Cryptosis – Bionic Swarm

Merhaba.

Siteyi, PozKes‘i veya beni takip edenler biliyorlar, Cryptosis’in ilk albümü Bionic Swarm‘u birkaç aydır, heyecanla bekliyordum. Önce VEKTOR‘un dönüşü, ardından DISTILLATOR grubunun isim ve tarz değişikliğiyle Century Media çatısı altına girip bilim-kurgu soslu, distopya atmosferli thrash metalde yeni çözüm ortağımız olarak tanıtılması ve yıllar sonra yeniden, yeni Vektor parçaları dinlememizi sağlayan Vektor/Cryptosis Split çalışması Transmissions of Chaos derken thrash metalin bu VOIVOD temelli biyonik, progresif ve teknik dünyasına bir kez daha dalıp gitmiş, kendi cyberpunk distopya hayallerime dalmış, yeni Cryptosis’i bekliyordum. Nihayet geldi iki gözümün oküler implantı.

Bu kadar beklentiye daha fazla dayanamayıp incelemeden evvel geçtiğimiz Cuma akşamı Discord‘da toplanıp dinledik albümü. İlk defa duyanların heyecanı, beklentisi yüksek olanların enerjisine karıştı ve 37 dakikanın nasıl geçtiğiniz anlamadık. Açık konuşmak gerekirse de öve öve bitiremedik hatta. Buna karşın eş-dost ortamında metal övmekle oturup bir albümü incelemek arasında dağlar kadar fark olduğundan Bionic Swarm‘u tekrar tekrar dinledikten sonra zihnimde oluşan bazı fikirleri paylaşmak istiyorum şimdi izninizle:

Girişten anlayabileceğiniz üzere Cryptosis, bilim-kurgu temasını progresif ögeler ve teknik numaralar şeklinde müziğe yansıtarak atmosferini karanlık bir gelecek tasvir edecek şekilde kurgulayan modern bir thrash metal topluluğu. Hollandalı grup, bundan önce Distillator adı altında müzik üretiyordu; o dönem yaptıkları thrash bugünkünden çok farklı olduğundan bu yazıda kullanılacak edebi sanatların öznesi olabilecek durumda değil tabii Distillator.

Benim gözümde Cryptosis, Bionic Swarm itibariyle pazarlandığı noktada, olması arzu edilen seviyede değil. Grubun geçmişten gelen bir thrash anlayışı var ve bu anlayış, teknik/progresif thrash metalin mekanik karamsarlığını tam manasıyla hissetirmekten alıkoyuyor grubu. Onca plakanın altında bir yerde hala atan bir kalbe sahip, gözenekleri terleyen, duygusal tepki veren bir organizma bu ve MEKONG DELTA, Voivod, Vektor gibi isimlerin sibernetik manyaklıklarına yaklaşamıyor. Century Media‘nın grubu Vektor’un yanında ittirmesine, harika kliplerine (gerçekten her birini birden fazla kez izledim), görsel estetik diline ve albümün 2149 senesinde geçen, farklı distopik öykülerden ve tasvirlerden oluşan sözlerine rağmen Cryptosis, aslında o kadar da bu alemin, bu kafanın thrash metalini üretmiyor yani henüz.

Henüz ifadesi burada önemli, çünkü grubun potansiyeli ve gitmeye çalıştığı yolü düşününce Bionic Swarm ile attığı adım ile bundan bir sonraki albümde atacağı adımın boyutları arasında, pozitif bir fark olacağı bariz. Neden bariz? Çünkü Bionic Swarm yeterince ses getirdi şimdiden ve 2021’in hatırda kalacak albümlerinden biri olacağı kesin gibi. Bu neticede grubun imkanları genişleyecek, şirket yönlendirmeleri artacak, gruba yatırım yapılabileceği anlaşılacak ve mutlaka bir sonraki albümde daha olgun, daha oturaklı bir Cryptosis göreceğiz. Bu tür planı, programı, piyasadaki hangi boşluğa oturtulmaya çalışıldığı belli isimlere karşı önyargılıyımdır genelde ama hem bilim-kurgu işlerine hem de thrash metalin bu versiyonuna düşkün olduğumdan herhalde, Cryptosis’e çok da toz konduramıyorum açıkçası. Bir de tabii Bionic Swarm hiç fena bir albüm değil, onun da etkisi var elbette.

Bionic Swarm‘un net, keskin parçalardaki thrash anlayışı çok başarılı. Açılıştaki Decypher, Death Technology, Transcendence, Game of Souls diye uzayan bir liste dahilinde yer alan, görece daha düz bir thrash aklının ürünü parçalarda grubun Bay-Area thrash metalinin agresif, tok ve ağırsiklet havasını solumak büyük keyif. Bu parçaların her biri, thrash sevdalısı her metalciye enerji takviyesi yapabilecek, kanını kaynatabilecek düzeyde. Gitar-vokal Laurens Houvast’ın kirli, hırıltılı vokalleri zaten agresiflik düzeyini katlıyor gerektiğinde. Ne var ki grubun bu yanı, birçok referans ve öykünmeye işaret edip Cryptosis hakkında özgünlüğe dair soru işaretleri oluşturabiliyor kafalarda. MEGADETH, 90’ların orta-tempolu karanlık KREATOR zamanları vs. derken kimi dinleyici “e gider etkilendikleri grupları dinlerim efendi gibi,” diyebilir ve açık söylemek gerekirse bir dünya işim varken, onlarca albüm incelenmeyi bekliyorken açıp iki saat Megadeth dinlediysem bunun tek sorumlusu Death Technology, Conjuring the Egoist gibi parçalardır. Eğer bu öykünme kısmını aşabilirseniz, hem bestelerin saklı detaylarıyla hem de Prospect of Immortality gibi şarkıların blackened sıfatını alabilecek kadar karanlık, karamsar atmosferiyle hayli eğlenebilirsiniz. Frank te Riet’in bu tip şarkılardaki mellotron katkısını unutmayalım; tam dozajında bir senfoni altyapısıyla derinlik sağlıyor ve Bionic Swarm‘un güçlü yönlerinden biri de bu.

Daha progresif ve konseptin, temanın işaret ettiği gibi fütüristik parçalarda ise beklediğimi çok bulamadım açıkçası. Alıştığımız teknik grupların maceracılığı, odaksızlığı hissedilmiyor bu parçalarda. Zaten 37 dakika süren albümde 6 dakikayı aşan yalnızca bir şarkı olması da bunun tesadüf değil tercih olduğunu da gösteriyor aslında ama 2149’dan tasvirler ve Vektor, CORONER gibi referanslara sahip bir thrash albümünde ben biraz daha deneysellik, biraz daha serbestlik beklerdim doğrusu. Çok odaklı, keskin ve doğrudan bir Cryptosis var karşımızda. Aslında bir yandan da progresif isteme veresiye, dost kakalım ölesiye, tayfanın ekmeğine yağ süren bir durum bu, çok da eleştiremiyor insan.

Öte yandan death metal tarafından beslenen, DEATH (vokalde de Chuck’ı duymak mümkün zaman zaman) veya CARCASS gibi isimleri hatırlatabilecek bir havası, armonik gitarların veya hızlı geçişlerin verdiği bir zenginlikten de bahsetmeden olmaz. Omurga thrash belki ama grubun çiğ thrash tabanını bu ikiliden beslenen, bir kez daha 90’lardan ilham alan teknik tarafı, Bionic Swarm‘daki parçaların tekrar dinlenebilirliğini fazlasıyla arttırmış. Yine de aşırı teknik şeyler beklemeyin; Prospect of Immortality dışında hatırda kalacak, öne çıkan bir gitar solosu dahi yok aslında. Bu da grubun daha bütüncül bir iş çıkarmaya, şarkı diziliminden sözlere, çiğ, canlı kaydedilmiş gibi tınlayan prodüksiyondan standart beste yapılarına (dörtlük+nakarat+dörtlük+nakarat+solo+nakarat gibi) kadar her şeyin belirli bir plan dahilinde olduğunu gösteriyor ki Cryposis’in büyüyebileceğine dair en büyük sinyelleri de bu total kontrol sayesinde açığa çıkıyor.

Bionic Swarm iyi bir albüm ve hem safkan thrash tayfasını hem de bilim-kurgulu progresif dinleyicisini tatmin edecek kadar yoğun, güçlü bestelere sahip. Bununla birlikte iki tarafın da takkesini uçuracak, aklını başından alacak güçte olduğunu düşünmüyorum. Yine de eminim herkes Cryptosis ismini bir kenara yazdı/yazacak ve grubun bundan sonra yapacağı işleri çok daha yakından, çok daha ilgiyle takip edecek. Bu da Bionic Swarm‘un başarılı olduğunu göstermiyorsa zaten başka ne bunu gösterebilir, bilmiyorum.

85/100


Patreon’da hedef: 25/40
Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp bir göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Cryptosis – Bionic Swarm

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.