Klasik bir Cumartesi: King Diamond – Abigail

1984 yılında kariyerini sonlandırmayı seçseydi ve herhangi bir şekilde müzikle bağlantısı kalmasaydı da günümüzde hala büyük bir saygıyla kendisinden bahsedilecek bir metal tanrısı, Kim Bendex Petersen’in MERCYFUL FATE efsanesinin ardından müziğe devam etme kararı alması o zamanlar için belki de kitleleri ilgilendiren bir meseleymiş gibi görünmese de zaman geçtikçe bunun metal dünyası için ne kadar önemli bir karar anı olduğu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Zira kim KING’den daha iyi anlatabilirdi ki hayalet masallarını? Kim kabuslara konu olan gotik hikayeleriyle ölüm sessizliğindeki gecelere musallat olabilirdi ki onun gibi? Hangi metal tanrısı geçit vermez bir karanlığın içinde, dehşetin maddeleşmiş hali gibi yükselen kasvetli bir malikanenin dış kapısından içeriye, üstelik de kendi rızamızla adım atmaya kim ikna edebilirdi bizleri?

Çıktığı 1987 yılından bu yana kimileri için gelmiş geçmiş en iyi ve genel olarak da en iyi birkaç konsept albümden biri olarak görülen ABIGAIL, gerçekten de King Diamond’ın muazzam hikaye anlatıcısı rolüyle bir müzik albümünden çok daha fazlasını barındırıyor. Sabahlara kadar anlatıp müthiş söz yazarı K.D’a özenerek uykularınızı kaçırmayı, bu öykünün ne kadar müthiş bir korku sinemasına dönüşebileceğinden bahsetmeyi ve şarkı sözlerindeki müthiş detaylar ve tasvirlerle birlikte Abigail’i saran dehşetin boyutlarını didik didik etmeyi çok istesem de yeni dinleyecekler ve elbette şovu King Diamond’dan çalmaya cesaret edecek kadar aptal olmadığım için yalnızca görüp görebileceğiniz en saf, en ürkütücü ve en güzel korku hikayelerinden (ve en güzel anlatılan elbette) biri olduğunu belirtip gerisini keşfetmeyi dinleyiciye bırakıyorum.

Abigail’in bu kadar efsane bir hale gelmesini sağlayan tek şey King Diamond’ın inanılmaz personası değil elbette. Kendisine öyle isimler eşlik ediyor ki, her biri için sayfalarca övgüler dizilebilir herhalde. King Diamond ile yollarını ayırdıktan sonra Ian Fraser LEMMY KILMISTER (c.c.)’in gezegenden ayrılışına kadar 20 yılı aşkın bir süre MOTÖRHEAD’de baget sallayacak olan davul efsanelerinden Mikkey Dee (Abigail’in de gizli forveti), MERCYFUL FATE’in birer lütuf olarak bizlere sunduğu Melissa ve Don’t Break the Oath albümlerindeki mükemmel gitarların ve çok daha fazlasının mucidi Micheal Denner, neresinden başlayacağımı bilemediğim için sadece “google it” yazıp geçeceğim üstün insan Andy LaRocque ve yine Mercyful Fate’den Timi “Grabber” Hansen’den oluşan çılgın bir saz ekibi yer alıyor King’in arkasında. Vallahi 1986 Dünya Kupası Arjantin kadrosu gibi kadro be kardeşim, vay anam vay.

King Diamond vokali ile ilgili de durumu açıklığa kavuşturup öyle devam edelim de hem aradan çıksın hem de paragraf paragraf King Diamond övmekten ziyade bu şekilde daha sade bir şekilde görüşümü belirtmiş olayım: King Diamond vokalini ya çok seviyorsunuzdur, ya da çok büyük bir hata ediyorsunuzdur. “Müzik iyi ama…” ile başlayacak herhangi bir cümle doğrudan çöpe yani kısacası. Ne o falsetto çığlıkların, ne fısıltılarının ne de derinden gelen ürkütücü hırıltılı vokallerinin tartışmaya açık olduğunu sanıyorsanız epey yanılıyorsunuz, haha.

Albümdeki tek muazzamlık King Diamond değil dedik; Andy LaRocque’dan bahsetmenin vakti gelmiş. Abigail isimli dev gövde gösterisinin açılışını gerçekleştiren “Funeral” biter bitmez giren gitarlar, sonraki 40 dakika boyunca hiç durmadan birbirinden müthiş melodiler, armoniler, neo-klasik sololar ve anında yer eden ritmleri peş peşe sıralayarak Abigail hikayesini eşi benzeri görülmeyecek bir tempoda ve kuvvette aktarıyor. Gerçekten de sonraki yıllarda da pek çok grubun öykündüğü, hatta dümdüz çaldığı bölümler içeren, asla eskimeyen ve her defasında benim de bu dur durak bilmeyen gitar çılgınlığına kendimi kaptırıp gittiğim inanılmaz bir performans sergiliyor Andy – Micheal ikilisi. Hele o “Black Horsemen” için, yani yuh be kardeşim, neyse hadi demiyorum bir şey.

Bir King Diamond klasiği olan ve heavy metal tarihindeki de en çılgın şarkılardan biri sayılan “A Mansion in Darkness”, üç buçuk dakikalık süresine neler neler sığdırılmış “The Possession” ve elbette ki kusursuz “Black Horsemen” dışında da (ya övmeden duramıyorum, bu nasıl şarkı) hatta kısacası “The 7th Day of July 1777” hariç (ona da yani insan kıyamıyor tam zaten) tamamı klasikleşmiş şarkılardan oluşan Abigail için albümün hikayesine girmeden ve Miriam’lar, Jonathan Lafey’ler filan demeden ancak “AAAAA ÇOK GÜZEL!” diye bağırıp çağırabilirim herhalde artık sadece, o nedenle uzatmayayım. Çünkü hissediyorum, yazdıkça da gaza geldim gibi oldu biraz.

Velhasıl eğer daha önce King Diamond dinlemediyseniz bir an evvel bu yanlıştan dönün ve Abigail ile kendinize şöyle hem korku hem de müzik ziyafeti çekin bir. Sonrasında da zaten King’in kendi grotesk dünyasının büyüsüne kapılmanız işten bile olmayacaktır. King Diamond yanlışlıkla veya tesadüfen bu kadar ünlü veya bu kadar saygı duyulan bir adam haline gelmedi. Sadece ve sadece gerçekten çok iyi müzik yapmayı başardığı ve muazzam bir vizyona sahip olduğu için metal tarihinin sayılı isimlerinden biri oldu. Abigail de bunun kanlı canlı, aslında canlıdan çok kanlı, bir örneği.

97/100

king-diamonds-press-black-and-white-2015-billboard-650

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Klasik bir Cumartesi: King Diamond – Abigail” için bir yorum

  • 27 Mayıs 2017 tarihinde, saat 13:54
    Permalink

    87-90 arası Abigail, Them, Conspiracy ve The Eye’ın çıkması metal dünyası için bile inanılmazken bu albümlerin hepsini King Diamond’ın yapması cidden çok saçma ya.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir