Blood Incantation – Hidden History of the Human Race

Merhaba.

Death metal, karanlık ve çirkin bir metal türü. İlham aldığı kavramlar, hayal gücünü beslediği noktalar veya sunumundaki görsel dili bile düşününce alabildiğine lanetli bir müzik ve en az sanatsallık kaygısı taşıyan türlerden biri belki de. Büyük death metal gruplarını düşündüğünüzde onları övmek için aklınızda beliren sıfatların çoğunun aslında kendi başına negatif anlamlar taşıdığını fark etmişsinizdir zaten: Leş, gaddar, hayvan, pis, oros… Öhöm, neyse. Fakat bazen de ender rastlanan bir doğa olayı gibi bir grup çıkıyor o kanlı, irinli, çamurlu bataklığın içinden ve üzerinin pisliğine, etrafına yaydığı çürük kokularına rağmen güzel olmayı beceriyor bir şekilde; hipnotize olmuş gibi ona doğru çekiliyoruz biz de… 2011 yılında kurulan ve 2016’da ilk albümü Starspawn‘ı yayımladıktan sonra death metale gönül verenler arasında büyük bir heyecan dalgası yaratan Amerikalı Blood Incantation da böyle bir isim.

MORBID ANGEL gaddarlığıyla DEATH‘in ilerici bakış açısını benimseyerek çok sağlam köklere uzanan grubun gerçeği uzay boşluğunda arayan diğer birçok grup gibi zahmetsizce oluşturabildiği kozmik atmosferi, temelde büyük bir terbiyesizlik dönse de dinlemesi kolay, akıcı ve yıpratmayan bir müzik çıkarıyor ortaya. Psikodelik dünyalara girip çıkmaktan çekinmese de haddiden fazla uzatıp işin death metal kısmını unutmayan Starspawn, özellikle de bir sonraki death metal kralını bulmak için nereye, kime saldıracağını şaşıran Kuzey Amerika’da büyük coşkuyla karşılandı ve Hidden History of the Human Race için de son zamanlarda görmediğim kadar büyük bir hype vardı kısacası…

Önden yayımlanan Inner Paths (To Outer Spaces)‘i ilk defa dinlerken Starspawn’da yer alan Meticulous Soul Devourment ayarında, kozmik seslerle uzay boşluğunda salınıp avel avel etrafa bakmak üzerine kurulu bir geçiş parçası gibi gelmişti aslına bakarsanız ve yaratılan beklentiyi düşününce biraz hayal kırıklığına uğramıştım… Fakat sonra öncülünün aksine ikinci dakikasından itibaren gerçek bir progresif death metal bestesine dönüştü Inner Paths… ve enstrüman kabiliyeti, beste yazımı, tansiyon ayarlama vs. gibi konularda Blood Incantation’ın üç yıl gibi kısa bir sürede nerelere geldiğini görüp ağzım bir karış açık halde kalakaldım. Üstelik beş buçuk dakikalık bu enfes şarkı, buz dağının görünen kısmıydı yalnızca!

Cezalandırıcı, saf death metal penceresinden bakmak ve bu noktadaki yetersiz olduğunu öne sürmek büyük haksızlık olur albüme. Blood Incantation’ın vahşi tarafı zincire bağlı gibi görünebilir ama aslında yalnızca başka bir dünyaya ait, renkli ve küçük (kısa diyelim) olduğu için tehditkar görünmüyor ilk bakışta. Fakat eminim ilk Jurassic Park filmini izleyen hatırlayacaklardır Dennis Nedry – dilophosaurus karşılaşmasını…

Kaldı ki ilk şarkı Slave Species of the Gods‘ın ilk saniyelerinden sonra ne yetersizliği, çıldırmış bu Korhan, diye düşüneceksiniz muhtemelen. Ancak Blood Incantation gerçekten de deneysel bir ekip ve yukarıda bahsettiğim enstrümantal (aslında tam da değil) Inner Paths (To Our Gods) dışında kalan üç şarkı da bam-güm death metal şeklinde başlayıp yolda farklı kaynaklardan beslene beslene büyüyüp daha kapsayıcı bir hale geliyor. Starspawn‘dan beri grubu anlatmak için bolca verilen DEMILICH referansı müzikte nasıl sürprizlerin sizi beklediğine dair yeterince açık vermiyorsa kemerlerinizi sıkı bağlayın albüme dalmadan önce, benden söylemesi.

2. sıradaki The Giza Power Plant hızlı bir girişin ardından beklenmedik bir dönüşle Orta-Doğu ezgileri (NEKROPSİ mi dedi biri?) ve Isaac Faulk’un küçük zillerinin çınlamaları eşliğinde death-doom dünyasına dalıyor. Bir süre aynı melodinin üzerinde birçok farklı denemede bulunup progresifliğin dibinden kum çıkarmaya çalıştıktan sonra Paul Reidi’nin muazzam vokaliyle iyice doom metale kayıyor. Finalde ise şarkı boyunca perdesiz bas gitarıyla harikalar yaratan Jeff Barrett, düşük tonlu klasik death metal riflerinin arkasında kendinden geçiyor… Albüme nüfuz etmiş ağır psikodelinin tavan yaptığı şarkı kısacası The Giza Power Plant.

Virtüöz işi bir albüm Hidden History of the Human Race ve ilk albüme nazaran temiz prodüksiyon ile grubun progresif dokunuşları iyice belirginleşmiş. Tabii grubun kasıtlı manyaklıkları en çok 18 dakika süren kapanış şarkısı Awakening from the Dream of Existence to the Multidimensional Nature of Our Reality (Mirror of the Soul)‘da anlaşılıyor… Kısaca BOBO diyelim mi ya biz bu şarkıya, ne dersiniz?

Eğri oturup doğru konuşalım: Bobo‘nun (lan böyle de hiç olmadı ya, ahah) ilk beş buçuk dakikalık bölümü, bu yıl içinde çıkmış en gaddar, en yıpratıcı death metal işlerinden biri. Anlık değişimleriyle, klasik rifleriyle, Pual’un azman vokaliyle falan tam bir death metal şöleni. E tabii on sekiz dakika boyunca ateş edecek hali yok çocukların, iki dakika soluklanıp yine uzay boşluğuna dalıyoruz ki bu anlaşılabilir bir şey fazlasıyla. Fakat esas anlaşılmaz olan, yedinci dakikanın ortasından itibaren yaşananlar…

Ben grubun kozmik tınılarda genişlemeye çalışacağı progresif ve caz etkilenimlerinin öne çıkacağı bol psikodelik bir şeyler beklerken onlar Bobo‘da ters köşe yapıp alın size death metal ulan! demişler resmen. Grubun çok iyi başardığını düşündüğüm tahmin edilemezlik ve akıcılık dengesi, bu bölümde artık ayaklanıp halaya duruyor. Death metalin ruh hastası ikilisi Jarzombek kardeşlerden aldıklarını düşündüğüm bir bakışla teknik-progresif death metali olayın vahşetinden, kıyametsiliğinden hiçbir şey kaybettirmeden verebiliyor olmaları biraz aklımı aldı. 18 dakikanın on beşinde muazzam şeyler oluyor, kalan üç dakikasında ise bizler biraz önce neler olup bittiğini idrak edemeyip boş boş etrafa bakarken fon müziği olsun diye yine boş durmayıp atmosferi coşturmuşlar, sağ olsunlar.

Toplamı 36 dakika süren kısacık bir albüm için bir hayli uzadı yazı belki ama Hidden History of the Human Race, yılın açık ara en iyi albümlerinden biri olarak üzerine konuşulmayı hak ediyor sonuna kadar. 36 dakikaya sıkıştırdıkları müziğin doyuruculuğu ve akıcılığı gerçekten inanılmaz. Hem tanıdık hem de anlaşılmaz bir iş bu ve son dönemde farklı tatlarla death metalin bir sonraki fazına altyapı hazırlayan TOMB MOLD, HORRENDOUS vs. gibi çok kıymetli gruplar olsa da Blood Incantation daha şimdiden başka bir seviyede olduğunu kanıtladı.

91/100


Kendiniz için küçük, Metalperver için büyük bir adım atın ve PATREON‘da bize destek olun!

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.