Wode – Burn in Many Mirrors

Merhaba.

Kariyerine 2010’da başlayan, ilk albümünü 2016’da yayımlayan Wode, o günlerden beri gündemimde. Bozuk değilse tamir etmeye çalışmama düsturunu benimsemiş gruplarından biri olarak değerlendirebileceğimiz İngiliz topluluk, black metalin geleneksel kalıplarının belki de hiçbir zaman yitip gitmeyeceğinin bir kanıtı. Hatta black metali çok daha geniş bir şemsiye altında değerlendirip 80’lerin melodik ve akılda kalıcılığı yüksek heavy metalinden de ilham aldıklarını düşününce, belki de metalin yitip gitmeyeceğinin kanıtı da diyebiliriz. Son olarak çıktığı senenin kaliteli albümlerinden Servants of the Countercosmos‘ta bırakmıştık kendilerini; dört sene sonra, Burn in Many Mirrors ile yeniden karşımızdalar.

Gitarı merkeze oturtan, rif odaklı ve metalin geleneksel günlerine fazlasıyla saygı duyan bir black metal icra ediyor Wode ve yeni albüm, stilistik olarak pek farklı değil. Zaten başka türlü bir müzikle 20 Buck Spin çatısı altına girmeleri mümkün olmazdı herhalde; her grubunun bir şekilde 80’lere uzanmasını istiyor belli ki. Grubun geniş bir perspektife yayılan gitar işçiliği, Burn in Many Mirrors‘ta da en büyük silahı ve bu silah artık biraz ağır, biraz hantal bile kalsa hala attığını vurabiliyor.

Albümün YouTube paylaşımından veya grubun çeşitli sayfalarından görülebileceği üzere, herkes bir şeye benzetiyor Wode’u. İngiliz topluluğun bu özelliği, onları kolay benimsenebilir kılıyor ve Burn in Many Mirrors da bu sayede, özellikle ilk bir-iki dinlemede çok keyifli. Metale dün başlamadıysanız yakalamakta çok zorlanmayacağınız referanslarla birlikte, tekil bestelerden ziyade bütüne odaklı şarkı yazımı anlayışının da akıcılığı/atmosferi sayesinde akıp gidiyor albüm. Ne var ki 2021 model Wode’un geçmişe nazaran bu ortak payda hadisesini, tanıdık fikirler kullanma yöntemini biraz fazla zorladığını, bu nedenle de özgünlüğünden ve lezzetinden kaybettiğini düşünüyorum.

Açılıştaki Lunar Madness, ufak bir girizgah sonrası 0:50 civarı ana rifini tanıtıp davullarla birlikte patlıyor suratta. Biraz ilk dönem karanlık thrash metali, biraz black metal, biraz heavy metal derken daha ilk dakikasında, Wode’un füzyon mutfağındaki ana malzemeler tanıtılıyor dinleyiciye. Albümün en kuduz anlarını baındırmasıyla da güçlü bir açılış bence. Altı parçayla kırk dakikaya ulaşan albüm süresince ise bu üç müziğin çeşitli kombinasyonları -ve araya eklenen birkaç ufak detay daha var elbette- şeklinde ilerliyor Wode müziği. Serpent’s Coil, Vanish Breath gibi parçalarda black metalin ilk günlerine odaklanıp basit rifleri karanlığın hizmetine sunarken kapanıştaki on dakikalık epik Streams of Rapture ile dungeon synth‘e, bile selam çakıyor. Sonra da Lunar Madness‘a dönüyor şaşırtıcı bir şekilde. Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim ki Banger TV incelemesinde bu parça için “John Carpenter filmi müziği gibi,” deniliyor… Ona öyle denmez kardeşim: BURZUM gibi!” denilir. Bayıyor bazen bu kaçış çabaları beni artık. Neyse, albümü derinleştiren ve atmosferi yoğunlaştıran klavye/piyano eklentileri hoş bir detay kesinlikle.

Bu çeşitliliğine ve sağdan soldan uçuşan referansları yakalama eğlencesine rağmen Servants of the Countercosmos‘taki yaratıcılığı bulamadım ve örneğin o albümdeki Temple Internment‘ta olduğu gibi, akı gibi güçlü bir fikrin etrafına konuşlandırılmış çeşitli black metal pratikleriyle şarkı inşa etmek yerine musluğu açıp akıttıkça akıtmak üzerine dayalı, tekrarsız ve devinimli gitar işçiliği, bir süre sonra dikkat dağıtıcı oldu benim için. Temelde basit kalıplar kullanılmasına rağmen sonraki otuz saniyede parçanın nereye gideceği belli değil pek. Grubun müziği temelde böyle bir özelliği destekleyecek yapıda olmadığı için de yormaktan başka bir işe yaramıyor çoğu zaman. Bu nedenle de eğer dikkat kesilip dinlemezseniz herhangi bir etki yaratmadan üzerinizden akıp gidecek birçok rifin, birçok fikrin kullanıldığı, dinlerken keyifli ama arkasında pek bir şey bırakmayan bir albüme dönüşüyor Burn in Many Mirrors benim gözümde. Ha, konu eğer bir saygı duruşu ve 80’ler yıkama-yağlamasıysa DARKTHRONE, Wode’un bu albümde yapmaya çalıştığı şeyi 2000’lerde defalarca yaptı zaten. Vanish Beneath‘i Darkthrone kulağıyla dinlesenize mesela, eminim demek istediğimi anlayacaksınız.

Bu eleştirilere albümün yastıkla boğulmuş prodüksiyonunu da ekleyince Burn in Many Mirrors, özellikle de Servants of the Countercosmos gibi güçlü bir albüm sonrasında biraz hayal kırıklığı yarattı benim için. Kötü bir albüm olduğunu düşünmüyorum, çünkü bu albüme kötü demekle metal kötü demek arasında çok az fark var. Biraz proje gibi hissettiriyor ama böyle bir projeye hayır demek zor. Yine de eğer Wode’a ayıracak 40 dakikanız varsa bence 32 dakikasını Servants of the Countercosmos‘a ayırıp kalanında da bu albümden Lunar Madness‘ı veya Vanish Beneath‘i, hadi bilemediniz Streams of Rapture‘u çevirirseniz çok daha verimli geçirebilirsiniz bu kırk dakikayı.

73/100


Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.