Imperceptum – The Eternal Path to Nothingness

Birisini kaybetmenin insana neden bu kadar çok acı verdiğini düşündünüz mü hiç? Yitip giden o canın fotoğraflarına bakıp artık harap olmuş bir mendil ile göz pınarlarınızı silerken aslında tam olarak ne için ağladığınızı fark ediyor musunuz, yoksa düşüncelerinizi bir araya toplamayı başarabildiğinizden beri ailenizde, akrabalarınızda, dizilerde, filmlerde her yerde normun bu olduğunu gördüğünüz için artık şartlı bir refleks halini almış bu davranışa kendinizi bırakıp da “zamanın her şeyin ilacı olacağı” o sihirli anı mı bekliyorsunuz?

En azından fiziksel düzlemde artık bir bilince sahip olmayan o cana bakarken artık beraber vakit geçiremeyecek olmanıza mı ağlıyorsunuz örneğin, geçirdiğiniz onca anın hatırası siz de bilincinizi yitirene kadar bir parçanız olarak kalacak olsa da? Artık gözlerinizin önünde, belki kollarınızın arasında hareketsiz yatan o vücudun acı çekmediğini, hayatını yitirdiği o tek “an”dan sonra artık bütün bu dertlerden, acılardan, koşturmacadan sıyrıldığını biliyorsunuz zira içten içe, buna ağlıyor olamazsınız ya, değil mi? Sahi kime üzülüyorsunuz tam olarak? Hiçbir şeyin farkında olmayan, artık canı sıkılmayan, rahatsızlık duymayan, fiziksel olarak orada olsa da aslında gerçekten orada olmayan bir eski cana mı, yoksa kendinize mi?

İnsanoğlunun acıyla başa çıkmak için hiçbir yöntemi yok, kandırmayalım kendimizi. Acıyla başa çıkmak diye bize pompalananlar yalnızca aklımızı bir zamana kadar oyalayıp biz kendimize acımayı unutana değin zaman geçirmekten ibaret. Hepimiz bunu biliyoruz da, kabul etmenin aslında kaybettiklerimizi de bir yerden sonra unutmak, ya da hadi unutmak demeyelim de onları zamanda bir noktadan itibaren yeterince umursamamak anlamına geldiğini kendimize itiraf etmemek için kıvranıp duruyoruz işte. Bunun sebebi de kendi acılarımızı yüceltmeyi çok fazla sevmemiz; herkesin kendi derdi en büyüktür ya, tam olarak o işte. Benim kaybım hepinizinkinden daha değerli, benim iş yerindeki derdim tümünüzünkinden daha büyük, benim ilişkimdeki sorunlar bana öylesine acı veriyor ki… Anlıyorsunuz işte, biliyorsunuz her gün ben ve kendiniz dahil her insanın nasıl da kendini ön plana çıkartmaya çalıştığını, ufak hayatlarımızda nasıl da önemli hissetmeye çalışıp çabaladığımızı.

Halbuki evrende her şeyin ne denli ufak, ne denli anlamsız olduğunu kavramakta yatıyor belki de tüm bunların çözümü. Bizden çok daha gelişmiş uygarlıkların bile büyük resmin üzerine konmuş bir toz zerreciği kadar etki edemediği devasa evrendeki milyarlarca yıllık tarihte bizim olup olacağı 80, belki 90 yılımızla aynı ana tesadüf etmiş ve bir şekilde yollarımızın kesiştiği diğer canlara olan bu düşkünlüğümüz tüm bunları göz ardı ettiğimiz için bu kadar önemli hale geliyor ya, işte diyorum ki bunu kıralım. Tıpkı IMPERCEPTUM’un yaptığı gibi devasa bir düzlem yaratalım kendimize, bunun içinde milyonlarca dünyayı içine alacak ebatta fırtınalar kopsun, binyıllar sürermişçesine sonu gelmeyen bir hüzün çöksün zaman zaman, bizim küçük gözlerimize sonsuzluğa uzanır gibi gözüken yıkıcı güçler gelip terör estirsin; ama bizim düzlemimiz o kadar büyük olsun ve iyice geriye çekilip bakınca bunlar bile öylesine ufak kalsın ki toplamda, her şeyin ne denli anlamsız olduğunu kavrayalım iyice; acılar bize dokunamasın.

Veya ben tüm bunlara inanmak isteyeyim; ama her gözlerimi kapadığımda yine bir yüz gelsin gözlerimin önüne, kurmaya çalıştığım mantığımı yıksın geçsin ve tüm bu anlamsızlığın içinde bir de ne kadar güçsüz olduğumu hatırlayayım tekrar tekrar. İnsanoğlu olarak kaderimiz bu belki de.

80/100

a1300018126_10.jpg

2 thoughts on “Imperceptum – The Eternal Path to Nothingness

  1. Site elbette sizin, istediğiniz gibi yazmakta özgürsünüz ama ben bu tarz yazılar yerine, daha müziğin kendisine odaklanan kritikler okumayı tercih ettiğimi belirtmek istiyorum (bu sitedeki yazıları düzenli takip etmeye çalışan biri olarak).

    Liked by 1 kişi

    1. Teşekkürler yorum için.

      Biz de genelde müziğin kendisine odaklanmayı tercih ediyoruz; fakat yazıdan da anlaşılacağı üzere bugünkü ruh halim biraz karanlıktı ve buna uygun bir albüm seçip biraz iç dökmenin faydalı olacağını düşündüm. Zaten aslında yazının ana temasını da albümün atmosferinden çok uzaklaştırmamaya çalıştım. Imperceptum tam olarak yazının bağlandığı gibi devasa bir evren yaratıp her şeyi büyük bir çerçevede değerlendirmek üzerine müzik yapıp bestelerini de buna göre tasarlıyor.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s