Blackbraid – Blackbraid I

Merhaba.

Kuzey Amerika pazarı her olgunun ölçeğinin akıl almaz boyutlara taşınabildiği bir pazar. Reklam ve pazarlama pratiklerinin, bugünün küresel kabul görmüş ifadeyle hype kültürünün hızlı değişkenleri içerisinde bir gün kendinizi en tepede, bir gün en aşağıda bulabildiğiniz, etkileriyle tüm dünyayı saran ve sarsan koca bir güç. Emeriga dıj güjler, diye konuşmanın alemi yok tabii ama işin sosyal ve sanatsal tarafında da çoktan kültürel sömürgeye dönüşmüş küçük uydular halinde bu pazarın etrafında dolandığımızı, ucuz taklitlerle sözüm ona kendi varlığımızı tanımlamaya çalıştığımızı unutuyoruz bence bazen.

Blackbraid, bu dev sistemin şişirdiği isimlerden biri değil, ancak sistemin dışında da yer almıyor tabii. Bandcamp gibi yeraltı kalesi bir ortamda çarkların onun bulunduğu tarafa doğru dönmesiyle birlikte kendini bir anda en yukarıda buldu Blackbraid. Barefoot Ghost Dance on Blood Soaked Soil, hem sözleri hem de modern Amerikan black metal müziğiyle kısa sürede yüz bin dinlenmeye ulaşıp Blackbraid’i ülkede yerli kalıtıma sahip genç dinleyiciler arasında popüler kıldı.

2020 yılında Sgah’gahsowáh rumuzlu Jon Krieger tarafından hayata geçirilen tek kişilik proje (davulda Neil Schneider eşlik etmiş), hiç demo yahut EP ile uğraşmadan (bu, projenin bir andalığı açısından önemli) ilk albümünü 26 Ağustos’ta yayımladıktan sonra atmosferik black metal cenahında hızla zirveye tırmandı. Amerikan pazarının bazı tezgahlarında çoktan yılın albümü ilan edilen Blackbraid I, an itibariyle Bandcamp üzerinde 2000’den fazla satın alınmış durumda. Spotify’da da aylık 33.000 civarı dinleyiciye sahip olduğunu düşünürsek, şu anda eminim Sgah’gahsowáh’ın hayal dahi edemediği bir noktada duruyor Blackbraid.

Doğa ve kalıtımsal miras. Sgah’gahsowáh, black metalin olmazsa olmaz bu iki unsurunu kendi yaşamına, kendi tarihine uyarlayarak son yıllarda gideren artan Amerika yerlisi temalı bir black metal icra ediyor. Kendi de beyazlar tarafından evlat edinilmiş bir Amerikan yerlisiymiş bu arada. Kültürel açıdan tahrip edilen, pagan/şaman geleneklerini kaybeden tek coğrafya İskandinavya değil elbette; Wounded Knee Deresi katliamından tutun da (1890’da Amerikan Ordusu yaklaşık 300 Lakotalı Siyu’yu kadın-çocuk dinlemeden katletmiş) 2016’da Dakota Erişim Boru Hattı (petrol taşıyacak 1886 kilometrelik bir boru hattı) çalışmasına karşı Daimi Kaya Sioux kabilesinin mücadelesine kadar Amerikan yerlilerini ilgilendiren pek çok mesele, Blackbraid’in müziğinde işleniyor.

Avrupa’nın istilası öncesi Amerika’da yaşayan atalarının taşa toprağa işlemiş mirasını eşeleyip kendi köklerine ulaşmaya çalışan Sgah’gahsowáh, bu sırada büyük oranda İskandinav black metal prensiplerini kullanıyor. 2. dalganın geçişli besteciliği, tematik açıdan öfke ve keder odağındaki Blackbraid duygularını yansıtmakta iyi bir araç. Yerel enstrüman kullanımı, yüzü doğaya dönük yumuşak ara fasılları (interlude demeyi sevmiyorum) ve motif tekrarlarıyla bütünlük yaratımını ekleyince sağlam bir debut çıkmış ortaya.

37 dakikaya yakın süresi ilk birkaç dinlemede kısa hissettirse de etraflıca kurcalayınca eldeki materyalin daha fazlasını kaldırmayacağı kendini gösteriyor. Dört parçanın yanına toplam 7 dakika süren iki ara faslı eklenmiş ki onlarda da aslında arkadan bir sonraki parçanın rifleri, motifleri temiz gitarlarla, atmosferik bir düzlemde tekrarlanıyor. Lokomotif riflerin akılda kalıcılığını sağlamak, bütünlük yaratmak için iyi bir yöntem ama bir süre sonra zaten her şeyini ezberliyorsunuz ve bu tanıtım / geçiş kısımları anlamsızlaşmaya başlıyor.

As the Creek Flows Softly By‘ın üflemelilerini, AGALLOCH vari havasını çok sevdiysem de özellikle Warm Wind Whispering…‘in (yine Agalloch öykünmeli) tekrar eden gitarından sıkıldım bir noktada. Aynı gitarı albümün son 3 dakikasında zaten bir daha dinleyecekken bir 3 dakika da burada dinlemek… Yolun başındayken bu tip şeyler olur tabii ama daha iyi kurgulanabilirmiş. Bu ara fasıllarını geçmeye başlayınca da atmosferden götürdü tabii biraz. Belki ilk bir-iki dinlemede ayılıp bayılacak, bu iki parçanın her saniyesini üzerinize sürmek isteyeceksiniz ama olur da albümü 10. tura dönerseniz o zaman Korhan haklıymış dersiniz bence, haha.

Esas dörtlüyse hem atmosferi, hem dinamizmi hem de prodüksiyonuyla Blackbraid’in şöhretini hak ettiğini kanıtlıyor. Üst üste kaydedilmiş gitarların katmanlılığı, destek enstrümanların (flüt, klavye vb.) zarif ve minimal dokunuşları Sgah’gahsowáh’ın yeteneğini gösteriyor. Barefoot…‘ta(şarkı isimleri çok uzun, anlayın siz) yer alan dörtnala (tam 3:01’de) bölüm ise bu tip bir albüm yazarken çoğu müzisyenin aklına gelmez. Kısa, fakat hem parçaya hem de albüme dinamizm katıyor bu pata küte bölüm. Vokal ise sıcaklığını, duygusunu hissettirmekle birlikte gitarların gerisinde kalıyor çoğu zaman. Daha belirgin olmasını tercih ederdim.

Bunlar haricinde ekleyeceğim bir şey yok sanırım. Black metalde western veya Amerikan yerlisi temalarını kullanan NECHOCHWEN, WAYFARER, VITAL SPIRIT gibi gruplardan çok daha farklı veya üstün değil şimdilik Blackbraid, o yüzden de bu hype biraz anlamsız geliyor bana ama Blackbraid I şüphesiz iyi bir atmosferik black metal albümü. Sgah’gahsowáh bir gazla ileri atıldı, bir-iki albüme iyice ritmini oturtup ön saflara tutunacak mı yoksa usbm yeni dalgasında akın akın yardıran grupların tozunu mu yutacak; bunu zamanla göreceğiz.

83/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Blackbraid – Blackbraid I

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.