Shade Empire – Omega Arcane

5f747300639349f6a229626ace4f7bd4

Grubun Candlelight ile anlaşması ve oradan çıkarttığı ilk albümün “Omega Arcane” olmasının getirdiği rüzgarla, bu albüm öncesinde çok da fazla adı duyulmamış SHADE EMPIRE iyice parladı ve sanıyorum ki ekstrem metalle ilgili olan çoğu kişi öyle ya da böyle “Omega Arcane”i dinledi, en azından duydu. Duymayanların da manşetten çıkartabileceği üzere, orkestrasyonun yoğun biçimde kullanıldığı bir albüm bu, ve grup adına söyleyebileceğimiz en net şey de sanıyorum en azından kendi içlerinde değişmekten korkmuyor oldukları.

Albümdeki tarzı senfonik black ve death metal olarak tanımlayabiliriz. Bu sınıflandırmaları duyunca bizlerin aklına ilk planda gelebilecek isimler var elbette; uzun zaman önce müziğine orkestrasyonu entegre eden ve bence halen bu işi en iyi yapan birkaç gruptan biri olan DIMMU BORGIR, son dönemlerde iyice şirazeyi kaçırıp bizleri “The Great Mass” ile yazı dahi yazamayacak duruma getiren SEPTICFLESH, kendine sağlam bir kitle edinmiş FLESHGOD APOCALYPSE, çok bir orijinallik barındırmasa da son dönemlerde teatral havasıyla adını duyurmaya başlamış CARACH ANGREN gibi grupların ucundan kıyısından dahi olsa müziğine dokunmuşuzdur çoğumuz. SHADE EMPIRE’ın kendisini bunların neresinde konumlandırdığına, yahut da konumlandırmaya çalıştığına bakalım bir de.

Grup benim gözümde DIMMU BORGIR’in “Abrahadabra”sı ile SEPTICFLESH’in “The Great Mass”i arası bir sound oluşturmaya çalışmış. İkisinden de aldığı elementler var, ikisine de dokunduğu ve dinleyiciye bu ikisinden birini dinliyor hissiyatı verdiği yerler de var. Örneğin “The Great Mass”teki kimi zaman bir aksiyon filminin fragmanı arkasında çalan yoğunluktaki atmosferinden kendilerine çıkarımlar yapmışlar, yahut “Abrahadabra”nın albümdeki şarkılara çekilen kliplerle de pekişen uğursuz, nasıl çevireceğimi bilemedim “witching” havasını kullanmak istedikleri çok belli oluyor “Disembodiment” gibi şarkıların içinde.

Tabii grubun albümde denedikleri ve ortaya koymaya çalıştıkları bu iki gruptan alıp harmanladıklarıyla sınırlı değil. Arkada bir orkestrasyon olması, metalin “geleneksel” enstrümanlarındaki eksiklikleri kapatmak maksadıyla değil. Bir death metal albümünden bekleneceği kadar rif odaklı, bir black metal albümü kadar atmosfere çalışılmış bir müzik, kanımca çok yaratıcı olmasa da gerçekten hızlı ve müziğin arkasını doldurmayı iyi başaran bir davulcu ve bunların üzerine de Mikko Mustonen’in üstlendiği orkestrasyonla ortaya çok, hem de çok zengin bir albüm çıkmış, bu bir gerçek.

Peki bir albümün bu kadar zengin olması çok iyi olduğunu, hemen yılın en iyi albümleri sıralamasına sokulması ve deliler gibi övülmesi gerektiğini gösterir mi? Hem genelde, hem de “Omega Arcane” özelinde cevabım aynı; devasa bir HAYIR.

Yukarıda nesnel olarak yapmaya çalıştığım değerlendirmeleri bir kenara bırakıp, öznel bakacak olursam, albümü beğenmediğimi belirtmem gerekir. Muhtemelen bu yazıyı yazdıktan sonra da bir defa daha açıp da dinlemeyeceğim hatta. Neden peki, “Omega Arcane” kötü bir albüm mü? Hayır, kesinlikle değil. Daha önce bu sayfalarda değindiğim grupları takip etmiş olanlar bilecektir ki metalimin kvlt olmasını seven insanlardan da değilim, hatta DIMMU BORGIR’in en sevdiğim albümü “Puritanical Euphoric Misanthropia”dır, orkestra desteğini metale çok yakıştırırım.

Sorun şu ki, “Omega Arcane” hiçbir orijinallik barındırmıyor. Ha barındırmak zorunda mı, tabii ki değil; on yıl öncesinde nasıl yapılıyorsa hala o şekilde çiğ black metal ya da geleneksel death metal yapıp kendine kullar köleler edinen birçok grup var, ki hak etmediklerini kimse söyleyemez. Buradaki orijinallik eksikliğinin yarattığı problem, grubun, daha önce müziğine senfonik öğeler katmış ve pozitif tepkiler almış grupların ekmeğini yemeye çalışması, üzerine kendilerine ait hiçbir şey katmaya çaba dahi göstermeden. İlk dinleyişte etkileyici gözükebilecek elementlerin her biri dinledikçe öylesine sıradanlaşıyor ki; müziğin sertleştiği yerlerde aniden yavaş tempoya çekilip temiz vokallerin girmesi örneğin. Evet bunun da yardımıyla Ruins güzel bir parça; ama DIMMU BORGIR’in bundan yıllar önce “Death Cult Armageddon” civarında ürettiği formüllerin birebir üzerinden yürümediğini kim iddia edebilir? Ya da zaten sıkıcı bulduğum bir şarkı olan Slumbering Giant’ın beşinci dakikasından sonra giren bölümde arkaplandaki yaylıların Born Tracherous’la aynı olmasının kime ne faydası var? Aslında taş gibi bir şarkı olan Nomad’in son bir-iki dakikası neden bu kadar IHSAHN?

Her yerde çok yüksek notlar almasına şaşırdığım için, albümle ilgili bir çok yazı okudum, ve en övmeye çalışan, on üzerinden on veren yazıda bile birçok gruptan etkileşimlerinden bahsedilmesi ve “kafanızı kopartacak”, “etkileyici”, “çok rif var” gibi ikna edicilikten uzak kalıplar dışında bir yorum bulamadım. Albümü çok beğenen arkadaşlardan ricam, yorum kısmında bana katılmaları. Seviyeli sohbetlerle anlatın bana. Gerekirse sövebilirsiniz de, gocunmam.

Dediğim gibi “Omega Arcane” kötü bir albüm değil, ama zaten gereğinden uzun yapılmış bir albümün yetmiş beş dakikasının neredeyse yetmiş beşinde de “ben bunları daha önce dinledim ya” hissiyatı alıyorsam, o albümün benim için pek bir değeri yoktur. Hele ki bunun üzerine bir de en çok “ilham aldığı” iki albümden ne birinin tüyler ürperticiliğini, ne de diğerinin ihtişamını yakalayabilmişse. Umarım ileride kendileri olmayı başarabilir SHADE EMPIRE. Şu hallerinden daha az zengin; ama ortaya koyacak fikirleri olan bir grup haline gelmeleri onları çok çok daha iyi yapacak.

73/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir