Pentagram – Akustik

Bazı çok büyük gruplar için bir kritik kaleme almak, hatta yaptıkları işler hakkında fikir belirtmek bile bazen pek kolay olmayabiliyor. Kariyerinde 30. yılı geride bırakmaya hazırlanan ve Türkiye metal müzik piyasası için bir müzik okulu olarak değerlendirmekten beis duymayacağım Pentagram da bana göre hakkında öyle dan dun konuşulacak, ha deyince hemen yaptıkları işler hakkında patır patır yorumlar yazılabilecek bir grup değil. Çünkü Pentagram bu ülkenin gördüğü en büyük metal grubu.

Piyasaya çıktığı 2001 senesinde, yanlış hatırlamıyorsam bir Mart gününde satın aldığım “Unspoken” albümünün ambalajını yırttığımı, CD çalarıma taktığımı ve yaklaşık 70 dakika süren Kızılay-Elvankent yolculuğumu o kadar net hatırlıyorum ki, anlatmaya başlarsam aşırı nostaljik ve vıcık vıcık bir şeyler olacağı için hiç girmemek daha iyi olacak sanırım. Daha evvel bir ağabeyden “Trail Blazer” kaseti ödünç alıp dinlemiş olsam da ve “Popçular Dışarı” namı kulaklarıma çalınmış olsa da Pentagram ile doğru dürüst tanışıklığım 2001 yılına dayanıyor. O zamandan beri yaklaşık 10 defa da kendilerini canlı izleme fırsatı buldum ve her ne kadar zaman zaman “Yahu yine mi Pentagram?” çıkışlarıyla hiç haddime olmayan laflar etsem de içten içe her zaman Pentagram olsun, Pentagram hep olsun istedim.

Murat İlkan’ın 2010’daki ayrılığı sonrası Gökalp Ergen’in vokalleriyle 2012’de çıkan “MMXII”, 10 yıllık bir boşluğu, en azından şahsım adına tam olarak kapatmayı başaramamış olmasına rağmen Pentagram’ın hala yaşıyor olduğuna bir işaret olması açısından bile çok sevindiriciydi ve genellikle olumlu eleştiriler aldı. Aradan geçen 5 yılın ardından ise grup kariyerinin 30. yılına girdi ve bu önemli seneyi boş geçmemeye karar vererek “Akustik” albümüyle 3 Mart 2017’de bir kez daha bizlerle buluştu. Hem de ne buluşmak.

Pek çok eski grup üyesini ve konuk sanatçıyı barındıran Akustik albümü, Pentagram diskografisi içerisindeki en parlak anların bir özeti gibi. “Trail Blazer” efsanesi “No One Wins the Fight”, grubun ilk vokalisti, Şehit Ümit Yılbar’a atfen “Fly Forever”, herhangi bir Türk metal dinleyicisinin bilmemesine imkan vermediğim “Anatolia” ve “Sonsuz” ve yeni dönem hitlerinden “Geçmişin Yükü” albümde yer alan muazzam şarkılardan sadece bazıları. Doğrusu başta şarkı seçimlerine şüpheyle yaklaşmıştım ama hepsi müthiş olmuş. Özellikle ŞEBNEM FERAH “Anatolia” yorumuna genelde olumsuz eleştiriler geliyor gibi ama şarkının özgün havasını tamamen değiştirip çok daha “hikaye anlatıcılığı” tadında bir tat yakalamışlar ve bence muhteşem olmuş. Zaten genel atmosferi hüzünlü sayılabilecek olan albüme güçlü Şebo vokalleriyle çığlık çığlığa bir Anatolia hiç olmazdı gibi geliyor bana.

Burada araya girip, bu güzellikler arasında aşırı takıldığım bir noktaya değinmek istiyorum. Akustik? Yani, gerçekten mi yahu? Akustik? Doğru, Pentagram hiçbir zaman dilimizi en dolambaçlı veya zengin şekilde kullanan metal grubu olmadı ama Türkiye rock-metal dünyasında saygı duyulan neredeyse her ismi barındıran bir kadroyla, 30. yıl şerefine yaptığı akustik albüme “Akustik” harici daha iyi bir isim bulamadık mı ? Bilmiyorum buna başka kim takıldı ama yani ne bileyim.

Elbette Murat İlkan’ı duymak (özellikle “Give me Something to Kill the Pain” ve “In Esir Like an Eagle”), ŞEBNEM FERAH’ı Anatolia söylerken dinlemek ve Ogün Sanlısoy, Demir Demirkan gibi isimleri tekrar Pentagram çatısı altında görmek müthiş bir keyif. 16-17 kadar usta müzisyenden katkı alan albümün hem şarkı seçimleri, hem prodüksiyonu hem de tek tek performanslarına diyecek söz yok doğrusu. Sadece 30. yıl coşkusunu müzikal olarak da belki kısa bir anlığına bile olsa yaşayabilmek güzel olabilirdi sanki, diye düşünüyor insan. Akustik albümde hangi enstrüman çıkıp şov yapacak tabii orası ayrı ama bu kadar usta isim bir aradayken şarkılara farklı düzenlemeler yapılsaymış, ara sıra bir patlama anı olsaymış pek tatlış olabilirmiş. Olsun.

Kimsenin kimseye tahammül edemediği dünyamızda 30 sene boyunca birbirine yeri geldiğinde tahammül ederek aynı amaç doğrultusunda bir iş yapmaya çalışmak gerçekten artık olacak bir iş gibi gelmiyor bana. Kaldı ki öyle veya böyle bu gayeden sapmış ve kendi yolunu çizmiş isimlerle tekrar bir araya gelmek, hep birlikte bir şeyler kutlamak ve yeniden beraber çalışmak bile artık Türkiye için ütopik bir şey sayılabilir herhalde. Belki de bu nedenle olur olmadık yerde metal müziğin birleştirici gücünden bahseden, hararetli hararetli metal müzik öven insanlara rastlıyoruzdur, kim bilir. Her halükarda bir tane daha Pentagram yok ve bundan sonra da olabileceği bir zemine sahip olabilecek miyiz, emin olmak zor.

Şu şarkı şöyle, bu şarkıda akustik gitarı X çalıyor gibi işlere girişmeden kapatacağım. Pentagram Türkiye’deki metal müziğin en büyük değeri ve şu an olan biten şeylerin gerçekten de çok önemli bir bölümünü onların yaptıkları şeylere borçluyuz. “Akustik” özellikle 2. yarısı itibariyle enfes bir albüm ve Pentagram’ın 30. yılı gibi önemli bir olayı kutlamak gibi altından kalkması zor bir amaca sahip olsa da bu yükü rahatlıkla ve büyük bir başarıyla sırtlıyor. Fırsatınız olursa grubun 30. yıl şerefine vereceği konserleri kaçırmayın. Bir şekilde fırsatınız bulun, gidin. Ben de öyle yapacağım.
İyi ki varsın Pentagram.

84/100

asdasd

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir