Kritik

Nile – The Underworld Awaits Us All

Merhaba.

Sinemada ve artık pek çok oyunda da gördüğümüz üzere kameranın her aksiyonu takip ettiği, her darbenin ve olayın doğru hareket ve sarsıntılarla insana daha gerçekçi hissettirdiği tekniklerin kullanımına benzer şekilde bazı gruplar da biçim ve içeriği birbirine eklemlendirip hem etki alanlarını genişletiyor hem de darbelerinin şiddetini katlıyorlar. Örneğin birçok grup break-down yazıyor ama bazıları onun önünü, arkasını, prodüksiyonunu, sözünü, tonunu, duygusunu öyle bir ayarlıyor ki yıllarca unutulmuyor. Gene dönüp dolaşıp Domination açılıyor mesela.

PATREON‘daki yeni destekçilerimizden Gamze’nin (kalpler kendisine) isteği doğrultusunda konuşacağımız NILE söz konusu olduğundaysa Antik Mısır temasına bağlılıkları, başka pek çok grubun sonunu hazırlayabilecek derecede, neredeyse bağnazlık seviyesinde olmasına rağmen yıllardır gram azalmayan bir hiddet ve gövde gösterisi boyutlarında bir teknik kapasitede çaldıkları için Seth Osiris’i öldürürken oradalarmış gibi, denge ve düzenin tanrıçası Maat’ı hapsetmişler de her bastıkları notayla kozmik dengeleri bozuyorlarmış gibi hissettirmeyi beceriyorlar. 2000 yılında Black Seeds of Vengeance‘ı paylaşıp Ishtar’ın kapılarını kirlettiklerinde de, 2019’da Vile Chaotic Rites‘ta hiç beklemediğimiz yerden vurup Orta Dünya’nın endüstri ateşini Mısır’ın çöllerine yaydıklarında da aynı ezici karakteri, yoğun atmosferinin temelindeki buyurgan, baskın death metal despotluğunu korudular ki 20 sene boyunca bu azmanlıkta death metal çalmak hiç kolay değil. Fakat Nile, sadece Nile olarak 2000 sonrasının en büyük death metal gruplarından biri haline geldi ve gram değişmeden, taviz vermeden, o büyüklüğü korumaya devam ediyor.

Kadrodaki ciddi değişikliklere ve Dallas Toler-Wade’in ayrılığına bir daha değinmeyeceğim, çünkü gördük ki Karl Sanders & George Kolias ikilisi Nile karakterini korumaya yetiyor da artıyor bile. 5 yıllık bir sürecin sonunda yayımlanan The Underworld Awaits Us All, atmosfer ve tekniği kusursuz harmanlayan grubu bir kez daha kendi kulvarının ön saflarına taşırken dinleyeni de Antik Mısır’ın ürkütücü ritüelleriyle, ölüm ve ahiret kavramlarına dair düşüncelerle, eski zamanların gaddarca işkence yöntemleriyle ve çok daha fazlasıyla baş başa bırakıyor.

Geneli Nile’dan alışageldiğimiz üzere bir kum fırtınası hızında seyretse de orta tempo, temasına bağlı bir kötücüllük ve ölümcüllük yansıtan ritmik pasajlar ve parçalarla dinamikleşiyor albüm. Lament for the Destruction of Time ve Naqada II Enter the Golden Age gibi parçalarda kullanılan kadın vokal hoş bir sürprizken True Gods of the Desert ve yine Lament for the Destruction of Time ile Antik Mısır atmosferi arşa çıkıyor. Doom havası, albümün temelindeki ölüm ve ölüm sonrası yaşam temalarının ağırlığı, bu parçanın da ruhuna işlemiş durumda ve hariak bir final yapıyor. Bu tip bestelerdeki görece sade fikirler ve atmosferik melodiler Nile’a çok yakışıyor bence ve tam dozunda, bir-iki parça ile sınırlandırmaları da esas dövüşken kimliklerinin korunmasını sağlıyor. Hemen yukarıya klibini bıraktığım 2. şarkı (adı, kopyala yapıştır yapmak için bile çok uzun), To Strike with Secret Fang gibi şarkılar yeri göğü inletiyor her zamanki gibi. Anlık duruşlar, sürpriz barındırmasa da belli akor kalıpları içerisinde oradan oraya sekip duran gitarlar, bir anda değişen tempo ve bitmeyen bir davul saldırısı; Nile’a dair sevdiğimiz her şey var bu parçalarda.

Son dönemde biraz daha modern, temiz prodüksiyonlar tercih ediyorlar ki burada da aynı perspektifi korumuşlar. Gümbür gümbür bas duymak, Sanders’ın akorlar arası geçişlerini tek tek gözünün önünde canlandırabilmek güzel tabii ama o derin kuyulardan, çöl mağaralarından yükselen albümlerin tadını özlemiyorum desem yalan olur. Yine de Brian Kingsland (bu albümden sonra o da ayrıldı gruptan) ve Karl Sanders’ın çift yönlü rif saldırısını bu kadar net duymak güzel. Gitar dinlemek, death metal gitar işçiliği deneyimlemek isteyenler için bayağı güçlü.

Yılların getirdiği aşinalığın verdiği bir miktar heyecansızlık, yeni pek bir şey barındırmadığı için bir Nile albümü kategorisinde değerlendirilme olasılığı gibi handikaplar dışında aslında The Underworld Awaits Us All bayağı iyi bir death metal albümü. Brutal, teknik ve buna rağmen duygusundan, organikliğinden hiçbir şey kaybetmemeyi başarıyor. Zaten Nile’ın alamet-i farikası da bu biraz. En heyecan verici, en taze death metal grubu değil belki ama atmosferi müziğin önüne koymadan, gayet yoğun ve dolu dolu bir brutal/teknik death metal tecrübesi için Nile’dan daha güvenli çok az seçenek var elimizde. 2024’ün sağlam işlerinden biriydi The Underworld Awaits Us All, Gamze sayesinde tekrar hatırlamış olduk. Siz de siteye destek olmak isterseniz yazıdaki aşağıdaki düğmelerden Patreon’a bir bakabilirsiniz. Horus’un Gözü üzerinizde olsun.

84/100


Okur puanı:

Ortalama puan 4.6 / 5. 8

Siteye destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreona göz atabilirsiniz👇
Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.