Kritik

Arch Enemy – Blood Dynasty

Merhaba.

Yaklaşık 16 yıldır metal yazıyorum. Toplamda 5000’in üzerinde albüm incelemesi ve onu da katlayan tanıtım yazılarıyla binlerce grup hakkında konuştum durdum ama bugün birlikte bir ilki gerçekleştirecek ve bir Arch Enemy albümü değerlendireceğiz. Düşününce gerçekten çok saçma ama ya denk gelmedi ya da Alissa sonrası ile hiç ilgilenmediğim için pek umursamadım. Yine de yıllarca metalin içinde olup da en popüler isimlerden birini es geçmek garip. PATREON‘dan bile kimse istememiş mesela, ne saçma. Neyse, artık bu gidişe son verme vakti geldi.

Özellikle Wages of Sin sonrası iyiden iyiye konser/klip odaklı bir şarkı yazımı benimseyip kolay tüketilebilir, havalı görünen ama içi boş bir karakter benimseyen Arch Enemy ile ilişkimin ne kadar sınırlı olduğunu yazının başından da anlamışsınızdır. Elbette metalin dev isimlerinden ve her yaptıkları işe göz ucuyla da olsa mutlaka bir baktım ama son 15-20 senedir Arch Enemy benim için birkaç parça ve Alissa’nın karın kaslarından ibaret. Buna karşın Decievers, biraz daha kafa yorulmuş ve yahu o kadar da şey yapmasak mı kendimizi artık, iyi müzisyeniz aslında, mantığıyla banallikten uzaklaşılmaya çalışılmış parçalarıyla hayat belirtisi göstermişti. Blood Dynasty öncesinde paylaşılan parçalardan bazıları da ilgimi çekmeyi başarınca, albüme biraz daha yakından bakmak istedim.

Jeff Loomis’in ayrılığı sonrası Michael Amott’a kendini yeniden kanıtlama isteği mi gelmiş, bunu bir meydan okuma olarak mı algılamış bilemem ama Blood Dynasty‘nin çok daha zengin ve dinamik bir beste yapısı var. Senelerdir aynı parçaları yazıp çalmaktan yorulmuş, kazandığını yeterli bulmuş veya Loomis’in Yetti be kardeşim! çıkışıyla kendine gelmiş de olabilir. Sebep her ne olursa olsun sonuç sahaya olumlu yansımış ve daha sert, sıkça geçmişi anımsatan güçlü bir gitar işçiliğiyle Arch Enemy pop niteliksizliğinden biraz olsun uzaklaşabilmiş.

Dream Stealer ile hayli gaz bir noktadan verdiğimiz hızlı başlangıç, gruba yeni katılan 2. gitarist Joey Concepcion’ı şık bir heavy metal solosuyla dünyaya tanıtıyor. Hemen ardındansa o kadar da değil diyerek alışageldiğimiz kalıplara yeniden dönen Illuminate the Path (War Eternal göndermeli), seviyeyi standart zincir restoran menüsü seviyesine düşürse de March of the Miscreants, A Million Suns gibi uzun zamandır grubun cephanesinde denk gelemediğimiz parça yapılarıyla yeniden ivmeleniyor. Belli başlı melodi kalıpları, basit 2/4 dörtlükler ve akılda kalıcı nakarat kombinasyonundan uzaklaşıp gerçek bir metal bestesi yazmaya kalktığında Amott hala bayağı geçerli, bayağı güçlü bir gitarist ve bu parçalar Arch Enemy’e küs dinleyiciler için biraz umut getirebilir Orta Dünya’ya. İlkindeki CARCASS havaları (göndermesi de var zaten), diğerindeki modern DARK TRANQULLITY çağrıştıran gitarlar, zeka pırıltısı gösteren geçiş oyunları derken albümün ilk yarısında pozitif bir havadan söz edebiliriz.

Öte yandan hem 2. yarıdaki Paper Tiger gibi parçalar, albüm içerisinde epey anlamsız tınlayan ve Alissa’nın temiz vokalinin ne kadar yetersiz olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlayan Blaspheme yorumu Vivre Libre derken bir kez daha kekremsi bir tatla, yarım yamalak bir doygunluk hissiyle bırakıyor insanı Arch Enemy. Bu bölümdeki tek pozitif şarkı, power/melodeath arası gidip gelen ve yumrukları havaya kaldıran nakaratıyla coşturan isim parçası Blood Dynasty. Liars & Thieves de epik ve yine hızlı yapısıyla öne çıksa da yine aynı tanıdık fikirler, aynı vokaller, aynı synth. keşmekeşi içerisinde harala gürele bitiverdiği için sabun köpüğü gibi dağılıyor. Arch Enemy ne zaman o metalimsi halleri bırakıp gerçek bir metal grubuna dönüşecek olsa alelacele oradan çıkıp ana hayranlarının hassas kulaklarını yormayacağı o minnoş kimliğe geri dönüyor zaten.

Arch Enemy’nin kimseye bir şey kanıtlama motivasyonu yok ve onu sevenlerin de gruptan beklentisi, hem göze hem kulağa hitap edecek, kolay ve çabuk tüketilebilecek bir paketten fazlası değil. Bunu bir sıkışmışlık olarak da görmek mümkün, konfor alanı ve ticaret üzerinden okumak da. Ben açıkçası Arch Enemy’i ve benzerlerini çok da ciddiye alan biri değilim ve uzun uzadıya konuşalacak bir müzik üretmedikleri çok ortadayken iki tane hızlı parça yazdılar diye sağda solda Blood Dynasty‘e bu kadar coşulmasını anlamsız, hatta kusura bakmayın cahilce buluyorum. AMON AMARTH‘ından tutun da ROTTING CHRIST‘ına kadar pek çok dev grubun geldiği noktada, o büyüklüğü korumak için gerekli formülleri yenilerken arada da ruhunu tümden yitirmemek için yaptığı sözümona farklı birkaç hamleyle ilgiyi sıcak tutmaya çalışan bir grup Arch Enemy. Bu açıdan bakınca Blood Dynasty, fena bir albüm değil ama harbiden oturup ekstrem metalin bir uzantısı olan melodik death metal çatısı altında, yeraltında çiğ et yiyip şınav çeken gruplarla karşılaştıracaksak şöyle bir 15-20 puan daha düşmem lazım.

68/100


Okur puanı:

Ortalama puan 2.3 / 5. 10

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Arch Enemy – Blood Dynasty

  • Gariban

    Allegaeon yeni albümü de on numara olmuş bir bakmak istersin belki 🙂

    Yanıtla
    • Henüz inceleyecek kadar dinlemedim ama kritiği gelecek mutlaka.

      Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.