Estatic Fear – A Sombre Dance

İnsan cinsellik ve şiddet güdüleriyle içten içe ruhunun vahşi yanlarını beslese de “biz hayvanlardan farklı ve üstünüz,” bakış açısının belki de tek haklı yanı olan güzelin farkın varabilmek ve güzeli arayıp ona ulaşabilmek üzerine de kuruyor hayatını. Basit anlamda yaptığımız her şeyi öyle veya böyle diğer canlılarla aynı amaçlar doğrultusunda gerçekleştirirken bir noktada farklılaşabilme belki de burada ortaya çıkıyor. Sanatın varlığıyla bir bağlama oturabiliyor rastgele dünyaya gelişlerimiz.

Yaklaşık 7,5 milyar kişi barınıyor şu an gezegende. Bu kadar kalabalık olunca herkesin beğenisini kazanmak haliyle imkansız. Bu nedenle her farklı beğeni grubuna yönelik farklı seçenekler sunmuş insan aklı. Herkes istediğini, gücünün yettiğini veyahut da yönlendirildiği şeylere doğru eğilim gösteriyor ve kafasına göre yaşıyor güya. Herkese göre müzik desek de ve her beğeniye göre farklı müzikler yapılsa da, kimi müzikler ve icracıları kimi zaman diğerlerinden daha çok sevilip daha fazla insan tarafından beğenildiği için, kimi zaman ise neyi sevip neyi sevmeyeceğine karar veremeyen kıvrımsız insanlara güden küresel durumlar sayesinde çok daha fazla ünlü oluyor ve para kazanıyorlar. Herkesin kendi beğenileri doğrultusunda pek çok gereğinden fazla ünlü olduğunu ve para kazandığını düşündüğü grup vardır, var.

Bir de bu işin tam tersi var. Aslında bir şekilde bir yerden duyan, bilen her insanın beğendiği, kişisel zevklerine ve bakış açısına uymasa dahi başka insanların “güzel” bulabileceğini bildiği ve anladığı, o nedenle saygı duyduğu müzisyenler var. Daha bir sanatçı gibi onlar. Piyasada tutunamayan, fakat bir şekilde adını da biraz duyurabilmeyi başarmış kişiler nedense daha kolay “sanatçı” oluyor insanların gözünde.
Bu kişiler veya gruplar pek başarılı görünen sözde müzisyenlerden ziyade, siz ve ben gibi insanlar ve gayet sıradan yaşamlara sahipler. Her gün kamera önünde değiller ve sükseli bir yaşamları da yok. Neden peki? Niye evlerinin havuzlarında kızlarla parti yapmıyorlar da rutubetli evlerinde oturup ucuz şaraplar tüketiyorlar? Hani herkes bayılıyordu? Hani genelin beğenisini kazanmışlardı? Topluma dayatılan başarı olma zorunluluğunun belki de ilk aşaması değil miydi bu kabul görme hali? Belki de farklı olmaktaydı başarının sırrı. Belki de çok matah bir şey değildi başarı denilen şey.

Avusturya kesinlikle metal müziği ile meşhur bir memleket değil. Roma döneminden beri insanoğlunun yaşadığı bir yer olmasına, klasik müzik ve sahne sanatlarında insanın aklını almasına karşın metal müzik sahnesine kazandırdığı grup sayısı çok fazla değil. Elbetteki kendilerine göre bir piyasaları var. Lakin Summoning, Belphegor, Abigor, Deadsoul Tribe ve Dornenreich dışında öyle aman aman adını duyurabilmiş Avusturyalı bir grup da bilmiyorum.

Estatic Fear ise bu saydığım grupların arasında kimi zaman adını hatırladığım, kimi zaman unuttuğum bir grup. 1999’da dağılmış olmalarının bir etkisi olabilir elbette. 1994’de kurulup bir albüm çıkaran, akabinde Matthias Kogler dışında tüm üyelerini kaybeden ve tek kişilik projeye dönen grup 1999’da konuk müzisyenlerin katılımıyla A Sombre Dance’i çıkarttı ve son nefesini verdi. Hiçbir zaman iyi bir şirketle çalışmayıp, albüm promosyonu konusunda etkili girişimlerde bulunmayan, bilenin de genelde kendine sakladığı bir grup olarak kalan bir grup oldu her zaman.

Doom metal. Senfonik. Klasik müzik, black metal soslu. Çok güzel, fena da sesi olmayan kadın vokal ve arkasında üç-dört dilim pastırma yok. Avusturya’nın tarihsel geçmişinin verdiği elitlik ve akustik bestelerin yumuşaklığı var. “Estetik kaygısı” kesinlikle var. Ud, flüt, akustik gitarlar, piyano ve berrak sesli kadın vokallerden brutal yakarışlara, çığlıklardan fısıltılara kadar çeşitli vokaller var. Bir kişinin elinden çıkmasına mümkün gözüyle bakılmayacak besteler var. Albümün belki de tek magazin değeri taşıyabilecek ve yurdum metalcilerinin “bakın böyle çok acayip bir şey biliyorum,” diye ortamlarda hava atmasını sağlayabilecek detayı, albümde flüt çalan konuk Klaus Kogler’in Matthias Kogler’in babası olması. Değirmenin suyu nereden geliyormuş anlaşılıyor böylelikle. Özellikle Chapter V’in başındaki flütler ile klasını konuşturuyor Klaus. Bu paragraf çok bozdum kendimi, farkındayım.

A Sombre Dance, bir vampirin kurbanına dişlerini geçirmeden önce onunla mum ışığında yaptığı dansa benziyor. Yumuşak, akıcı fakat bir o kadar da insanı rahatsız eden bir havası var. Fantastik bir hikayenin arka plan müziği gibi değil, müziğin kendisi bir hikaye çünkü. Bir girizgah ve dokuz bölümden oluşan albüm yer yer İngilizce, yer yer Almanca, hatta bazen Latince sözler eşliğinde romantik ve fantastik bir Orta Çağ hikayesi sunuyor dinleyenlere. Yalnız, kederli ama bir o kadar da gururlu ve ihtişamlı bir hikaye. Bazen “beauty and the beast” vokaller ile, bazen tek bir hüzünlü melodi ile anlatıyor derdini. Tek bir şarkıdan ziyade, bütünüyle dinlenilmesi gereken bir albüm o yüzden A Sombre Dance. Bir şarkı dinleyerek albüm hakkında bir fikre varamayabilir, ya da vardığınız fikir nedeniyle sonradan çok pişman olabilirsiniz.

Söz konusu bu kadar duygu yoğunluğu yüksek bir albüm olduğunda müziği sadece müzik olarak dinleyemediğimiz için teknik bir şeyler yazmaya çalışsam dahi beceremiyorum. Akustik bestelerin, mükemmel piyano ve flüt bölümlerinin yanında çift kroslarların gittiği, staccato gitarların coştuğu bir müzik desem dahi çok yavan geliyor. EMPYRIUM, SATURNUS gibi isimleri anmalı belki de bir kolaylık için. Bir tek davuldaki hemşehri SUMMONING tadına ilaveten bayıldığımı ekleyebilirim yazar yorumu olarak. Bu da bana “güzel” geliyor tabii, başkası alır mı bilemem.

Kısaca diyeceğim ama 900 kelimeye yaklaşmışız; neredeyse 18 yıl önce çıkan bir klasikten bahsetmeye çalıştım en nihayetinde. Müzik özgün veya yeterince değişik gelmezse kulağınıza,  albümün çıkış tarihine bir daha, bir daha bakın. Bunun dışında senfonik doom metal, olabilecek en iyi halini bu albümde alıyor.

2008’de bir albüm yayınlayacak kadar materyali biriktirdiğine dair bir açıklama yapmasına rağmen muhtemelen farklı sorunlardan dolayı kayıt aşamasına geçememiş Kogler. Estetik kaygısının yerini yaşam kaygısı aldı diye düşünüyorum. Sebebi de herhalde yazının başındaki can sıkıcı şeyler. Olsun, bir şekilde gönlümüzde yer etti. O da bir “başarı”.

94/100

P.S. Bu yazı ilk olarak 05.01.2011 tarihinde kaleme alınıp sonradan günümüze uyarlanmıştır. Düzeltirken gözümüzden kaçan 1-2 nokta olduysa affola.

asombredance_asombredance

6 thoughts on “Estatic Fear – A Sombre Dance

    1. Funeral – Tragedies
      Anathema – The Silent Enigma
      My Dying Bride – Turn Loose the Swans
      Uaral – Sounds of Pain…
      Saturnus – Veronika Decides to Die
      Disembowelment – Disembowelment

      Bunlar 90’lar sonrası şekillenen yeni nesil doom türünde her daim dinlediğim ve çok sevdiğim albümlerden bazıları.

      Beğen

  1. Efsane albümdür işte. Fenadır. Yalnız Kogler baba detayını bilmiyordum, ortamlarda ekmeğini yerim artık. Şahsen her türlü flüt sesinden -muhtemelen ortaokul müzik derslerindeki dayatmalardan kaynaklı- pek hoşlanmasam da bu albüm öyle yüce bir iş ki, gıkımı bile çıkaramıyorum.

    Liked by 1 kişi

  2. Flüt iyi kullanıldı mı çok iyi gidiyor bence. Özellikle black/folk kırması işlerde, örneğin Arsaidh (ya da yeni adıyla Saor) gibi gruplarda flütü müthiş kullanıyorlar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s