Grand Cadaver – Into the Maw of Death

Merhaba.

Müzisyen psikolojisini anlamak kolay değil. Belli başlı prodüktörler ile yatıp kendine albüm yaptırarak kısa yoldan şöhret olmak isteyen popüler müzik fahişelerini bir kenara bırakıp ana konumuz olan metal üzerinden konuşacak olursak ben zannetmiyorum ki hiçbir genç metalci, yola dünyanın en büyük heavy metal grubu (METALLICA bu iddia ile başlayıp bunu başardı ama dünyada bir tane Metallica var işte) olmak gibi bir amaçla çıkıyor. Sevdiği müziği, içinde bulunmak istediği kültürü doyasıya yaşamak ve yaşatmak için, olursa birkaç ülke gezip biraz da oralarda serserilik etmek için, ama en önemlisi metalin kendisi için giriyor bu bataklığın içine; öncelik para, şöhret veya seks değil.

Tabii bir noktada bazı gruplar başarılı olup bu lanetli üçlüden bazılarına da kavuşuyor ve eş-dost arasında güç bela kurulan grubu artık büyük işletmeye dönüştüğünde en azından maddi kaygıların büyük kısmı ortadan kalktığı için gelen rahatlığın yanında o eski, telaşsız ve bakışından uzak, çok az sorumluluğa sahip olduğu metalcilik günlerini özleyebiliyor müzisyenler. Ben, DARK TRANQULLITY insanı Mikael Stanne’nin de benzer bir ruh halinde olduğunu düşünüyorum bu aralar. Dark Tranquillity hala dünyanın en büyük grubu değil ve para basan bir işletme de değil ama başaltı gruplar arasında istikrarı, tutkulu kitlesi ve kaliteli müziğiyle yıllardır belirli bir seviyenin üzerinde. Ne var ki değişim ve dönüşüm süreçleri herkese başka türlü etki ediyor ve bugün baktığımızda gruba 1999’da katılıp Dark Tranquillity’nin çehresini bütünüyle değiştiren Martin Brändström dışında eski tayfadan kimsenin kalmaması, zamanın ruhuna yetişme güdüsüyle grubun çok daha elektronik ve arkadaş canlısı bir müzik üretmeye başlayarak death metalden neredeyse bütünüyle kopması vs. derken Mikael, küçük kulüplerde ucuz bira içip etrafa tükürükler saçarak metal yapmayı, eski dostlarını ve metal kardeşlerini özlüyor bu aralar sanki. Daha dün eski IN FLAMES elemanları Jesper Strömblad, Daniel Svensson, Peter Iwers ve Niclas Engelin ile bir promo fotoğrafı paylaşıp THE HALO EFFECT adında bir proje duyurdu -ki inanılmaz heyecanlıyım, ne çıkacak acaba bu taşın altından- ve aynı gün, Grand Cadaver ile old school köklerine uzanan bir death metal albümü yayımladı. Bunların tesadüf olduğunu sanmıyorum doğrusu.

Grand Cadaver, 2020 yazından beri ortalıkta aslında. Hatta daha Mart ayında, Madness Comes EP’si sayesinde İsveç’in veteran metalcilerinden oluşan bu all-star ekibi tanıtmıştım; grubu ilk defa duyanlar o yazıya da göz atsınlar mutlaka, çünkü tekrar tekrar isim sıralamak istemiyorum burada. Kabaca TIAMAT, KATATONIA, Dark Tranquillity gibi İsveç sahnesinin kıymetli gruplarında çalmış önemli isimleri yer alıyor Grand Cadaver’de, diyerek albüme geçelim biz. Dört sayın ve dalın kalabalığın arasına!

Tok bir bas davul ve keskin bir trampet; Daniel Liljekvist, Katatonia’daki ritim ve zil oyunlarını bir kenara bırakıp death metalin zamansız, asla eskimeyecek çekiç vuruşlarıyla kalbe kan pompalarken jilet gitarlar da kapakçıklara attıkları çiziklerle o kanı geri boşaltıyorlar. Mikael death metal söylemek için ne kadar uzun süre bekledi, bunu asla anlayamayacağız herhalde o ama gırtlaktan, tükürüklü vokali kötülük habercisi sözlere ve 90’lar İsveç’inin amansız death metal gruplarına öykünen müziğe cuk oturuyor. ENTOMBED gibi grupların izinden ilerleyen, nadiren de olsa araya SLAYER vari thrash numaraları serpiştiren, bütünüyle 30 yıl önceye ait bir albüm Into the Maw of Death ve ortaya yeni bir şey koymak gibi bir derdi yok kesinlikle.

Elemanların tutkusu ve heyecanıyla, aynı zamanda da yılların tecrübesi sayesinde gelen kusursuz işçilikle büyüyor Grand Cadaver müziği ancak. Death metalin altın çağına dair sevginiz ve bilginizle doğru orantılı bir değerlendirmeye tabii tutmanız olası yani albümü. 2. parça Soul Infestation‘ın bol ride zili tuşeli ağır bölümleri ve müthiş akışan gitarları, türü sevenleri kucaklamaya hazır bekliyor zaten. Christian Jansson’ın (PAGANDOM) güçlü bas gitarlarıyla açılan World Mausoleum ise Mikael’in karanlık vokali ve sözleriyle ölümün ışık geçirmeyen kalın perdesini örtmeye başlıyor üzerimize. Dört say kıralım camı çerçeveyi kategorisindeki Empire of Lies ve orta tempo ölüm marşı Manifest Insanity gibi parçalarla beraber zamandan, mekandan kopup sadece kafa sallamak, sağa sola sataşmak istiyor insan. Eğer death metal ile aranızda özel bir bağ olduğuna inanıyorsanız, bu 36 dakikanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız kısacası.

Detaylarda ise özellikle Fiction döneminin karanlık Dark Tranquillity’si ile (yine Manifest Insanity ve onun üzerine de Grim Eternal örneğini verebiliriz burada) Entombed eksenindeki bestelerde ortaya çıkan doom atmosferinin Grand Cadaver’a kendi karakterini verdiğini görebilirsiniz. Baştan sona çok ağır bir parça yok belki ama ağır kısımlarda konuyu birkaç arkadaş bira içip death metal yapıyor seviyesinden alıp felaket tellalı bir noktaya çekmeyi başarmaları, gruba ve albüme olan bakışımı ciddileştirdi açıkçası. Sadece eğlenmeye toplanmamışlar belli ki ve bunu görmek güzel. BLOODBATH eğlencesine bir işti ve zaman içerisinde hayli kan kaybetti mesela bu yüzden.

Cilalı, elektronik Dark Tranquillity şarkıları yerine açıyoruz amfileri, çalıyoruz, prodüksiyonuna sahip, çatır çatır death metal parçalarında Mikael’i duymak çok keyifli benim için ve sadece bu yüzden bile Into the Maw of Death, biraz zayıf geçen 2021’in hatırda kalan işlerinden biri olacak gibi duruyor ama günün sonunda bu albüm kendi işlerinden sıkılıp geçmişi anmak, o enerjiyi tekrar hissedebilmek isteyen bir grup veteran metalcinin tutku projesinin ürünü; değerlendirirken de ona göre bakıp çok da ciddiye almamak gerek diye düşünüyorum. Puanım aman aman değil, çünkü 90’lar İsveç death metali albümleriyle kıyaslayıp objektif bir fikir belirtme ihtiyacı hissediyorum, fakat kendi kendime açıp dinlerken gayet eğlendim. Önce Mikael Stanne’yi, sonra da İsveç ölüm metalini seven herkes mutlaka birkaç tur çevirmeli.

75/100

Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp PATREON’a göz atabilirsiniz:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

One thought on “Grand Cadaver – Into the Maw of Death

  • 9 Kasım 2021 tarihinde, saat 19:49
    Permalink

    Oh be! Ben Isvec’ten bunlar ciksin istiyorum iste. Boyle projeler gormek guzel ama uzun omurlu olmayabilir. Dedigin gibi Bloodbath’in yeni isleri biraz eskileri aratiyor ama bu album harika olmus. Benim puanim biraz daha yuksek olurdu ama cok duygusal yaklasiyorum.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.