David Maxim Micic – Who Bit the Moon

Bugün hiç tarzım olmayan şekilde sizlere bir gitarist tanıtmak istiyorum. Normalde neredeyse katlanamadığım enstrümantal progresif müzikleri bana kısmen de olsa sevdirmeyi başaran Sırp gitarist/klavyeci David Maxim Micic kendi adını taşıyan projesiyle yedinci kaydı “Who Bit the Moon”u geçtiğimiz günlerde piyasaya sürdü.

Özellikle ilk üç kaydı olan “Bilo” üçlemesiyle (“Bilo”, “Bilo 2.0” ve “Bilo 3.0”. Çok fazla “Bilo” deyince bir anda her şeyin çok fazla anlamsızlaştığını da tecrübe edebilirsiniz böylece) kendine bir takipçi kitlesi edinmeyi başaran Micic, aynı zamanda dünyanın en prestijli müzik okullarından (belki de ilki) Berklee College of Music’te bir beste ve kompozisyon öğrencisi.

Konuk vokalistlerinin de etkisiyle favori gitar albümlerimden biri olan “Bilo 3.0”ın kredisiyle çok sıkı olmasa da benim de takip ettiğim müzisyenler arasında giren Micic, sonrasındaki kayıtlarıyla en azından bana çok hitap edememiş olsa da, “Who Bit the Moon” ile tekrar sevebileceğim sulara yelken açmış.

Yalnızca birkaç şarkısını bile dinleseniz bestelerinin “bakın ne kadar güzel çalıyorum viüüyy” tatmininden ziyade gerçek birer müzik eseri olsun diye yazıldığını fark edebiliyorsunuz DAVID MAXIM MICIC’in ki sanırım müziklerini benim için katlanılabilir, hatta keyifle dinlenilebilir kılan bu. Hızını çok göstermese de kimi zaman patlayan sololarda Micic’in teknik olarak benim diyen müzisyenlerden bir eksiği olmadığını görmek zor değil; ama karşımızda derdi iyi gitar çalmak değil de iyi müzik yazmak ve yapmak olan biri olduğu için bunu asla gözümüze sokmuyor kendisi. Aksine (maalesef ki “Who Bit the Moon”da kullanmayı pek tercih etmemiş olsa da) konuk vokal aldığı şarkılarının bazılarının ana ögesini bu vokal haline getirip kendi enstrümanını arka plana alacak kadar mütevazı.

1517720

“Who Bit the Moon”da kimi mırıldanmalar haricinde hiç vokal olmaması albümde kapağının da yansıttığı hafif bir hayalsallık atmosferi oluşmasına epeyce katkı yapıyor. Gitarını zaman zaman adeta yaramaz bir şekilde yaptığı oyunculuklar haricinde “dreamy” bir peyzaj yaratmakta kullanıyor Micic, ve aralara yeterince sıkıştırdığı bu küçük oyunlar sayesinde müziğini odağınıza alıp dinleseniz de, yaptığınız işlere bir arka plan haline getirseniz de baymıyor, sıkmıyor ya da dikkatinizi dağıtmıyor. Müzik hiçbir zaman fazla hızlanıp sertleşmiyor ya da fazla yavaşlayıp ambient sularına girdiği anlar hiç sünüp uzamıyor ve bu tempo değişimi eksikliğine rağmen öylesine çok değişim gösteriyor ki hem monotonluktan alabildiğine uzakta kalıyor, hem de progresiflik tanımına birebir uyum sağlıyor.

Türkiye’de şimdiye dek pek adının geçtiğine denk gelmesem de, Sırp müzisyen sanıyorum adından söz ettiriyor artık yavaş yavaş. En azından Bandcamp’te benzerlerine nazaran oldukça yüksek bir fiyattan sattığı bu albümünü satın alan insan sayısına bakınca bile öyle düşündürtüyor. Yine de Micic’in bu projesini kendi adı altında değil de herhangi başka bir isimde bir grup halinde başlatmış olsa neler olmuş olabileceğini düşünmeden edemiyorum. Adını duyurmak istediğini anlıyorum; ama bir Tosin Abasi – ANIMALS AS LEADERS örneğinde olduğu gibi yanına iki kaliteli müzisyen daha bulup hem benim gibi gitarist proje müziğine ön yargılı yaklaşanları da daha rahat tavlayabilir, hem de istediği müziği yine yapmaya devam edebilirdi sanki. Elbette ki bu kendi seçimi, ve ne olursa olsun DAVID MAXIM MICIC takip edilmeyi hak eden bir proje. Biraz daha sert ve vokalli bir giriş için “Bilo 3.0”, daha pembe bulutlar üzerinde zıpırca koşturabileceğiniz (nasıl da iğrenç tabirlerle abartıyorum) dingin bir müzik için ise “Who Bit the Moon”u önerip huzurunuzdan çekiliyorum.

82/100

a0928988684_10

2 thoughts on “David Maxim Micic – Who Bit the Moon

  1. güzel kritik olmuş, eline sağlık 🙂

    ben de micic’i bilo 1 zamanlarından beri takip ediyorum. bilo 3’te çıtayı epey yükseltti. sonrasında henüz dinlemediğim eco ve ego’yu felan çıkarttı. ama bu albüm de güzel olmuş. sıralamam bilo 3>bilo 1 >wbtm>bilo 2 şeklinde olurdu muhtemelen.

    kritikte bahsedilen patlayıcı sololardan birisi, living room’un sonundaki solo intervals’den aaron marshall’a ait ki bence albümün en iyi solosu. benim en beğendiğim şarkılar 687 days, damar ve living room oldu. micic bir gruba daha katıldı bu arada organized chaos diye. o grubun vokalisti, bilo 3’te konuk vokal olarak yer alan vladimir lalic. o grupta klavye ve mixing işlerinden sorumlu olacak micic. bi de zaten destiny potato diye bir grubu var kendisinin.

    yazıda belirtilen tosin abasi gibi başka süper müzisyenleri yanına alma projesine girişse, şöyle bir üçlü çok süper olurdu gerçekten: gitarda jakub zytecki(disperse grubundan, ki kendisi micic’in kankasıdır), gitar/klavyede micic ve vokalde v. lalic. çok şahane olurdu.

    Liked by 1 kişi

    1. Çok teşekkürler.

      Diğer gruplarından haberim yoktu Micic’in, dediğim gibi bu türe fazla bir yatkınlığım olmadığı için araştırmamıştım fazla; ama adı DESTINY POTATO olan bir grubu kaçırmamam gerektiğine inanıyorum, hemen atlayacağım üzerine hahah. Bahsettiğin gibi bir grup kursa eminim ki nefis şeyler çıkacaktır ortaya, Bilo 3.0’daki tüm vokal performansları harikaydı zaten, DISPERSE’ün de son albümde çıkarttığı iyi işlere bakarsak beraber döktürebilirler sahiden.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s