Between the Buried and Me – Colors II

Merhaba.

Progresif metal albümlerini incelemenin, diğer tür albümleri inceleme biçimlerine göre daha az sayıda yöntemi olması, bu tip albümler hakkında yazma konusunda heves kırıcı olabiliyor. Yazıya nereden başlayacağına karar vermek zaten benim için her zaman bir sorun ama müzik karmaşıklaşıp katmanlar bir Antep baklavası ile yarışmaya başladığında müziği ele alabileceğim bakış açılarının sınırlanması ironik görünse de söz konusu progresif metal ise hazım süreci yine bir Antep baklavası yedikten sonra olduğu kadar uzun sürebiliyor. Kendi adıma, THE OCEAN gibi isimlerle birlikte son 20 yılda salt progresifin dışına taşıp farklı türleri progresif metal odağında sunmayı başaran en kaliteli gruplardan biri olan Amerikalı Between the Buried and Me‘nin müziğini hazmetmek ve üzerine konuşmak da hiç kolay değil. Baklava gibi bir grup sonuçta adamlar.

Tabii bir de, özellikle sinemada gördüğümüz ve çoğumuzu canından bezdiren çok tuttu, devamını yapalım, mantığı var ki o da pek yardımcı olmuyor. Neden? Ender gelişen Osasuna atakları gibi bir şey bir eserin ikincisinin de ilki kadar başarılı olması da o yüzden. Hele ki Colors gibi metalcore kitlesinin çok progresif, progresif kitlesinin de çok -core odaklı bulduğu Between the Buried and Me’yi (BTBAM) kitleler üstü, türler üstü bir noktaya taşıyan bir başyapıtın devamının yapılacağı haberi, insanı iyice şüphelendirdi elbette. Neyse ki günün sonunda yeni bir Operation: Mindcrime II rezaleti daha yaşamadık; BTBAM, ona başarıyı getiren imza numaralarını tekrarladığı bu büyük sihirbazlık gösterinin arasına renkli, yeni numaralar entegre ederek yerinde saymadığını, geçmişini unutmadan ve kalitesini bozmadan repertuarını genişletmeyi ihmal etmediğini gösterdi. Hem metalcore hem de progresif metal gibi tepeden bakılan iki alt türe yakın durduğu için aman aman olay çıkaramadı, sabah-akşam SLAYER diye dolanan tayfanın gündemine giremedi belki ama Colors II, 2021’in en klas gollerinden biri olarak jeneriklere geçti çoktan.

Sanki bir GHOST albümüymüş gibi açılıyor Colors II. Monochrome‘un nostaljik efektlerle dolu tatlı piyanosu ve ana motifi, ilk iki dakikanın fırtına öncesi sessizlik tadında geçilmesini sağlıyor. Ardından ilk olarak Blake Richardson imza çift-kick dolgulu ataklarıyla vitesi yükseltiyor; palm-mute gitarlar ona eşlik ederken Tommy Rogers da ona has sert vokalini konuşturmaya başlayınca zaten bir blast-beat‘in gelmesinin an meselesini olduğunu bile BTBAM dinleyicisi dahi boynunu ısıtmaya başlayamadan 2:43’de patlıyor BTBAM suratımızda. Sonrasında ise yaklaşık 75 dakika süren, zaman zaman dostane, bazen de ölümcül gösterilerle dolu bir ucube şovu başlıyor.

Her şarkıda neler olduğundan, hangi türlere veya gruplara göz kırptığından bahsetmeye başlarsam yazının sonuna ulaşamayabiliriz ama BTBAM’ın ipleri saldığını söyleyebiliriz sanırım kabaca. The Double Helix of Extinction, ilk dakikalarında teknik brutal death metal parçalarında görmeye alıştığımız rif kombinasyonları ve pinch harmonics oyunlarıyla ortamı ısındırırken albümün kafası en gidip parçalarından Fix the Error‘da bir ara Mike Portnoy (nerelerde çaldığını söylememe gerek olmamalı), Navene Koperweis (ANIMALS AS LEADERS, ANIMOSITY), kült progresif topluluk CANDIRIA insanı Kenneth Schalk ve Blake Richardson arasında kısa bir davul atışması bile yaşanıyor. Bu iki çılgınlığın ortasındaki Revolution in Limbo ise Tommy’nin vokal geçişleri ve bestenin geneline hakim Latin havasıyla progresif bakış açısının genişlediği bir şarkı olarak öne çıkıyor. Sadece ilk dört şarkıda bunlar olup bitince zaten ilk defa böyle büyük prodüksiyonlu bir şova gelmiş küçük bir çocuk gibi sahnede nereye bakacağını şaşırıyor insan ve albümün toplam çalma süresi olan 78 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyor bile. Hadi bir de sadece Prehistory‘nin çizgi-film seslerine ve hasta bas solosuna da bir cümle ayırmış olalım. E o zaman Ants of the Sky‘ın Western bölümüne de bir parantez açmak laz… Of ulan ya. Manyaklar sizi.

Yani aslında Colors kadar renkli ve insanı kübizm düşüncelerine sürükleyecek bir delilik formülüne sahip Colors II. Alakasız bileşenleri doğru geometriyle birleştirerek yeni anlamlar üretiyor BTBAM ve bunu da Picasso kadar akışkan, içinden geldiği gibi hissettirmeyi başaran bir formatta sunuyor. Yıllardır delilik formüllerine ne kadar çok çalıştıklarını biliyoruz ama Colors sonrası Colors kadar kırık bir iş daha yapamayacaklarını düşünen herkesi ikna ediyor Colors II‘deki besteler; güncel bir geyik muhabbetinden yola çıkarsak “abi kaç türe girip çıkıyoruz?” diye sormuş elemanlardan biri ve diğerleri hep bir ağızdan “EVET!” diye cevap vermişler sanki. İki albüm arasında bazı söz ve gitar fikirleri anlamında alışverişler de yaşanmış tabii ama o tamamen grubun ölümüne hayranlarını ilgilendiren meseleler, hiç bulaşmayalım.

Deneysel takılırken bir yandan da KING CRIMSON, JETHRO TULL gibi çok daha klasik ve merkezi okulların bahçelerinde de top koşturmayı ihmal etmemişler bu arada. Bence albümün düştüğü anlar da bu kısımlar biraz; BTBAM dinlerken DREAM THEATER vari bir yerlerden ele alınmış, modern görünümlü klasik progresif gitarları duymak beni çok cezbetmedi. Tabii bu kişisel bir tercih biraz ve armudun sapı, üzümün çöpü tarzı bir eleştiri.

Colors II’nin tek gerçek sorunu ise bence Human is Hell (Another One With Love). Albümün son sırasında yer alan bu 15 dakika uzunluğundaki boss‘a ulaştığımızda ne cebimizde iksir, ne kollarımızda derman ne bu düşmanı alt edecek bir büyü kalıyor zihnimizde. BTBAM müziğinin delisi olan için ne kadar çok, o kadar iyi belki ama eğer bu müziği yeni dinleyicilere ulaştırmaksa derdimiz (ki Metalperver bunun için var), insanlara neye bulaştıklarını ve bu zindanın sonunda nasıl bir canavarla karşılaşacaklarını söylemek gerek. Enfes bir şarkı ama şu ana kadarki dinlemelerimin hepsinde Human is Hell‘e geldiğimde yorulmaya başladığımı hissettim. Belki sadece bu noktada öncülü ile karşılaştırıp Colors‘ın sonundaki efsanevi White Walls ile kıyaslıyor, belki biraz da o yüzden bayıyorum ama hem müzikal zenginlik açısından önceki 63 dakikaya yaklaşamıyor hem de 15 dakika süresinin hakkını kazanacak bir şeyler sunmuyor bence Human is Hell (Another One With Love). Belki bu iki parçayı birleştirip yarım saatlik bir EP olarak dinlerim ileride ama Human is Hell‘e gelindiğinde albüm bitiyor benim için şimdilik.

Son olarak da bütünüyle metal odaklı ve dinleyici perspektifine sahip dinleyiciler için de zorlama, yorucu ve anlamsız gelebilir Colors II ama zaten BTBAM hedef kitlesi onlar olmadığından boşa düşüyor bu fikirler de. Yine de eğer o grupta bir okursanız bu kadar övgüden sonra ve albümün her parçası Spotify’da milyon dinlemeyi geçmişken bir göz atarım. Biz BTBAM delileri için ise elde Colors II‘nin kusursuza yakın bir albüm ve daha da önemlisi Colors gibi bir manyaklığın ışıltısına gölge düşürmeyen, hatta onu daha da yücelten bir devam filmi olduğu düşüncesi kalıyor. Ne söyleyeyim, elimizde böyle bir şey kalmış olması beni de şaşırttı biraz. Böylesi riskli bir işin altından bu kadar rahat nasıl kalktı ya bunlar, allah allaaah.

90/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’a göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Between the Buried and Me – Colors II

  • 28 Ekim 2021 tarihinde, saat 13:54
    Permalink

    Yarı yıl raporunda yazdığım gibi bence metal sahnesi her geçen sene büyük grupların daha kötü ya da daha farklı şekilde ifade etmek gerekirse daha heyecansız, risksiz albümler çıkardığı bir yer haline geliyor. Ama gruplara hak veriyorum albüm satışı diye bir olay kalmadığı için grupların tüm geliri turlama haline geldi ve aynı albümle sürekli turlayamayacakları için sürekli yeni albüm çıkar turla döngüsüne girmek zorunda kaldılar. Bu bende metal müziğe heyecanımı kaybettiren bir olay.
    Ama her sene bir albüm çıkıp sen bir otur şuraya hayatını, verdiğin kararları yeniden düşün dermişçesine vurup geliyor. Geçen sene The Ocean, Ulcerate, Oranssi Pazuzu bu sene ise BTBAM ile geldi bu albüm. Colors gibi efsane bir albümü bu şekilde devam ettirebilmek, sadece adı kullanarak bile heyecan oluşturulabilecek bir albüm bile yetecekken tüm diskografilerine bir saygı duruşu gösteren bir albüm ile yapmaları gerçekten takdire şayan.
    Ben de son şarkının gereksiz uzun olduğunu, bir 5-6 dakika daha kısa olsa şu albüme efsane bir kapanış olacağını düşünüyorum. Ama grubun bu kadar büyük bir hayranı iken, albümün her anında geçmişlerine yaptıkları göndermeleri keşfetmek ve bunları kaliteden zerre taviz vermeden yaptıklarını görmek benim için son derece yeterli oldu. Yılın şimdiye çıkan (GY!BE ile birlikte) en iyi albümlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Colors 100/100 olduğunu düşünerek 94/100 puanı ile mini yorum kritiğimi noktalıyorum.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.