Strigoi – Viscera

Merhaba.

Gregor Mackintosh’un metal aşkına hayran olmamak elde değil. PARADISE LOST ile 34 senedir dünyaya doom, doom/death ve gotik metal dersi vermesi bir yana, babasının vefatı üzerine kurduğu VALLENFYRE ile 2010-2018 arasında yaptığı üç albüm de dahil olmak üzere bestelediği (yayımladığı diyelim) her şeyi dinledim ve favori doom bestecin kim diye sorsalar herhalde Andrew Craighan (MY DYING BRIDE) ile birlikte rahatça Gregor Mackintosh’un adını verebilirim. Favori basketbolcuna Micheal Jordan demek gibi bir şey gerçi bu; özellikle doom metal tarihine altın harflerle kazınmış, binlerce müzisyene ilham olmuş bir isim sonuçta Mackintosh.

Tematik açıdan miadını doldurduğunu, amacına ulaştığını düşündüğü için sonlandırdığı Vallenfyre’ın arkasından yeni bir şeyler gelmesini bekliyordum aslında. Bu tip on yıllara yayılmış, markasını oturtmuş ve artık belli sınırları zorlayıp aşmak gibi amaçları bulunmayan gruplarda çalan büyük isimlerin kafalarındaki farklı fikirleri değerlendirmek adına yan projelere kaydıklarını görüyoruz zaman zaman. Son dönemde Mikael Stanne’nin bir anda deli dürtmüş gibi death metal projelerine dahil olmasını buna bir örnek gösterebiliriz mesela. Mackintosh’un da benzer bir motivasyonla kurduğu Strigoi (bu arada sevenlerine müjde olsun: Nuclear Blast ile anlaştığı, henüz adını duyuramadığımız yeni bir projesi daha var) ilk albüm Abandon All Faith ile bir Vallenfyre etkisi yaratamadı belki ama oradan miras kalan crust, death metal ve grind etkilerini farklı bir atmosferde birleştirerek sevenlerine Vallenfyre ayarında, fakat taze bir şeyler sunmayı başardı.

30 Eylül’de yayımlanan yeni albüm Viscera ise Vallenfyre mirasından sıyrılıp daha bir Strigoi tınlıyor, diyerek başlayalım incelemeye. Geçiş süreci sona erdi ve bugün elimizde tuttuğumuz Viscera, gerçek Strigoi müziğini tanımlayan yapıt. Strigoi müziğiyle ilgili en çarpıcı şey ise huzursuz bir şey yaratmak için harcanılan emeğin belirginliği. United in Viscera parçasının ilk riflerinden itibaren hissedilen bir ses duvarı tasarısı dikkat çekiyor ve albümün ruhunu belirleyen ana unsur da bu. Yerde sürünen, karanlık ve tedirgin edici bir albüm yaratmak istemiş Mackintosh; Viscera ile bunu fazlasıyla başardığını söyleyebiliriz.

Müzikal tarafta ise geneli death/doom tarzına daha yakın, brutal besteler yazmış Mackintosh. Bazı öfkeli parçalarda grindcore türünün ilk günlerine tutunurken ağır, doom odaklı bestelerde insanın göğüs kafesini abluka altına alıyor. Bir şarkıya Napalm Frost adını veriyorsanız hakkını da vermeniz lazım; 2:25 gibi kısacık bir sürede karanlığına vahşi bir katman atarak Shane Embury’e selamını çakıyor Strigoi. Kapanış parçası Iron Lung‘ın sonlarına doğruysa hakikaten ciğerim taş kesmiş, demir olmuş da nefes alamıyormuşum gibi hissediyorum. Özellikle yaptığı kesin ve sözler de buna işaret ediyor zaten; son dönemde dinlediğim en net doom bestelerinden biri. İlk yarının en sevdiğim parçalarından An Ocean of Blood ise tremolo ana rifi, dörtlüklerindeki klasik Paradise Lost doom metal cın cınlarıyla yine öne çıkanlar arasında. Strigoi heavy olmak istediğinde bunu birkaç farklı şekilde yapabiliyor ve bütüncül atmosferinin yanında beste çeşitliliğinden güç alıyor.

Her vuruşunu hissettiren davulun 90’lardan gelen klasik death/doom fikirlerini uygulayışı, grubun death metal/grindcore öykünmeli hızlı parçalarla saf death/doom besteleri arasında kurduğu denge ve o boğucu atmosfer, Hollow‘da tek bir paket halinde sunuluyor ve Strigoi’nin ne yapmak istediğini, nasıl bir grup olduğunu anlamak için en doğru şarkı. 3:50’ye kadar adım adım getirdiği uçurumun kıyısından öyle enfes bir vahşilikle aşağıya bırakıyor ki köpüklerin arasındaki sivri kayalıklar birdenbire cazip gelmeye başlıyor.

Crust kökenli d-beat death metalciliğinden çok daha kapsamlı, geçmişe atıflarda bulunan ve kendi başına anlam ifade eden bir şeye dönüşmüş Strigoi. Viscera‘yı üstünkörü ilk bir-iki dinlememde pek anlamamış, Mackintosh’un eklektik fikirlerini yakalayamamıştım; fakat ciddi ciddi başına oturup odaklanarak dinleyince kısa sürede cevherini gösterdi. Atmosfer tarafında neredeyse blackened seviyesinde ışıksız, death/doom ve eser miktarda grindcore gibi kulağa dağınık gelen muhteviyatını tek bir huzursuzluk çatısı altına toplayabilmiş rafine bir albüm arıyorsanız Viscera‘ya en birkaç şans vermenizi öneririm. Daha zahmetsiz, daha az malzemeyle yapılmış lezzetlerden hoşlananlar içinse menüde diğer pek çok seçenek var zaten.

83/100


Become a patron at Patreon!

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.