Inhuman Condition – Fearsick

Merhaba.

DEATH, MASSACRE, WOMBBATH, SIX FEET UNDER ve OBITUARY… Yan yana koyunca hayli etkileyici bir kadro, değil mi? İşte Floridalı Inhuman Condition, bu gruplarda çalmış veya çalmakta olan tecrübeli müzisyenlerden oluşan bir isim. 2020’de, Terry Butler, Taylor Nordberg ve Jearmie Kling üçlüsü cümbür cemaat Massacre’den ayrıldıktan sonra Inhuman Condition’ı hayata geçiriyor. 2021’de hızlıca ilk albüm Rat God yayımlanıyor ve bu sene de hız kesmeden Fearsick albümüyle devam ediyorlar. 80’ler sonu / 90’lar başının çirkin, thrash soslu death metalini bugüne uyarlayan, yeni ama eski bir grupla birlikteyiz kısacası. Ceketlerinizi iliklediyseniz buyrun devam edelim.

13 ayda iki albüm yaparak insani olmayan çalışma şartları konusunda isminin hakkını veren Inhuman Conditions, kalite tarafında sorgulanabilir bir noktaya gelmiş durumda. Gördüğünüz üzere hemen de açtım ceketimin önünü, çünkü yani manyak mıyız bu havada? Neyse, death metalin daha serseri ve thrash ağırlıklı, hız ve devinim odaklı cenahında nöbet tutan grubun beste yapıları, prodüksiyon anlayışı ve yaydığı genel hava, 90’lar death metalini seven, Florida sahnesine hakim dinleyicileri nostalji damarından yakalayıp kanlarını emcükleyebilir ama işin aslı konfor alanında çimmekten başka bir şey yapmayan, gevşek ve tembel bir albüm Fearsick.

Açılış parçası The Mold Testament, grubun tüm cephanesini gözler (kulaklar) önüne sererek albümü özetliyor. Brutal demekten bile imtina edilebilecek hırıltılı bir vokal, orta tempolu jenerik power chord riflerle tremolo taramaları arasına sıkışmış jenerik gitarlar, etli etli bir davul ve standart 90’lar death metal prodüksiyonu. METALLICAWhiplash yorumu dışındaki 9 bestenin neredeyse tümü aynı kalıpların tekrarından oluşuyor ve bu da hızlıca ömrü azaltıp bir-iki dinleme sonrası unutulacaklar kategorisine postalıyor Fearsick‘i.

İstisna olarak konuşmaya değer iki parça var. İlki I’m Now the Monster, özünde diğer parçalarla aynı omurgaya sahip olmasına rağmen daha groovy ve özellikle Rick Rozz‘un kısa, arka arkaya patlattığı konuk sololarıyla farklı bir hava kazanmış. Hemen arkasındaki King Con‘da da benzer şeyi denemişler ama aynı yemekten bir tabak daha sendromu yüzünden etkisini yitirmiş. Girişteki temiz gitar ve sonraki bölümde arkada belli-belirsiz klavye, monoton albümde öne çıkan ufak detaylar olarak göze çarpabilir gerçi. Zaten ilk üç parça o kadar tekdüze ki Rick Rozz’un araya giripi lan oğlum böyle iş mi yapılır, ver şu gitarı hele, diye araya girdiği bu iki -aslında vasat- şarkıda ivme kazanır gibi oluyor Fearsick. Bu arada Rick Rozz’un kim olduğunu bilmiyorsanız zaten bu albüm size göre değildir muhtemelen, onu da bir turnisol olarak düşünebilirsiniz.

Fearsick‘in gönül rahatlığıyla övebileceğim tek yanı bağımsız yayımlanan, DIY mantığıyla üretilmiş bir albüm olarak prodüksiyon tarafında elemanların tecrübesini göstermesi. Fencewalker‘daki bas gitarın hacmi ve düşük tempolu, yıkık death metal anları -keşke daha fazla olsaydı- direkt Florida’ya götürürken sıcak tonlar ve bas davulunun o etli sesi birleşince Florida sıcağını ensenizde hissediyorsunuz.

Çok da uzatmaya gerek yok; blast-beat bulunmayan, derin böğürtüler içermeyen, tüyler ürpertmeyen, çiğ bir thrash saldırganlığıyla her seferinde aynı noktaya, aynı şiddette vurarak karşıdakini bezdirmeye çalışan, kendisini çok da ciddiye almayan bir death metal fikri hoşunuza gidiyorsa Fearsick‘e şans verebilirsiniz ama özellikle o döneme ve anlayışa hayran değilseniz, Inhuman Condition müziğinde yeni dinleyicileri cezbedecek ne var sorusuna cevabım yok maalesef. Bu anlayışta, bu havada bir şeyler dinleyecekseniz zaten 90’larda -bir kısmı bu adamlar tarafından- çok daha iyi örnekleri yapıldı; Fearsick ile vakit kaybetmenin bir anlamı yok.

65/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.