Epica – Aspiral
Merhaba.
Hollanda’nın senfonik metaldeki en önemli iki isminden biri olan Epica, 22 yıllık kariyerinde ikinci yarıyı ilk yarıdan çok daha iyi oynayarak an itibariyle bu türün en formda, en heyecan verici ismine dönüşmüş durumda. Göz alıcı, dinamik ve coşkulu sahneleri sayesinde her tür festivalde ana sahnenin en kalabalık şovlarından bazılarına imza atıyor, türün diğer devlerine kıyasla ekstrem sınırlara daha yakın duran güçlü tarzlarında hem akıcı albümlere imza atıp hem de hit üzerine hit besteler yaratıyorlar. Omega, The Quantum Enigma ve The Holographic Principle gibi son dönem albümlerle müthiş bir çıkış yakaladılar. 6-7 albüm çıkardıktan, senelerce turladıktan sonra hala böyle yüksek bir enerji ve yaratıcılık ile devam edebilmeleri, opera ağırlıklı kadın vokal, salt senfonik metal gibi hadiselerle pek haşır neşir olmayan benim bile Epica saflarına katılmamı sağladı ki Aspiral, yılın merakla beklediğim albümlerinden biriydi.

Aspiral, Epica’nın bildiğimiz oturaklı stilini takip ederek, destansı ve zengin bir senfonik metal kurgusunu progresif ve power metal ögeleriyle birleştiriyor. Mark Jensen’in vokali, basit taramalar veya kontrollü blast-beat‘ler şeklinde ara ara karşımıza çıkan death metal parçacıklarıysa müziği ekstrem sınırlara yaklaştırıyor. Kusursuz açılış parçası Cross the Divide, grubun daha pop bir yaklaşımla senfonik ögeleri kısıp akılda kalıcı ritimler ve nakarata asıldığı kısa, vurucu bir şarkı olarak önce çıkarken Arcana ise dinamizmiyle Cross the Divide‘ı bile gölgede bırakıyor. Bir kere dinledikten sonra kolay kolay insanı terk etmeyen koro kısmı, Simone Simons’un giderek gelişen akılda kalıcı vokal melodileri, sonlara doğru beklenmedik şekilde sertleşip güçlü bir break-down ile daha da çarpıcı bir hal alışı dekren Epica’yı bugünlere getiren marka hareketlerin çoğunu görüyoruz Arcana‘da. Konserlerde de mutlaka başı çekecektir. Şimdiden senfoni ve çocuk korosu destekli harika bir canlı kaydı alınmış bile.
Aspiral‘i bir senfoni ve drama kumkumasına dönüşmekten alıkoyan şey, grubun gitar odaklı şarkı yazımı konusunu gözardı etmeden, bu müziğin temelde gitar ve davul odaklı olduğunu hatırlayan yaklaşımı. Her şarkıda akılda kalıcı bir rif, vitesi yükselten bir köprü veya ateşli bir koşturmaca anı mevcut. Darkness Dies in Light düpedüz melodik death metal gibi tınlıyor mesela zaman zaman. Fight to Survive 2/4 akışıyla basit bir geçiş parçası gibi başlarken 3:20 gibi dev bir break-down ve taramalara eklenen yaylılarla bambaşka bir şeye dönüşüyor. Senfonik bir intro ile atmosfer kurmaya, parçalar arasında dramatik ara fasıllarına ihtiyaç duyulmaması da bu daha direkt tarzın ipuçları yine.
Capcanlı prodüksiyon, araya yedirilmiş djent ilhamlı gitarlar, bolca groove ve melodi derken Aspiral, bir önceki Omega‘da da yaptığı gibi 70 dakikayı olduğundan daha kısa gibi hissettirmeyi başarmış. Bir tek kapanıştaki Aspiral parçası albümün genel havasından ve enerjisinden ayrı takılıp sırıtmış ki o da bu paragrafta övülen, anatılmak istenenin tam tersi karakterde bir parça olduğu için ben orada olmasından memnunum; fikirlerim daha rahat anlaşılır sayesinde haha. Keşke bu kadar senfoni ve vokal odaklı, düşük tempolu, dramatik bir finalden ziyade yüksek bir noktada bitirselemiş. O da nazarı olsun diyelim.
Öte yandan bir zamanlar olduğu o ekstrem, zaman zaman kaotik grup kimliğinden biraz uzak duruyor Epica Aspiral‘de. Ekstrem metal dinleyicine hitap etme konusunda merkeze oturtulan death/thrash ilhamlı riflerden, Arien van Weesenbeek’in öfkeli davullarından ziyade ritmik break-down kalıpları ve baskın olmaktansa kolay tüketilebilen basit taramalar öne çıkıyor. Simone de bir röportajında grubun daha akılda kalıcı nakaratlar, daha erişilebilir ritimler ve klavye melodilerine odaklandığını, pop/rock temelleri etrafında daha çok kafa yorduklarını söylemiş. Özellikle Simone’un vokali, bu yaklaşımdan çok besleniyor. Kariyerinin zirve performanslarından birini çıkarmış.
Bu açıdan bakınca Cross the Divide gibi gayet pop tınlayan işler bile samimiyetsiz tınlamadı bende ama beklentileri doğru ayarlamak lazım; her gün bam güm metal öven adam yüksek puan vermiş diye açıp sonra pişman olmayın yani, haha. İtiraf etmek gerekirse benim de kulaklarım bir Kingdom of Heaven Part. 3 – The Antediluvian Universe – seviyesi çılgınlıklar, Weesenbeek’in zincirlerini kopardığı yüksek tempolu taarruzlar bekledim ama bu albüm, o albüm değil belli ki.
Agresiflik hevesinin biraz törpülenmesi ve kapanış parçasının enerjisizliği haricinde Aspiral‘e dair olumsuz pek bir şey yok kısacası aklımda. Bas gitarın geri planda kalması da prodüksiyon tarafına eksi yazabilecek bir detayken bu derece katmanlı bir işi böylesi canlı, nefes alabilen bir aralıkta sunabildikleri için toplamda o tarafta da artıdalar bende. Aspiral, son 10-11 yılı kusursuza yakın bir halde geçiren Epica’yı önümüzdeki döneme de güçlü bir biçimde taşıyacak. Yaratıcılığının, şarkı yazımındaki olgunluğunun zirvesinde Epica. Devir değişiyor, artık sadece SLAYER dinleyenlerin metalci sanıldığı cahiliye devri geride kaldı. O yüzden bugüne kadar kulaklarınızı tıkadıysanız bile özellikle Omega ve Aspiral üzerinden Epica’ya bir şans verin. Neden bu kadar büyüdüklerini anlayacağınıza eminim.
83/100


