Ulver – Themes from William Blake’s The Marriage of Heaven and Hell

cover_3946151102016_r

Those who restrain desire do so, because theirs is weak enough to be restrained.

Neredeyse tüm mitolojilerde, dinlerde, ve bunlar üzerinden üretilip durulan hikayeler, masallar ve dâhi ötesinde hep iyiyle kötü kesin çizgilerle ayrılmıştır birbirinden. Tüm yaklaşımlarda adeta sonsuz merhamet ve mutluluğun bir temsilcisi varken, karşısında da olanca haşmetiyle bir vahşet timsali durmaktadır. Biri müritlerine ebedî huzuru vaadederken, diğeri bunun imkansızlığından dem vurup dünyevî zevkleri bencilliği öğütler, tökezlemesini beklediklerini yavaş yavaş kendi tarafına çekme uğraşı verir.

Naçizane bendenizin bile görmekte zorlanmadığı bu gerçeğin William Blake de hayli hayli farkındadır elbette. Onun bakışında hafif bir farklılık vardır ama; o kötüyü dışlamaz, tersine gerekli görür. Toplumun, insanlığın ilerlemesinde iyinin olduğu kadar kötünün de payı olduğunu düşünür çoğunluğun aksinde; zira ilerlemeyi sağlayanın bu ikisi arasındaki denge olduğu inancındadır. Tanrı saf iyilik değildir, bir dengenin temsilcisidir. Keskin çizgilerle ayrılmış iyi ve kötünün, tek bir düzenin parçası olduğu fikri yayılmıştır “The Marriage of Heaven and Hell”e, ve elbette ki kendisi benden çok daha iyi dökmüştür bunları kelimelere.

Karşıtlar yoksa gelişme de yoktur.
Çekim ve itim, mantık ve enerji,
Sevgi ve nefret, hepsi elzemdir insanın varoluşunda.
Bu karşıtlıklardan dindarların iyi ve kötü dedikleri çıkar ortaya.
İyi, mantığı dinleyen pasifisttir,
Kötü ise enerjiden beslenen aktivist.
İyi cennettir, kötü ise cehennem.

Hal böyle olunca, Cehennem algısı da değişiktir bu konular üzerine kelâm etmiş birçoklarından. Blake’in Cehennem’i kazanlarda insanların haşlandığı, canlı canlı derilerinin yüzüldüğü bir işkenceler diyarı değildir. Diğer yazıtlarda Tanrı’ya başkaldıran fakat nedendir bilinmez, kendi tarafına çekebildiklerine acı veren Şeytan’ın amacını daha iyi özetleyen, otorite karşıtı bir enerjidir Cehennem. Daha doğrusu, insanın içindeki enerjiyi bastırmamasıdır. Şeytan kendi ağzından açıklar hepsini Blake’in kalemi üstünden.

Tüm İnciller ve kutsal yazıtlar şu yanlışlara sebep olmuştur:
1- İnsanın varolan iki mülkü vardır: vücudu ve ruhu.
2- Kötülük denen enerji yalnız vücuttan, iyilik denen mantık ise yalnız ruhtan beslenir.
3- Tanrı enerjisine boyun eğen her insana sonsuza dek işkence edecektir.
Halbuki bunları karşın şunlar doğrudur:
1- İnsanın ruhundan bağımsız bir vücudu yoktur, vücut yalnızca ruhun beş duyuyla algılanabilen parçasıdır.
2- Enerji tek hayat kaynağıdır ve mantık bu enerjinin dolaşımıdır.
3- Enerji, sonsuz mutluluktur.

“The Marriage of Heaven and Hell” William Blake’in kendi kişisel İncil’idir aslında. Hayatta iken çok farkında olunmasa da romantik dönemin en önemli ve en büyük kalemlerinden biri olan Blake, tamamen subjektif bir kutsal kitap yazmıştır bu satırlarında. Enerjinin sonsuz mutluluk olduğunu yazması yalnızca edebî bir güzelleme değildir; döneminin evlilik kurallarına karşı çıkmış, “özgür aşk” akımının öncülerinden biri olmuştur. Bir dinî inanca sahiptir; ama bu ne yaşadığı dönem, ne de tarihin hiç bir döneminde çoğunlukla aynı tarafta yer aldığı bir din değildir. “The Marriage of Heaven and Hell”de Hıristiyanlığın kutsal addettiği değerlere, öğütlediklerine vahşice saldırır. DEATHSPELL OMEGA’nın sözlerinde ağır ilham aldığı isimlerden bir tanesidir bu yönüyle. “Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspice”da ne kadar yoğun bir Georges Bataille ağırlığı varsa, “Fas – Ite, Maledicti, In Ignem Aeternum”da da Blake’in adeta tersten yazdığı İncil’inin izleri vardır.

“Kodeslerin duvarları kanunlarla örülüdür, kerhanelerinkiler ise dinle.” der, “Gazabın kaplanları, boyun eğmenin atlarına yeğdir.” diye öğütler kendi cehenneminde. Tüm bir eser burada yaptığı bir gezintinin izlenimleridir yazarın ve yoğun şekilde atıflar vardır kendinden öncekilere. John Milton’ın kendisinden neredeyse bir buçuk asır önce yazdığı “Paradise Lost” ve Dante Alighieri’nin ondan da bir asır önceki “Divina Commedia”sına olduğu kadar, onu bu eseri vermeye iten “Heaven and Hell” ve yazarı Emanuel Swedenborg’a (biraz da aşağılayan) göndermeler geçer durur.

Okuyucunun cennet-cehennem-insan algısını değiştirebilecek, değiştirmese bile onu bu algı üzerinde düşünmeye itecek kadar güçlü bir eser “The Marriage of Heaven and Hell”. ULVER’in adı şimdiye dek hiç geçmemiş albümü ise tüm bu düşünsel ve edebî yoğunluğun notalar halinde somutlaştırılmış hali. Endüstriyel, mekanik sesler, akustik pasajlar, vahşi gitar soloları, kadın vokaller, ve Blake’in en büyük eserinden alıntılarla, Blake’in cehenneminde 102 dakikalık bir gezinti bu; belki de müzik algısı üzerine düşünmeye itecek kadar güçlü. ULVER’in black metal sularını tamamen terk eylediğini cümle aleme ilan ettiği, bir albümün ne bir müzik türüne, ne klişe enstrümanlara, ne de herhangi bir düşünceye kısıtlanması gerektiğini yüzümüze vurduğunun resmi. Resmî olarak, kurtların içindeki evrim isteğini kısıtlamamaya karar verdiği albüm.

Çünkü isteklerini kısıtlayanlar, ancak istekleri kısıtlanabilecek kadar zayıf olduğu için yaparlar bunu.

99/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir