Deathspell Omega – FAS – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum

omega

Yüce Tanrı, yüce Tanrı!

Yüce güç, yüce güç!

Tanrım, yargıla beni!

Neden o kadar uzaklara çekildin benden?

Yargıla beni… tıpkı bir cesetmişim gibi!

Tıpkı onu yaratan grubun herhangi bir grup olmadığı gibi, “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum” de herhangi bir albüm değil. Sözlerinden, konseptinden, ruhundan ayrı tutarak bu albümdeki yalnızca müziği yorumlamak en hafif tabirle insafsızlık olacak. Dolayısıyla absürt, dağınık bir yazı olabilir bu, umarım katlanılabilir tutabilirim.

To Obumbrate: Gölgelemek, karartmak.

“Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum” aslında dört şarkılık bir albüm. Bu dört şarkı, sırayla birbiriyle bağlantılı, ve albümün fiziksel kopyasının arkasında gösterildiği gibi bu bağıntı bir baklava biçimiyle konseptleri birbirine bağlıyor. Bu dört şarkının önü ve arkası albümde birer Obombration ile çerçevelenmiş, kitapçıkta ise bu baklavanın içinde tek bir Obombration kelimesi asılı. Konseptin her yanından insanoğlunun yanışı, kararışı, çürümüşlüğü akıyor. DEATHSPELL OMEGA’nın “Si Monumentum Requires, Circumspice” ile başlayıp, “Paracletus” ile biten teslis üçlemesinin ikinci ayağı olan “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum”, insanın dinle içiçeliğinin, bir çürümeyle sonuçlanışının anlatısı.

Sonsuz bir çürüme hissi ve hummalı çığlıklar; hayır, bu bir Cehenneme alçalış, düşüşü inkâr, özgürlük ve köleliğin ötesinde bir taçlandırma değil. Ağıtlar ve yargı çığlıklarından tutuşuyor alev; ses ya da eter kadar kaygan, ulaşılmaz; ölümle bir dalavere, içinde tek bir umut kırıntısı olmadan. Tepemde ve altımdaki dünya bir sonsuzluk, evet; sonsuz bir acı içinde asılı kalmanın verdiği hafiflik! Cesaret ettim ve ödünç aldım bu sözleri, açık açık konuşayım ve onların alçaklığının keyfini çıkartayım diye, çılgın kahkahaların mabetini gözlerken.

İddia, Tanrı’nın kötücül bir yaratım olduğudur. Kendi suretini yansıtarak yarattığı insan ne kadar çabalarsa çabalasın özündeki karanlığı ve çürümüşlüğü yok edemez. Ortaya çıkacak olan her zaman bu yarasıdır Tanrı’nın. Hep karanlıktır hüküm sürecek olan. DEATHSPELL OMEGA bunu sözlerin yanında müziğiyle vuruyor dinleyiciye. Dört şarkının toplam 40 dakikalık süresinin heredeyse her saniyesine hakim olan kaotik davullar, insanoğlunun içindeki kaosun, karanlığın dışa vurumu. Bu lanet piyesin sakinleştiği nadir anlarda dahi müziğin gerginliği, dezonant riflerin ve hatta kimi zaman gelişigüzel basılıyormuş hissi verilen notaların müsebbibi daima karanlık; insanoğlunun içinde beslediği dehşet hissi, sakinleşemezlik.

Bu vahşi kirlenmişlik ve Tanrı’ya aralıksız adanmışlık, Cennete sesini duyurma çabası asla daha az isyankâr değil. Tanrı’ya olan büyük benzerlik de burada zaten; tıpkı ışığa ancak zifirî karanlığın benzediği gibi.

İnsanoğlunun mutlu olma çabası daima nâfiledir. Gelip geçici mutluluklar peşinde koşmak da kendini Tanrı’ya adayıp ondan kurtarılmayı beklemek kadar komik ve anlamsızdır. Albüm ilk “Obombration” ile açılır ve burada arka planda, birçok teolojik felsefede yaratılışın, varoluşun sesi olarak kabul edilen “om” sesi vardır. Ölüp yargı gününe ulaşmış gibi bir adalet bekleyen insan Tanrı’ya yakarırken, aslında varoluşunun anlamını sorgulamaya çabalıyordur. Bir Tanrı tarafından, onun sureti olacak şekilde yaratılmış ve yaşamıştır; ama bunun nedeninden bihaberdir. Dolayısıyla kurtuluş aslında yok olmaktan geçmektedir; kurtuluş acı çekmekten, içindeki karanlıkla ve çürümüşlükle doğumundan itibaren lekelenmiş, lanetlenmiş insanın cezasını çekmekten geçmektedir.

Artık dayanamıyorum kendi kepâzeliğime. Onu ben açığa çıkarttım, ben kutsadım, hatta daha da aşağılıklığa, namertliğe ittim! Şimdi bu rezaletten yeniden mi doğacağım?

Dinî öğretilerin içinin boşluğunu, aynı retorikle bu öğretilerin tam aksini dinleyiciye sunarak ortaya çıkartmaya çalışıyor grup. Aslında DEATHSPELL OMEGA’nın tüm lirikal konsepti bu cümle üzerinden yürüyor. Hiçbir durumda aşırıya kaçmamayı öğütleyen dini öğretilerin aksine, “Aşırılıklarda yaşamayan, insanlığın düşmanının ya ta kendisi, ya da onun uşağıdır, ve adı ağza bile alınmayacak bir saçmalığa hizmet etmektedir!” şeklinde iddialarda bulunduklarını, her tür mantığın varabileceği en son noktanın mantıksızlığın ta kendisi olduğunu, aradaki her adımın saçmalığından dem vurduklarını okuyabilirsiniz sözlerinde. İnsanoğlunun bir amacı yoktur yani; anlamsız bir varoluşun çürüyüp gitmesini izlemektir tek yaptığımız.

Gerçeğin rüzgârı, kepâze bu oyunda tokat gibi çarptı gerçeği! Dehşetin Tanrısı, aşağıladın hepimizi, aşağılıyorsun hepimizi!

Tanrı, yargıla beni!

…ve onun teri Dünya’ya süzülen kan damlalarına döndü, aktı.

Tanrı, tozlu ölüme getirdi beni kılavuzluğun!

…tıpkı bir cesetmişim gibi!

100/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir