Atheist – Jupiter

jupiterTeknik death metalin zirvesinde benim için (Death’i ayrı tutarak) zamandan bağımsız olarak hep 3 grup yer almıştır; Atheist, Cynic ve Pestilence. Zaten türün (ve hatta jazz death kavramının) yaratıcıları olarak anılan bu grupları, üçü de dağıldıktan sonraki yıllarda da aşabilen bir grup geldiğine inanmıyorum.

Atheist, Cynic ve Pestilence’ın üçünün de uzun yıllar sonra tekrar bir araya geleceğini duyduğumuda, ne yalan söyleyeyim, beni en çok heyecanlandıran Atheist olmuştu. Çoğu kişinin aksine en sevdiği Atheist albümü “Elements” olan birisi olarak, o albümden sonra dağılmalarının bende onulmaz yaralar açtığını söylemeliyim. Sonra tabii Cynic öyle bir albüm çıkarttı ki heyecan skalamı kaydırdı epeyce. Neyse konu bu değil.

Birleştiklerini duyduğumdan beri Türkiye’ye gelsinler diye beynini yediğim Kelly Shaefer’ın (çok başarılı değilim gibi), albüm yazma sürecindeyken Tony Choy’un albümde çalmayacağını açıklaması baya büyük bir hayal kırıklığı oldu gerçi. Roger Patterson denen ilahın ölümünden sonra bence harika bir seçimdi. Gel gör ki anlaşılan pek de iyi ayrılmadılar grupla, en azından Shaefer’la. Eleman konusunda albümdeki en önemli noktanın ise Steve Flynn denen azmanın geri dönmesi olduğunu düşünen az değildir sanırım. Gerçekten inanılmaz bir performansla dönmüş, bahsedeceğiz bu konudan.

“Jupiter”, Atheist’in “Elements”de eriştiğini düşündüğüm olgunluk seviyesinden, albümün genelinde daha çiğ ve direkt bir forma dönüş yapmış. Öyle Latin jazz falan yok albümde yani eheh. Daha farklı bir yöntem izlemiş, bası idareten Jonathan Thompson’ın çalmasıyla, müziklerinin odağını buradan kaydırmış grup.

Albümde gitarları üstlenen üçlü (Shaefer, Thompson ve Baker) adeta bir çılgınlık içindeler. Her biri inanılmaz işler çıkarmış, neredeyse The Dillinger Escape Plan’in yaptıklarını bile efendi gösterecek melodiler kullanmışlar. Fictitious Glide solosu örneğin, neredeyse Necrophagist soloları tadında. Bu arada bir “Jupiter” kritiğinde The Dillinger Escape Plan grubunun isminin geçmesi de aslında tesadüf değil; albümde yer yer gerçekten de The Dillinger Escape Plan esintileri duyulabiliyor. Second to Sun’ın son bir dakikası bence albüm içinde bu esintilerin en net duyulabildiği yerler. Teknik jazz-death’in yanında bu math havasını da almak, Atheist’in yıllar içinde müziklerine yeni bir tat kattıklarını görmek gerçekten güzel.

Shaefer’ın vokalleri açıkçası beni en çok şaşırtan nokta oldu. Çok bir şey beklemediğim Shaefer, brutalımsı vokallerin yanında, huysuz mırıldanmalar (başka şekilde tanımlayamadım valla), nefret dolu fısıltılarla bezeli, geniş sayılabilecek bir yelpazede kullanmış sesini. Şimdiye kadarki en hırçın vokallerini duyuyoruz kendisinin, ve bence albüme çok yakışmış.

Davullarda ise, daha önce bahsettiğim gibi Flynn harikalar yaratmış. Zaten çok yetenekli olduğunu bildiğimiz bu arkadaş, gitarların mükemmel uyumuna rağmen her şarkıda en ön planda kendini dinletecek bir performans göstermiş, adeta bağırıyor arkadan “bakın ben burada çok acaip işler yapıyorum bana kulak verin” diye.

Basları sona bıraktım, çünkü çok hayal kırıklığına uğrattı bu albümde beni. Albümü ilk dinlediğimde kalitesiz bir rip dinlediğim için mp3′lere bok atmıştım basların duyulmaması konusunda ama kayıpsız formatta da dinledikten sonra bir çıkış yolum kalmadı. Atheist müziğinde gitarlar kadar, belki de daha fazla yer kapladığını düşündüğüm baslar, iyice geri plana itilmiş, kendinizi zorlayarak duyabildiğiniz anlarda bile yaratıcı çok az şey sunuyor. Sheafer her ne kadar Choy’un müzik yazma sürecinde bir katkısı olmadığını iddia etse bile, Patterson’ın ve Choy’un çaldığı albümlerden sonra Jupiter’i dinlemek, bastan inip eşeğe binmeye benziyor.

Albümde en çok öne çıkan şarkı olarak When the Beast’i görüyorum. Niyeyse Meshuggah’ı andıran akortsuzluğu, kısa ama etkileyici solosu, basların diğer şarkılara nazaran daha önplanda olmasıyla albümü dinlerken iple çektiğim bir şarkı. İpi uzun süre çekmeye de gerek kalmıyor zaten, zira 32 dakikalık kısacık bir albümle döndü maalesef Atheist. Bunca yıldan sonra insan istiyor ki saatlerce sürsün saatlerce dinleyelim ama kendi standardını korumuş grup; “Elements” dışındaki 3. albümün de süresi 32 dakika oldu böylece.

When the Beast dışında Fictitious Glide, Fraudulent Cloth ve Faux King Christ da bağımlılık yapabilme olasılığı yüksek şarkılar.

Sonuç olarak Atheist çoğu insan için beklentileri karşılayan, gayet sağlam bir albümle döndü. Bu çoğu insana ben de dahilim; ama yakın zamanda bir albüm daha istiyorum, haberleri olsun.

80/100

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s