Mānbryne – Heilsweg: O udrece ciala i tulaczce duszy

Merhaba.

Sözler, söyleyenlerle anlamlanıyor. Havada durdukları sırada da anlamlılar elbette ama ancak doğru kişi, doğru bağlamda ve doğru biçimde söylediğinde değerlenip etki edebilecek büyük güçlere kavuşuyorlar. Lider olması beklenen birileri saçmaladığında yaşanan hayal kırıklıkları, kalbinden bir parçanı verdiğin birinin dudaklarından dökülen zehirli sözcüklerden ruhuna sıçrayan asitin yakıcılığı, varoluşun en karanlık dehlizlerine gizlemek için elimizden geleni yaptığımız katran kara düşüncelerimizi cesurca dillendiren bir vokalistin karizmatik korkutuculuğu… Tüm bunlar, aslında söz ile söyleyenin ilişkisi yüzünden kıymetleniyorlar.

Black metal, bir vokal müziği değil belki ama şöyle bir beyin fırtınası yapınca görkemli addettiğimiz pek çok black metal albümünde vokalin ne kadar güçlü olduğunu fark etmek, bu müziğin o özgüvenli, yüksek sesli tellallık kısmının ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor. Karizmatik, kendinden emin bir vokalist kader ironisiyle, anlamlandırma ve ilişkilendirme mücadelesinin zırva olduğuyla ve bunlara benzer ağır, büyük kavram ve konularla ilgili bir şeyler söylemeye başladığında aynı kırılgan öznelerden var olmuş bir canlının bu dev canavarlar karşısında nasıl bu denli rahat ve güçlü kalabildiğini görüp, karşısında ezilebiliyor insan. Şahsen ben, bazı black metal vokalistleri karşısında gerçekten de kendimi onlardan daha alt bir varlık gibi hissediyor, söylediklerinin altındaki inanç, tutku veya öfke gibi duyguların yoğunluğu karşısında afallıyorum. BLAZE OF PERDITION vokalisti, Sonneillion rumuzlu Paweł Marzec de o vokalistlerden biri.

Aslında senenin ilk aylarında (Nisan) çıktı Heilsweg: O udrece ciala i tulaczce duszy (yazının devamında Heilsweg diye bahsedelim kısaca) ve belirli ölçüde ses de getirdi. Ben ise bu tip özel olduğu her halinden belli işleri demlenmeye bırakma hevesim yüzünden geciktirdim de geciktirdim incelemeyi. Tüm besteciliği Renz rumuzlu, piyasaya yeni giriş yapmış bir gitaristin elinden çıkan Mānbryne, Polonya black metal ortamının önemli figürlerinden Priest (ODRAZA, VOIDHANGER…), Wyrd (Blaze of Perdition) ve S. ile (Sonneillion işte) Renz’in iş birliği sonucu ortaya çıkan yeni bir grup. Belli ki bu elemanlar Renz’e inanmışlar ve Heilsweg‘i birkaç defa dinleyince neden ona inandıkları açıkça belli oluyor; Heilsweg, black metale ruhunu vermiş bir adamın tutkuyla, aşkla yazdığı bir albüm.

Tempo, ritim ve melodi yönetimi bakımından Heilsweg, usta işi bir eser. Hem varyasyona hem de tekrara açık bir tür black metal; Renz ise tercihini çeşitlilikten yana kullanıp risk almış gibi görünse de hayli rafine 5 parça ile işin altından kalkmayı başarmış. Açılıştaki Pustka którą znam‘a hakim olan gitar-davul zıtlığı, bu yavaş gitar, kuduruk davul anlayışını (tempo aynı tabii aslında) benimsemiş onlarca grubu bilen dinleyici için bir tanıdıklık yaratarak albümün içine girmeyi kolaylaştırsa da Mānbryne kendi dilinin inceliklerini göstermeye başlıyor ilerleyen dakikalarda. 3:40 civarı giren bas gitar solosu, atmosferik geçiş ve Sonneillion ayısının her seferinde bünyemde “ANLAT DA DİNLEYEK REYİZ!” etkisi yaratan karizmatik konuşma sesi, hatta onun sonrasındaki gitar solosu derken Mānbryne müziği kendi yöntemlerini kabul ettirmekle kalmıyor, hayran da bırakıyor. Polonya’nın gelenekseli modernize etme konusundaki hüneri zaten ortada ve Mānbryne’in de bu konuda hayli başarılı olduğunu söylemek lazım.

W Pogoni Za Wiarą ise yazıya neden sonunda lafı Sonneillion övgüsüne getiren bir paragrafla açtığımı açıklıyor. Normalde çiğ, gırtlağını söküp gümüş tepside servis eden bir vokal anlayışına sahip S., bu defa kudurmuş bir savaşçının naralarıyla, boyutları insanın aklının ötesine uzanan gerçekleri anlatan bir ermişin dingin fısıltılarını birleştiriyor. Adam o kadar rahat ele geçiriyor ki kulaklarımı, arkada olan biteni anlamak için zihnimde vokali bloke edip öyle dinlemeye çalışmam gerekiyor. Hayır bir de İngilizce söylese demek iyice boku yiyeceğiz. Neyse ki tüm albüm Lehçe ve çevirilerini okuduysam da dinlerken eşlik etmek mümkün olmuyor pek.

Dengeli, kontrollü ve zaman zaman orta tempoya yerleşmekten kaçınmayan şarkılarda sona ulaştığımızda elemanların duygusal zincirleri kırıp tüm birikmişliği kustuğu Na Trupa Trup, Saruman’ın tinerci orklarına çarpan Isen suları gibi çarpıyor insanın suratına. Zaman zaman patlamalar yaşatsa da atmosfer ile agresifliği dengeli sunana bir albüm Heilsweg; o yüzden bu tip bir hız ve öfke beklemiyorsunuz asla ve geldiğinde, etkisi hayli yüksek oluyor. Barbarca, acımasız bir finali var albümün ve giderek cılızlaşıp sönen albümler dünyasında böyle üst noktada biten işlere saygım, sevgim biraz daha fazla oluyor. Priest’in bol zil tuşeli davulları ças ças yankılanıyor kafanızda albüm sona erdiğinde.

Benim eşekliğim oldu bu gecikme ama siz de şimdiye kadar hak ettiği ilgiyi göstermediyseniz bir hatırlatıcı olsun bu yazı. Yüksele yüksele bir hal olan, önünü alamadığımız Polonya black metal sahnesinin en yeni üyelerinen Mānbryne, harika bir başlangıç yaptı ve Heilsweg: O udrece ciala i tulaczce duszy, birçok açıdan eksiksiz bir black metal albümü. Sene sonunda tür içerisinde ilk iki-üçümde yer alacağı kesinleşti gibi artık, o yüzden rahat rahat bu puanı verebilirim. Eminim sizde de durum çok farklı olmayacaktır.

87/100


Metalperver’e destek olmak isterseniz aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’da aramıza katılabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.