Rock Off – 2022

Merhaba.

Uzun süredir bir konser yazısı yazmamıştım, o yüzden biraz tedirginim ama yakın zamanda bir kez daha Brutal Assault‘a katılacağım ve gün gün değerlendireceğim için onun öncesinde 30 Temmuz’da İstanbul – Parkorman’da gerçekleşen Rock Off – 2022 hakkında bir şeyler karalayıp hem elimi ısındırmak hem de olan biten üzerine biraz laflamak istedim.

Türkiye’de uzun süredir hiçbir şey iyi gitmiyor ve belirli bir yaşın üzeri için bugünü geçmişin hatıralarıyla kıyaslamadan değerlendirmek çok zor. Zamanla insanın aklında sadece olumlu şeyler kalıyor tabii ve aslında o zamanlarda da bir ton saçmalıkla uğraşmak zorunda kalıyorduk ama Parkorman’da dolanırken Unirock’tan, AMON AMARTH‘ın Twilight of the Thunder God turnesi konserinden ve diğer birçok etkinlikten anılar zihnime doluştu. Geçmişi bir kenara bırakıp ana odaklandığımda ise gözüme çarpan pek çok şey oldu, o yüzden hızlıca başlayalım:

İlk olarak organizasyonun SAINTS ‘N’ SINNERS iptali hakkında bir açıklamama yapmaması, festivalin basın sponsorlarının konuyu sallayıp reklama odaklanmasını konuşmak lazım. Şu ağıza sakız edilen “lojistik sebepler” bahanesini kimsenin yediğini sanmıyorum açıkçası ama organizasyon sus pus takılınca elden pek bir şey gelmiyordur diye tahmin ediyorum. Grup da zaten bir avuç insandan oluşan piyasada kötü olmamak için ses çıkarmıyor ama daha maç başlamadan böyle bir gol yemek birçok insanın hevesini baltaladı.

Bir de Parkorman’la ilgili konuşmak lazım. Hadi devir rant ve inşaat devri, onu anladık; haliyle 20 yılda Parkorman’ın da yeşilliğinin büyük ölçüde yerini betona bırakmaması mucize olurdu. Anlamadığım şey ise sahne önündeki toz-toprak alan ve kimileri yumruk büyüklüğündeki taşlardı. Oradaki bira standlarında çalışan, yüzleri direkt alana dönük şekilde bira satışı yapmaya çalışanlar da dahil olmak üzere herkes dağıldı. Özellikle sabah saatlerinde rüzgarla birlikte herkesin ten rengi bir ton koyulaştı. Ülke Araplaşma politikiası güdüyor diye millete toz-toprak yutturmaya gerek var mıydı bilemiyorum. Sahne önünün arkasındaki bölümde zeminin kayganlığı da mosh/wall of death mevzularında insanların çekimser kalmasına neden oldu. Zemin genel olarak hayli problemliydi diyebiliriz.

Peki tuvalet? Eğri oturup doğru konuşalım, tüm bu işler biraz da bira satılsın diye ve ona göre hesaplar kitaplar yapılırken tuvaletlerin bu halde olması kabul edilemez. Tuvalet eğitimi tam oturmamış birçok vatandaşımızın olduğunu da unutmamak lazım, kabul, fakat hem yetersiz sayıda prefabrik tuvalet konulması hem de gün içerisinde tümüyle kendi haline bırakılması olacak iş değildi. Salgın hala tam gaz devam ediyor, sıcak havada litre litre sıvı tüketiliyorken tuvalete gösterilen bu özen göz yaşarttı. Çıkışta metroyla eve dönecek tayfanın Acıbadem Hastanesi – Metro içerisindeki Starbucks tuvaletinin önünde kuyruk oluşturması boşuna değil… Bu işleri yapanlar yurt dışında bin tane organizasyon görmüş insanlar ve şöyle şeyler içlerine siniyor mu gerçekten merak ediyorum.

Fıçı bira 50, şişe/kutu bira 60 TL idi. Bakkal fiyatını düşününce normal. Yemek olarak seçenekler köfte/sucuk ekmek, burger, sosisli ve pizza şeklindeydi ki onların fiyatları da 40 TL (dilim pizza) ile 85 (cheddar peynirli sosisli) arasında değişiyordu. El mahkum aldık, yedik ama üzüldük mü üzüldük. Elindeki harçlığı yetmediği veya kendisi gibi 20 yaşında bir genci asla doyurmayacak şeylere o paraları vermek istemeyen insanlar da aç karnına bira içince maymun olup etrafta hopladılar, zıpladılar ve düşüp bayıldılar. Ekonomi ve fırsatçılık birleşip vatandaşın ardında patlatmaya devam ediyor kısacası. Buna diyecek bir şey yok maalesef. “Ee, başımızdakiler böyle oldukça!” geyiğiyle geçiştirmek istemiyorum ama her konuda seçimlerinizi iyi yapmanızı temenni ederim genel olarak.

Ekonomik koşullarımız ve Avrupa’da yaz festivallerinin yoğun programı dolayısıyla yaz mevsiminde ancak o yoğun takvimde yer almayan, arta kalan veya araya sıkıştırılabilen gruplarla organizasyonlar yapılabiliyor. Onlar arasından da tek tercih yöntemi, Spotify dinleme sayılarına bakmak. Haliyle birbiriyle hayli ilgisiz gruplardan oluşuyordu line-up ama ben Türkiye gibi ülkelerde gençlerin mümkün olabildiğince farklı türden grubu canlı izlemesini kültürün devamı adına kıymetli buluyorum. Hoş, oraya onlar için gelmiş hayranları dışında kimsenin LEPROUS‘a yükseldiğini sanmıyorum ama olsun; Einar’ın vokalini, Bard’ın davulunu duydular hiç olmazsa. Yine de KREATOR bekleyen tayfanın Leprous sırasında fenalık geçirdiği, sosyal medyada ayyuka çıktı bile.

Gelelim grup ve performanslara. Son anda açıklanan WHAT IS TEC, kemik kitleye sahip bir grup ama her etkinlikte açılış grubu biraz güme gider ve onlar da bir istisna değildiler. Aman çalsınlar işte, bakış açısıyla üstünkörü ayarlanan ses de yardımcı olmadı. Gün boyu, Kreator‘da bile yer yer patlayan ses sistemi, insanın aklına Önder Özen’in şu efsanevi konuşması getiriyor. Total kalite bu.

YAŞRU için de benzer şeyler söylemek mümkün. İki albümden iyi bir set hazırlamışlar ama ses sisteminden patladı onlar da. Rüzgar da etkili olunca bir şey anlaşılmadı ne yazık ki. Oturulacak alanın aşırı yetersiz olmasından dolayı o sıcaklarda zaten arkada, bir kuytuda takılırken açılış gruplarına dair pek bir şey kalmadı aklımda. Onlardan sonra çalacak grubun pankartının sahnede olmasıysa yine sadece Türkiye’de olabilecek türden bir rezaletti. Sahnede Yaşru var, arkada Moribund Oblivion pankartı…

MORIBUND OBLIVION‘un Türkiye’de bozuk ve düzeltilmesi mümkünsüz görünen bir algısı var. Bahadır Uludağlar dünyanın en sempatik insanı olmayabilir ve geçmişteki kimi reklam çalışmaları insanları gruptan soğutmuş olabilir ama hem yaşla gelen olgunluk ve tecrübe hem de grubun devamlı çalıyor olmasının getirdiği pratik, sahnede kusursuza yakın bir performans izlememizi sağladı. Papağan gibi ses sistemi konusunu tekrar etmeyeceğim ama olabildiği kadarıyla iyi bir Moribund Oblivion izledik. Gruba hakim, şarkılara eşlik eden seyirci de azımsanmayacak ölçüdeydi. Sadece bu kadar çok çalan bir grubun sahnesinin daha canlı ve aktif olmasını beklerdim.

Gelelim THURISAZ‘a. Sosyal medyada neredeyse gün aşırı önüme düşen Belçikalı grubun Twitter’da devamlı paylaşılması, ilk albümleri Scent of a Dream‘in gençler arasında kült konuma ulaşması derken dünyada en çok Thurisaz dinlenilen, sevilen ülke konumunda Türkiye. Yıllardır metal konuşan, metal yazan biri olarak Thurisaz’ın nasıl bu seviyeye çıktığını gerçekten bilmiyorum ama sahnelerini gördükten sonra gelmelerini sağlayan tüm Thurisaz hayranlarına tek tek teşekkür etmek istedim. Dördü birden, birbirinden farklı teknik ve tonlarda, vokal yapabilen elemanıyla döktürdü resmen Thurisaz. Yabancı gruba geçince dramatik ölçüde iyileşen ses sisteminin de katkısıyla, birçok şarkıya eşlik eden seyirciyle birlikte festivalin esas açılışını Thurisaz gerçekleştirdi ve ortamı yükseltti. Ben Scent of a Dream albümü dışında çok eğilmemiştim ama sonraki işlerindeki modern tınılar da çok keyifliydi. Yakın zamanda Metalperver’de Thurisaz konuşulur yine.

THE HALO EFFECT ise çoğunluğun en çok heyecan duyduğu gruptu. DARK TRANQUILLTY ve IN FLAMES eskisi elemanları, özlenen 90’lar / 2000’ler melodik death metalini geri getiren şarkılarıyla İsveçli grup benim de Rock Off’a gitmemi sağlayan en önemli isim oldu. Henüz kariyerinin 3. konserini veren, daha albümü bile çıkmamış bir grup için saçmalık (olumlu anlamda) düzeyindeki seyirci ilgisiyle birlikte daha ilk parçadan Mikael’in kızarmaya teşne suratı pancar rengini almıştı. Belki de konser öncesi dandik bir dinlenme tesisinden satın alıp gruba hediye ettiğimiz karışık meyve aromalı lokum yüzünden midesi kötü olmuştu, bilemiyorum. Turkish delight!

Jesper’in gelemeyeceği Metal Days Festivali’nden belliydi ama o da son ana kadar speküle edilmeye devam edildi. Neyse ki THE HAUNTED ve yeni albümü geçtiğimiz hafta yayımlanan WITCHERY‘den tanıdığımız Patrik Jensen Jesper’i aratmadı. Mikael bir ara Jesper’den bahsederken Ankara’dan yaptığımız otobüs turunda tanıştığımız (meğer Twitter’dan tanışıyormuşuz zaten) sevgili Sena “In Jesper We Trust” pankartını açınca epey duygusal anlar yaşandı. Niklas kendi telefonuyla çekti bizi epey ama paylaşmadı henüz. Paylaşsana kardeşim!

Albümün tamanını çaldılar baştan sona ve her biri DT / IF kırması, iki grubu sevenleri mest edecek bestelerdi ama ben en çok Mikael anons ederken Jesper’in yazdığını söylediği Last of Our Kind‘ı sevdim. Kısa, net ve hızlı, ateş gibi bir şarkıydı. 12 Ağustos’ta geliyor Days of the Lost; çıktığında detaylıca konuşuruz zaten.

LEPROUS hakkında ne söylemek lazım bilmiyorum. Organizatörler kaynağı buldu ve her yıl getiriyorlar ama Leprous’u Ihsahn‘ın öğrencileri olarak tanıyan, Tall Poppy Syndrome, Bilateral ve Coal albümleriyle sevenler için Leprous artık bambaşka bir grup ve teknik maharetlerine büyük saygı duymakla birlikte uzun süredir beni zerre ilgilendirmiyorlar. Bu popülerliklerine ve muhtemelen yazacaklarımdan sonra çatır çutur linçlenip güzelce etkileşim alacağımı bilmeme rağmen en son Malina‘yı incelemiştim sitede. Aphelion‘u ilk defa bu konserde çalınan parçalarla dinledim ve haliyle heyecanlı değildim. Metal dinleyicisiyle bağı iyice zayıfladı artık Leprous’un ama yine de enfes çalacakları belliydi. Doğru bir set ile, beklenmedik bir performans çıkabilirdi ortaya.

Fırsat kaçtı mı diyelim, yoksa Leprous da zaten ekmeğinin peşindeydi mi bilmiyorum ama fazlasıyla ortalama bir Leprous izledik. Bir ara ekipman arızası nedeniyle Einar bir-iki dakika konuşmak zorunda kaldı; onun dışında seyirci ile diyaloğunu da uzatmadan hızlı hızlı, standart setlerindeki parçaları (bazılarını atlayarak) çalıp çıktılar. Herhalde onlar da farkındalardı abes bir noktada olduklarını ama Leprous seyircisi durumu toparladı. Arka tarafta gruba söven insan kadar önde onları can-ı gönülden izleyen insan vardı. Günün sonunda eminim hayranları memnun kalmışlardır ama melodik death metal ile thrash metal arasına progresif rock koymak harika bir fikirdi gerçekten. Konser biter bitmez ilaç niyetine banttan Creeping Death girdiğindeyse ciddi ciddi kahkaha attım, kimse kusura bakmasın.

Leprous‘a dair en çok sevdiğim şey bu video olarak kalacak gibi.

Kapı açılışındaki gecikmeyle başlayan ufak sarkmalara rağmen neredeyse saatinde sahneye çıkan KREATOR ise abartılı ikramlardan sonra gelen kallavi ana yemek gibi, insanı biraz yorsa da hayli tatmin edici bir finale taşıdı Rock Off 2022’yi. Yorgunluk, zemindeki problemler ve line-up tutarsızlığı yüzünden dağınık durumdaki seyirci, Alman devini yüzüstü bırakmak üzereydi ama Petrozza ve kurmayları profesyonelce, adım adım seyirciyi kendi seviyesine çıkarmayı başardılar.

Violent Revolution, Hate Über Alles, Phobia gibi gaz açılış parçalarından, Petrozza’nın “Önümde bir mosh pit görmek istiyorum!” haykırışlarından sonra dahi pek kımıldanmayan seyirciyi görünce ben korkmuştum açıkçası. Azar yemeye, yalandan bir performansla belki yarım bırakılacak bir Kreator konserine hazırlıyordum kendimi ama Petrozza frontman yeteneğini konuşturup ufak ufak ateşledi seyirciyi. Hordes of Chaos (A Necrologue for the Elite), Hail to the Hordes ve 666 – World Divided sırasındaki konuşmalar ve roket performansla seyircinin ortasında toz bulutları yükselmeye başladı.

Kreator’da bile bir ara ses saçmaladı (Petrozza’nın mikrofon gitti, bis esnasında gitarı tamamen sapıttı vs.) ama genele bakınca Alman thrash devinin neden bu kadar büyük olduğu, özellikle ilk defa izleyenlerde iz bırakacağına inandığım bir performansla yanıtlandı bence. Extreme Aggression çalmamaları üzdüyse de Flag of Hate ve Pleasure to Kill finalinden sonra bu konserle ilgili geride olumsuz bir düşünce kalmadı, kalamadı.

Yarım saat içerisinde tekrar otobüse atlayıp Ankara’ya doğru yola çıktık 24 saat içerisinde 12 saat yolculuk, 12 saate yakın da metalcilik yapınca pil bitti. Şiş bileklere, sızlayan bel ve bacaklara, türlü problemlere rağmen pandemi yüzünden uzun zamandır İstanbul’da bu kalibrede bir etkinliğe katılmadığım için keyifli bir tecrübe oldu diyebilirim. Metalperver ve şahsi hesaplardan tanışıp yüzyüze görüşemediğim birçok insanla da selamlaşıp iki laflamak güzel oldu. Denk gelemediklerimize de bir sonrakinde artık. 15 Ağustos sonrasındaki Brutal Assault günlüklerinde daha kapsamlı yazılarda beraberiz; o zamana kadar sitedeki diğer içerikleri kurcalamayı ihmal etmeyin. Görüşürüz.


Metalperver’de olan bitenden memnunsanız aşağıdaki düğmeden PATREON’a ulaşabilir, aylık abone olarak destek olabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

3 thoughts on “Rock Off – 2022

  • 1 Ağustos 2022 tarihinde, saat 13:01
    Permalink

    Kiyaslamak ne kadar dogru bilmiyorum ama, ayni gun gittigim Stonehenge festivalinde de en azindan ses problemleri vardi. Koskoca Sinister bile boktan bir ses sistemi ile calmak zorunda kaldi, hatta ilk 2 sarkida herseyi bastiran bir ugultu vardi. Haliyle insanlar da biraz sogudu performanstan. LIK son anda sanirim saglik problemleri nedeniyle iptal edince onlarin yerine Cryptosis cikti. Tabi Death Metal agirlikli festivalde LIK’i bekleyen cok insan oldugundan insanlar Cryptosis’e ilgi gostermediler. Ama mesela tuvalet konusunda hic bir problem yasanmadi. 4’lu portatif pisuvarlardan 4 tane koymuslar + bir suru de portatif tuvalet vardi. Butun festival boyunca bir an olsun sira gormedim tuvaletlerde. Bira ve icki kismi da bir hayli buyuk oldugundan. neredeyse orada da hic sira yoktu. Tabi bu festival 90’lardan beri yapiliyormus ayni yerde. Dolayisiyla tecrube konusuyor.

    Bu noktada da tabi Turkiye’de senelerdir festival duzenleniyor. Artik bazi seylerin oturmus olmasi gerekirdi. Neyse yine de Halo Effect guzel olmus, Kreator iyi calmis. Sonuc olarak keyifli vakit gecirmissinizdir. Brutal Assault deneyimini de merak ediyorum.

    Yanıtla
    • 1 Ağustos 2022 tarihinde, saat 13:26
      Permalink

      Kesinlikle iyi vakit geçirdik. Ben özellikle Thurisaz’dan bu kadar güçlü bir performans hiç beklemiyordum, çok şaşırdım ve mutlu oldum. Zamanında yaz takvimine girebilecek kalibrede işler yapılırken ülke yokuş aşağı gittiği için Avrupa yaz festivallerine Türkiye’nin dahil olamaması çok üzüyor ya beni. Farklı şartlar altında bugün 10. 15. defa düzenlenen bir İstanbul yaz festivalini konuşuyor olabilirdik. O tip sürekliliği olan bir organizasyon başı çektiğinde de alt organizasyonların kalitesi artardı otomatikman. Tecrübe ve süreklilik önemli gerçekten.

      Bakalım, 25. yıl olduğu ve 2020’den beri ertelendiği için çok yükseğim yine Brutal Assault’a ama o kadar gruba nasıl yetişeceğim hala bir fikrim yok haha.

      Yanıtla
      • 1 Ağustos 2022 tarihinde, saat 17:57
        Permalink

        Ya gruptan gruba yetismek cok zor oluyor. Bunda bile 2 sahne vardi, bir grup bitirir bitirmez digeri basliyor. Vader’dan sonra Suffo baslamadan bir bira alayim dedim. Tam birayi istedim adamlar Liege of Inveracity ile girmezler mi!! Sarkiyi pic ettik 🙂 BA’ta isin zor valla ne diyeyim, kolay gelsin haha 🙂

        Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.