinin tekelindeki rif yapısıyla blues ilintili gitar sololarını birleştiren, doom metalin ille de düşük tempoda seyretme zorunluluğuna sahip olmadığını dünyaya kanıtlayacak şekilde yüksek tempoya sahip, fanilik ve pek çok başka konu üzerine karamsar ancak kabullenmenin de uzağında bir haykırış, bir meydan okuma Epicus Doomicus Metallicus. Albüm içerisindeki dengeyi başka bir albümde görmekse gerçekten çok zor. Kasvetin, hüznün ve karamsarlığın musallat olduğu albümü dinlerken kilise organının, akustik gitarın ve harika bir performans gösteren konuk vokalist Johan’ın -sonra yerini gelmiş geçmiş en iyi doom vokalistlerinden Messiah Marcolin’e bıraktı- falsetto çığlıklarının arasında perişan bir hale gelmek, albümü tamamlayacak güçten yoksun hale gelerek ezilmek işten bile olmayabilirdi. Ancak Candlemass müthiş akıcı yapısı sayesinde tüm bu karanlığa siktiri çekip boyunda birkaç disk atana kadar kafa sallatmayı başarıyor ve bana göre albümün en büyük gücü bu.

Her metal dinleyicisinin bilmesi gerektiğini düşündüğüm, ölüm üzerine yapılmış en iyi kıyamet şarkılarından biri olan Solitude, birdenbire yükselen temposuyla Candlemass’ın ne kadar mahzar olduğunu en iyi şekilde gösteren Demons Gate, aynı şekilde baştan sona çatır çutur ilerleyerek kelle koparan rifleriyle Black Stone Wielder, hristiyan temasının yoğun olduğu aşırı melankolik Under the Oak ve bana göre gelmiş en iyi bir-iki Candlemass şarkısından biri olan, güce tapan bir büyücünün acı sonunu mükemmel bir şekilde anlatan -hele sonundaki o minicik kadın vokal yok mu- A Sorcerer’s Pledge gibi şaheserlerin omuzlarında yükselen albüme bunca yıllık dinlemenin sonunda bulabildiğim tek kusur -ya da alışamadığım yer diyelim, kusur da neymiş- herhalde Crystal Ball nakaratı ki o bile nakarat haricinde müthiş bir şarkı. Solonun peşine giren malum rif ve davulları yeter.

2. dalga doom metal gruplarıyla aramda çocukluktan kalma bir bağım olmasına, bu köşede çarşaf çarşaf Anathema övmüş olmama, asla akıllanmayacak bir My Dying Bride hayranı olmama ve Amerikan death/doom gruplarının bile pek çoğunu keyifle dinliyor olmama rağmen açık konuşmak gerekirse Candlemass günümüzde doom diye ortaya atılan istisnasız her şeyi donunda sallar. Kasvetin, kıyametin, karanlığın, yıkımın ve ölümün altında ezilmek ve dünyevi sorunlar ile bir köşede sinmek yerine üzerine gelen her şeye meydan okuyor Candlemass. Üstelik daha bu ilk albümleri; daha bunun Nightfall‘u var, Ancient Dreams‘i var, King of the Grey Islands‘ı, Death Magic Doom‘u var…

96/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik Bir Cumartesi: Candlemass – Epicus Doomicus Metallicus” için 3 yorum

  • 7 Ekim 2017 tarihinde, saat 15:12
    Permalink

    Çok güzel kritik olmuş. Ellere kollara sağlık. Albümü ve türü seven biri olarak büyük keyifle okudum. Evet gerçek doom bu. Ama son yıllarda o kadar çok türedi ki Black Sabbath çakması hipster sakallı herifler artık beni baymaya başladılar. Aynı tip kapaklar , aynı tip şarkılar.. Ben tercihimi yine depresif doom, funeral doom, deathli – blackli doomdan yana kullanıyorum 🙂 Bir On Thorns I Lay – Orama çalsa da dinlesek 🙂

    Yanıtla
    • 7 Ekim 2017 tarihinde, saat 15:59
      Permalink

      Teşekkürler ama esas On Thorns I Lay muhabbeti açtığın için ben teşekkür ederim ya.
      Dinlemesi, alışması, o garip altyapılar ve çoğunlukla tezat vokali benimsemesi çok zor ama bir kere olaylarını kavrayınca inanılmaz bir şey olduğu anlaşılıyor. Şimdi bakınırken gördüm de tekrar birleşip albüm yaptıklarını bilmiyordum, hemen dalayım 2015 albümlerine.

      Yanıtla
  • 7 Ekim 2017 tarihinde, saat 15:42
    Permalink

    Candlemass ın tüm albümlerinin altina imzami atarim. Bu albüm için denecek hem çok şey var hemde az. Ben az olanı söyliyim. İNANILMAZ.

    Yalnız şunu ayrıca belirtmek isterim ki, death magic doom açık ara zirve noktası. Aklımı yitiriyorum dinlerken…

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir