Mantar – Pain is Forever and This is the End

Merhaba.

Kadrosunda gurbetçi bir Türk barındırması ve isminden dolayı Türkiye’de tanınan Alman Mantar, farklı sebeplerden olsa da dünyada da hayli rağbet gören bir isim. Gösterişsiz fakat iddialı gitar-vokal ve davul-vokal, punk ruhunu besleyen tavırları, türleri birbirine çarpan besteleriyle son 7-8 yılın hızlı yükselen gruplarından biri oldular.

Her şeyden önce sadece iki kişiden oluşması, Mantar’a biz sizin kurallarınıza göre oynamıyoruz karizması katıyor. Sludge şemsiyesi altında crust punk, noise ve bazen de black metale varan zengin, fakat yine bu türlerin doğası gereği salaşlık seviyesi yüksek besteler de grubun yeraltındaki yükselişini hızlandıran bir diğer faktör.

Tüm bunlar iyi, hoş ama bir itirafla başlayayım: Ben, Mantar’ı uzun süre anlamadım. Zaten fark ettiyseniz biraz merkanik konuştum yukarıda da ve bu nedenleri sıralayıp kendimi Mantar’ın varlığına ikna ettiysem de müziklerine tam manasıyla ısınamamıştım. Sık sık akışı bozan noise yancısı geçişler, karman çorman black metal anları ve kafalarındaki fikirleri filtresizce uygulamaları beni bozuyordu ve uzak uzaktan takip edip saygı duyduysam da çok ilgilenmedim.

Metalperver’in uzun soluklu okurlarından ve ilk günlerden beri desteğini sürdüren PATREON abonelerinden Berkan, sene sonunda Mantar’ın hiç konuşulmadığını hatırlatınca en kötü düşük puan verdiğim için millet söver, etkileşim alırız çok şükür, gibi bir motivasyonla oturdum Pain is Forever and This is the End‘in başına. Ben ne bileyim Mantar’ın hayvan gibi sadeleşip bugüne kadarki en olgun ve bütünlüklü albümünü çıkardığını?

Sadeleşmiş dedim ama bu grubun yaratıcı hamurundaki bileşenleri kurcaladığınızda pek de doğru bir ifade değil. Rock ‘n’ roll ruhu, sludge türünün beton gitarları, punk umursamazlığı ve kulak tırmalayan yırtıcı bir vokal karakteri, Mantar müziğini yeterince katmanlı bir hale getiriyor her zamanki gibi. Üstelik 2020’de yayımladıkları Grungetown Hoolingans II adlı cover albümünde grubun ne kadar farklı kaynaklardan beslenebildiğini de görmüştük (enfes bir MAZZY STAR yorumları var); rock, punk ve metal arasında gidip gelen Mantar’a beni ısındıran bu sadeleşme ifadesindeki kasıt, grubun belki de en rahat dinlenebilen, en geniş kesime hitap eden albümünü yazdığını belirtmek biraz da. Ekstrem metal mi? Daha ziyade sert bir rock diyelim isterseniz.

Çoğu zaman kirli, yırtıcı ve scream seviyesine yaklaşarak Mantar’ı metal sınırlarında tutmasının ötesinde, perperişan ve yıkıklar yıkığı bir vokal tarzı var Hanno Klänhardt’ın. Egoisto‘nun başındaki Tom G. Warrior patentli “Ugh!” nidasıyla daha kapıdan girer girmez o hırpanilik hırkasını omuzlarımıza veriyor. Düşününce hem iğrenç hem de kimin başına geleceğine göre hayli tatminkar sözlere sahip Hang ‘Em Low (So the Rats Can Get ‘Em), nakaratını insanın zihnine kazırken Hanno da vokalindeki o hırıltıyı ne kadar iyi yönettiğini gösteriyor. Egoisto‘nun “Come and death will open the door!” tekrarlarında da benzer bir dinamik var. 90’lar alternatif rock/grunge sınırına sırtını yaslayan parçalarda daha temiz, Of Frost and Decay gibi dinamo bestelerdeyse çok daha derin ve zorlayıcı bir vokal ile albümü sürüklüyor Hanno.

Ruhunu 90’lar alt. rock kültüründe bulmuş, bununla birlikte metale de belli ölçülerde bağlı bir grup olarak Mantar’ın konuştuğu dili nihayet anladığımı hissediyorum. Bir anda blast-beat girdiğinde şaşırmıyor, post-punk atmosferinde yavaş bir şarkıyla karşılaştığımda sinirlenmiyorum artık. 2000’ler DARKTHRONE‘u vari bir black ’n’ roll bestesi olan Grim Reaping, hala Mantar’a dair en çok sevdiğim şeylerin özetini sunmaya devam etse de grubun bu daldan dala hali içerisinde bir anlam görebildiğim ilk albüm oldu Pain is Forever and This is the End.

Bence hala dönüm noktası sayılabilecek ve bu müziğin potansiyelini karşılayarak Mantar’ı on binlerin karşısına çıkarabilecek bir albüm değil gerçi; Pain is Forever and This is the End, rafine ve kapsayıcı bir Mantar’ın ip uçlarını göstermekle birlikte yabancı tabirle breakthrough albümü seviyesinde değil. Basit rifler, tekrarlı sözler ve rock müziğin temel prensipleriyle rahatça seyirciyi coşturacak bir ritim akışına sahip olsa da Piss Ritual gibi kopuk (bizim için iyi anlamda tabii; ana akım için olumsuz bu kopuk tabiri) parçalar da barındırıyor mesela. Yine de bir şekilde sert müziğe ilgi duyan, orta düzey İngilizce bilen ve hayatta olan bitenden çok da memnun olmayan herkesi tatmin edecektir. Bir sonraki albüm gecikmez, burada planladıkları şeyleri bir sonraki adımlarına ulaştırabilirlerse bir anda patlayabilirler bence. Belki de tekrar kaotik, ekstrem bir yol tuttururlar gerçi, kim bilir. Bakalım, göreceğiz.

85/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Mantar – Pain is Forever and This is the End

  • 14 Ocak 2023 tarihinde, saat 17:37
    Permalink

    En farklı Mantar albümü olmasına rağmen yine özünde Mantar olduğu için o kaos ve kopukluk (iyi anlamda) kendini koruyor fakat dediğin gibi kesinlikle daha sade ve derli toplu. Şimdi kafasına girmişken 2016 ve 2018 albümlerine geri dönüş yapabilirsin bence.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.