Klasik mi Bir Cumartesi? In Flames – Clayman

Ya senin boyun posun devrilsin artık ben senin ta In Flames kere!..

…Ehm. Merhaba. Ben de tam In Flames’e sövüyordum, hoş geldiniz.

Dün itibariyle yayımlanan ve sanki birileri camiye ayakkabılarıyla girmiş gibi, ne bileyim Kabataş’da başörtülü bacıma saldırmışlar gibi, içimde In Flames’e karşı biriktirdiğim saf nefreti tekrar dirilten, kutuplaşma ateşini yeniden harlayan sözde yeni -yeni dediğimiz grup 20 senedir o yeni denilen müziği yapıyor, o da ayrı- In Flames’in, albümün 20. yılını kutluyor olmamız sebebiyle baştan kaydettiği Clayman‘i dinlediniz mi? Durun durun, dinlemediyseniz hiç sağa sola koşturup araştırmayın. Bir ağabeyiniz, bir kardeşiniz olarak dost tavsiyesi veriyorum bak; yapmayın.

Onun yerine gelin efendi gibi Clayman‘i konuşalım biz.

Normalde Cumartesi günleri Metalperver’in Klasik Bir Cumartesi köşesine ait ama Clayman‘in bir In Flames klasiği olduğunu söylemek zor; Whoracle ve The Jester Race gibi albümlere bahşediliyor bu onur daha çok. Eh, haliyle başlık bugün biraz değişti… Ayrıca klasik desek hangi tür için klasik? Melodik death metal mi? Alternatif metal mi? Nu-metal mi? Yoksa power metal mi? Abartıyorum tabii ama çok da abartmıyorum aslında. Ne olursa olsun, Clayman‘in hem In Flames hem de melodik death metal tarihinde önemli bir albüm olduğunu yadsıyamayız herhalde.

2000 yılını, milenyum ile gelen her şey değişiyor ağbii kafasını ve eğilimleri düşünürsek Anders’in neden rasta yaptırdığı saçlarıyla Jonathan Davis gibi mikrofon ayağına tutuna tutuna zıplamaya başladığını daha iyi anlayabiliriz belki ama Clayman‘i ‘KORN‘un hızlısı’ gibi etiketlerle yaftalamak ve çöpe atmak hem albüme hem de kulaklarınıza haksızlık biraz. Kabul, Anders bu albümde başlıyor cozutmaya ama şimdilik sadece o gömleği ve sad boi tavırlarıyla biraz gıcık; Jonathan Davis olmasına daha vakit var. Colony sonrasında, imajdan baskın şarkı yazım stiline kadar her şeyiyle geçmişe sünger çekilecek Reroute to Remain (2002)’in çıkışı arasındaki geçiş sürecini dolduran, karakteriyle de bir geçiş albümü olduğunu sonuna kadar hissettiren bir albüm Clayman. Bu da ona özgün bir karakter katıyor ki In Flames diskografisindeki en ilginç albümlerden biri bu yüzden. Haliyle tartışmalar da bitmek bilmiyor.

eyBahsettiğim özgünlüğü sadece Only for the Weak üzerinden bile anlatmak mümkün bana sorarsanız. In Flames’in bugün bile en sevilen şarkılarından biri olması bir yana, elektronik altyapısı, basit rifleri ve temiz vokalleriyle aklı başında hiç kimsenin kolay kolay death metal sınıfına sokamayacağı bir parça. Buna karşın Metal Hammer, tüm zamanların en etkili melodik death metal parçalarından biri olarak (8. sırada) ilan etmişti Only for the Weak‘i. In Flames de kısa sürede anladı ki Avrupa metaline pek de sıcak bakmayan Amerikan seyircisini zıp zıp zıplatabiliyor bu tip şarkılarla. Sonrasını biliyorsunuz… Amerika’ya giden sapıtıyor kardeşim; GOJIRA‘dan tut OPETH‘ine kadar bu böyle.

Neyse, In Flames’in Clayman‘i kendi melodik death metal tarzlarını daha Amerikan, daha nakarat odaklı ve biraz da dönemin yükselen eğilimlerine göre şekillendirip kısa, vurucu şarkılarla sonuca gitmesini değerli buluyorum. Her zaman için istesek yine Göteborg melodik death metalinin kralını yaparız da bizim kafamız başka artık brom alt metnine sahip olduğunu (evet, tam olarak böyle bir alt metin hshah) düşündüğüm enfes Pinball Map ve Clayman haricinde daha elektronik, daha yumuşak başlı şarkılarda bile Björn-Jesper ikilisinin melodi bombardımanı, yağ gibi akmasını sağlıyor albümün.

Another Day in Quicksand‘in The Jester Race‘den fırlamış gibi duran rifleri ve müthiş solosu, Square Nothing, Satellites and Astronauts gibi yumuşak şarkılarda iyice öne çıkan geçiş oyunları, Brush the Dust Away, Swim boyunca durmak bilmeyen gitarlar hakikaten taşıyor albümü. Power metal havaları buralarda çıkıyor ortaya zaten en çok. Bir de albümün Japonya versiyonunda (bir dönem böyle bir moda vardı) yer alan Strong and Smart da da power metali kendilerine adapte etme konusundaki hünerlerini gösteriyor Jesper-Björn ikilisi. Ayrıca Anders’in depresyon ve içsel sorunlarla boğuşan sözleri -ki bu departmanda olmakla suçlandığı o basit grupları duvara çarpar- de tüm olan biteni mantıklı bir çerçeveye oturtuyor. Çünkü bestecilik açısından çok zengin bir menü sunmasa da inişli çıkışlı bir albüm Clayman ve Anders’in sözleri olmasa albüm halinde dinlemek o kadar da kolay olmayabilirdi.

O dönem ARCH ENEMY‘de takılan Christopher Ammott’un Suburban Me‘deki solosu haricinde yan rollerde ise Göteborg death metalinin yaratıcısı sayılabilecek usta prodüktör Fredrik Nordström (klavye, programlama konusuna da el atmış) ve yine işin elektronik tarafına destek atan, Puritanical Euphoric Misantophia ve Death Cult Armageddon albümlerinde harikalar yaratan Charlie Storm yer alıyor. Kadroya bak, ortama bak…

Soğudu biraz ciğerim sanırım, tamam. Son iki In Flames albümünü toplamda birer tur bile dinlememiş (I, the Mask‘i açmadım bile galiba hiç) biri olarak In Flames’in yıllar sonra belalı eski sevgili gibi karşıma çıkıp “Sana ben bi hediye almıştım 2000’de, vereceksin lan onu geri!” atarıyla Clayman‘in içine sıçmasını (affedersiniz) hazmedemedim. O yüzden de biraz Clayman konuşmak istedim. Ben gerçek Clayman‘i kendimce anlatmış olayım da benden çıksın istedim konu galiba…

80/100

Ulan dayanamadım! 2:20’de giren gitarı da mı duymadınız, öyle prodüksiyon mu olur ya ne yapıyorsun infileeeeyms?!


Metalperver’de yaptıklarımızı sürdürmek için bize destek olarak 12 kişiye ihtiyacımız var:

Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

2 thoughts on “Klasik mi Bir Cumartesi? In Flames – Clayman

  • 6 Haziran 2020 tarihinde, saat 14:14
    Permalink

    Cok dogru, tam olarak bir gecis albumu Clayman. Bu yuzden zamaninda da yeterince dinleyip ozumsememistim bu albumu,. In Flames’in zirvesinin Colony oldugunu dusunuyorum her ne kadar Whoracle’in gonlumde ayri bir yeri olmasina ragmen. Bir grubun uzun suredir kullandigi logosunun degismesi demek sanki grupla ilgili herseyin degistigi anlamina geliyor. Niketim Reroute to Remain logonun degistigi album ama bu albumde de yarisinini degistirseler olurmus :))

    Yanıtla
  • 6 Haziran 2020 tarihinde, saat 21:33
    Permalink

    In Flames ne yapmaya çalışıyor pek anlayamıyorum artık. “I, The Mask” ile en azından bir şeyler doğruya gidiyor gibi hissettirmişti ben de (I Am Above single’ı ile cesaret alıp dinlemiştim) ama şu hareketleri geçmişlerine hakaret resmen. Diğer yandan Clayman, Clayman’dan önceki albümlere göre In Flames’in iyice bozduğuna (Colony ile sinyalleri geldiğini söyleyenler de var) kanaat getirerek göz ardı edilmiş bir albüm. Fakat lise hayatından bu yana tekrar dinlenebilirliği bu kadar kuvvetli albüm dinlemedim açıkçası. Her klasiği tekrar dinlemek ayrı bir haz veriyor ama Clayman’i ne zaman dinlesem lisedeki çocuk oluyorum direkt. İncelemede katılmadığım nokta hangi türe ait olduğunun net olmaması, ki bence Clayman apaçık MDM albümü ve hiçbir şarkıda nu-metal, power metal düşüncesine kapılmadım. Böyle düşünenler var mı bilmiyorum açıkçası. Bullet Ride gibi hem sözleriyle darmadağın eden hem de “sikerim belanızı işte bu benim müziğim” dedirten şarkının Clayman dinlemeyen insana acilen iğne ile aşılanması gerek, her ne kadar albümün parçası Only for the Weak” olsa da. Bu şarkının incelemede geçmemesi üzdü. Genel ele alındığı için albüm elbette şarkılara tek tek bir değer biçilmesi anlamsız olur ama In Flames’in çıkardığı yeni rezalet üzerine, sanırım her şarkının ne kadar değerli olduğunu yazma yeteneğim olsa şimdi yazmaya başlardım galiba.

    Yanıtla

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.