Cryptic Shift – Visitations From Enceladus

Merhaba.

Bazı sayılarla başlayalım:

Bugün konuşacağımız albümün toplam çalma süresi yaklaşık 47 dakika.
Toplam 4 parçadan oluşuyor.
Açılış parçasının uzunluğu 26 dakika.

Hala bendeyseniz buyurun; devam edebiliriz.

İnsanın karşısına her gün Cryptic Shift gibi bir grup çıkmıyor. Bilim-kurgunun sonsuz derinliklerine dalmış, varlığını hayal sınırlarının ötesindeki bir alemde sürdüren İngiliz topluluk, semavi alemin ötesine açılan kapıların kilitlerini açacak doğru kombinasyonları bulmaya çalışarak geçirdiği demo-EP sürecinin sonunda nihayet doğru formülü bulmayı başarmış gibi görünüyor. Çünkü Leeds çıkışlı gibi görünse de başka bir evrenden geldiğine neredeyse emin olduğum grubun ilk albümü Visitations from Enceladus, bu yıl dinlediğim en fantastik işlerden bir tanesi.

Albümü açar açmaz karşımıza çıkan parçayı masaya yatırmamız şart tabii, fakat ondan önce Cryptic Shift’in müziğinin neye benzediğini açıklamakta fayda var. Teknik thrash ve progresif death metal denilince aklınıza zaten birkaç önemli isim geliyor olmalı ve evet, hepsi de bu deli grubun müziğini anlatmakta doğru referans noktaları. Kimlerden mi bahsediyorum? GORGUTS, VOIVOD, DEATH, ATHEIST ve elbette daha gençlerden VEKTOR veya BLOOD INCANTATION gibi birbirinden fantastik isimlerden. Ancak daha fantastik bir şey var ki o da Cryptic Shift’in henüz ilk albümüyle dev grupların hemen yanıbaşında anılmasını sağlayacak bir işe imza atmış olması.

Kabul, bu kadar geek işi metal herkese göre değil. Fakat aslında kendi içerisinde altı ayrı bölümden oluşan muazzam açılış parçası Moonbelt Immolator, başlı başına bir şaheser ve grubun zekasını, becerisini, ustalığını açıkça gösteren bir gövde gösterisi.

İzlanda’nın buzul göllerinden Jökulsárlón‘un suları, kandan kıpkırmızı kesilmiş sanki. Fakat Satürn’un en büyük 6. ayı Enceladus’un okyanus yüzeyinde bizi neyin beklediğini kim bilebilir? Ya da belki de bahsedilen Enceladus, Gaia ve Uranus‘ün tohumu olan, Etna Dağı’nın altına gömülü yatan dev Enceladus’tur. Peki ya tüm bunlar, zaman soyguncusu gulyabanilerin işiyse? Çabuk! Kaçış poduna!

Kafalar yanıp gitmesin; Cryptic Shift, yarattığı güçlü konsepti oradan oraya savrulup duran, metaforlar içerisinde kaybolmuş zor bir anlatı yerine direkt bestelerinin gücüyle anlatmayı başarıyor. Müziğin kendisini bir hikaye anlatıcısı olarak kullanabilmek her baba yiğidin harcı değil ama RUSH ve YES vari bir bakışla, maceracı ruhunu da bas-davul ikilisinin keşif gezileriyle hissettiren Moonbelt Immolator, sözleriyle birlikte iyice değerlenen altı bölümünün altısında da yıkıp geçiyor. İyi bir bilim-kurgu filminin yaptığı gibi önce ortamı tanıtıp atmosferi kuruyor, ardından bilinmezde yaşanılan heyecanla karışık korkuyu hissettiriyor. Sonra da akıl sınırlarını zorlayan bir karşılaşma ve elbette kaçınılmaz bir final; delilik.

Bilerek yanlış yönlendirmeye, hikayeden hiçbir şey vermemeye çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki her ne kadar üç-beş bilim-kurgu manyağını ilgilendirse de onlar da albümle birlikte sözleri, bir kenara Wikipedia’yı vs. açıp kaybolup gitmeyece isteyecek. Fakat bir yandan da hikayenin kimsenin umrunda olmayacak detaylarından bahsetmek istiyorum deli gibi. O yüzden müziğe dönelim.

Temelde Voivod ile Atheist’in başrolde olduğunu düşündüğüm bir müzik bu. MOSS UPON THE SKULL‘ı bilen var mı bilmiyorum ama onların 2018’de çıkardıkları ilk albümlerine de benzetmek mümkün. Tabii bolca 70’lerin progresif dehalarından ve saydığım diğer isimlerden de etkilenim mevcut. 80’lerin sonundaki teknik ekstrem metal patlamasından fazlasıyla nasibini almış Cryptic Shift ve özellikle sololarda (Moonbelt Immolator‘ın 17. dakika civarındaki solosu) iyice yanıyor ortalık. John Riley’nin bas gitarı ise albümün yıldızı. Ne isterseni çalabilecek türden birine benziyor ve perdesiz basıyla harikalar yaratıyor. (Petrified in the) Hypogean Gaol ne öyle mesela? Solo diyorduk değil mi bir de; (Petrified in the) Hypogean Gaol‘un solosu bu sene dinlediğim en iyi solo galiba.

Albümü dinledikçe bunun daha ilk albümleri olduğunu düşünüp delirecek gibi oluyorum. Cesur açılış hamlesi (ki o da bir parça uzun bulduğum finali dışında çok dengeli) haricindeki diğer üç parçada da tüm müzikal unsurlar arasında harika bir denge yakalamışlar. Teknik rifler, virtüöz işi sololar, kozmik atmosferi besleyen progresif geçiş kısımları, çılgın atan coşkulu death metal anları ve karanlık, neredeyse death/doom türüne kayan kasvetli anlar; hepsi, bir diğerinden rol çalmadan ve büyük resmi bozmadan, enfes bir denge durumunda ve bu daha ilk albümleri. Olacak iş değil yahu.

Crpytic Shift ileride bu kalibrede işler üretmeye devam edebilir mi, yoksa bu yılların birikmişliğiyle gelen tek seferlik bir şaheser miybi bilemiyorum ama Visitations from Encaladus, 2020’ye damga vuran albümlerden biri oldu kesinlikle. O kadar pazarlanmadığı ve her mecrada suratınıza suratınıza vurulmadığı için gözardı edilecek belki ama daha bir yıl geçmeden biri çıkıp Hidden History of the Human Race‘inin üzerine bir şeyler koymayı başardı ya, ne diyeyim; metal mükemmel bir şey be kardeşim.

91/100


Metalperver’e destek olmak için aşağıdaki düğmeye tıklayıp Patreon sayfamıza göz atabilirsiniz. 35 kişiye ulaşmaya çalışıyoruz, az kaldı!

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.