Dimmu Borgir – Eonian

Norveç’in köklü isimlerinden DIMMU BORGIR, senfonik black metal türünün açık ara en büyük temsilcisi ve türün şekillenmesinde aslan payına sahip olmasına karşın, ticari başarısına ve şöhretine rağmen, hatta belki de bunlara paralel bir şekilde, ağzıyla kuş tutsa metal camiasına yaranamayan ve büyük ihtimalle de bundan sonra da yaranamayacak bir grup.

1993’de kurulan, on stüdyo albümü kaydeden, black metal ile haşır neşir olmasına karşın yalnızca Kuzey Amerika’da 500.000’in üzerinde albüm satan ve herhalde ekstrem metalin görüp görebileceği en popüler üç-beş isimden biri olan Dimmu Borgir’in ne kadar sevilmediğini, grubun metal-archives sayfasından bile anlaşılıyor; Dimmu Borgir kötülemek, kvlt metalcilerin favori aktivitelerinden biri, buna şüphe yok.

Grup son olarak 2010 yılında, yine tartışılan bir imaj değişikliği ile birlikte Abrahadabra’yı çıkarmış ve her zamanki gibi tartışmalı yorumlar almıştı. Açıkçası yalnızca Gateways sayesinde bile Abrahadabra’ya bir şey söyleyemeyen bir dinleyici olarak, şimdi biraz daha kişisel mevzulara dalmak istiyorum müsaadenizle.

Dimmu Borgir’i 2001 yılında, grup Puritanical Euphoric Misanthropia‘yı çıkardığında tanıdım. Arşivimde iki Dimmu Borgir albümü bulunuyor ve fırsatım olursa alıp karşıma oturtmak istediğim en az iki albümleri daha var. Ancak grupla uzun bir mazimin bulunması ve yaptıkları işlerin bir kısmına epey hayran olmam, Norveçli üçlü hakkında gözümün kör, dilimin lal olduğu anlamına gelmiyor.

Her şeyden önce Dimmu Borgir’in müzikal açıdan nasıl devasa bir darbe yediğini görmek gerek. 1998-2009 yılları arasında, yani Dimmu Borgir’in şöhretinin tavan yaptığı, bütün festivallere headliner olarak katıldığı, albüm satışlarının yüz binlerle ölçüldüğü o görkemli yıllarda grupta çalan, aynı zamanda müzikal kimliği belirleyen en önemli iki adam, MUSTIS ve ICS VORTEX ayrılıklarının grubu ne kadar bozduğu ortada. Silenoz, Galder ve Shagrath’ın, ortak bir vizyon doğrultusunda giderek yumuşayan, daha radyo dostu ve odağının gitardan klavyeye, senfonik düzenlemelere kaydığı bir müziği benimsemeleri, bu iki harika müzisyenin gruptan ayrılmasına neden olmuştu. Bu ayrılıklar sonucunda grubun tüm müzikal kimliği değiştiği için en ateşli hayranlar bile Dimmu Borgir’den soğumaya başladı. Tüm bu gelişmelerin yanında bir de Dimmu Borgir bikinisi, kendi Galder bıyığını kendin yap seti gibi garip pazarlama ürünlerinin piyasaya sürülmesi, ilk günden beri gruba kürekle bok atan tayfanın da işine geldi ve Dimmu Borgir, özellikle sanal dünyada belki de en çok dalga geçilen, en sevilmeyen ve saygı görmeyen gruba dönüştü.

Genelin tavrını apaçık salakça bulduğumu belirttikten sonra grubun kendi dinamikleri özelindeki değerlendirmeye devam edecek olursam, hayranların Dimmu Borgir’den soğumasının başlıca sebebi bu iki elemanın ayrılığı ve grubun gitar tabanlı müzikten sapması kesinlikle. Giderek daha cheesy işlerle karşımıza çıkıp sözüm ona daha görkemli, daha epik ve havalı olacağım derken işin en önemli kısmı olan müziğe pek özen göstermemeleri, üstelik basitleşip sıradanlaştıkça ortalama dinleyici sayesinde ticarı başarının artması vesaire derken gönül verdiğim Dimmu Borgir’i bir daha asla göremeyeceğimi anladım zamanla. Bundan sonrası içim elimde geriye iki seçenek kalıyordu; ya dinlediğim şeyin eskisinden farklı bir amaca sahip ve bu amaç doğrultusunda hareket eden, yeni bir şey olduğunu kabul edip ona göre değerlendirecek, ya da Dimmu Borgir ismini tamamen görmezden gelip, aklıma geldiğinde tozlu raflardan eski albümleri çıkarıp onlarla avunacaktım.

Ben ilk seçeneği tercih ediyorum. Bunu tercih etmemin en büyük sebebi de ucuz kılıç-sandalet filmlerine olan sevgim olsa gerek. Zira aşırı yapmacık duran bu görkemlilik işi beni gerçekten de eğlendiriyor. Sinemada popcorn movie denilen, patlamış mısır ve kolanızla girip iki saat eğlendiğiniz, filmden çıktıktan sonra aklınızda pek bir şeyin kalmasa da dönüp baktığınızda o iki saat özelinde iyi vakit geçirdiğinizi düşündüren filmler tadında bir müziği var Dimmu Borgir’in artık.  Eonian da bu konuda bir istisna değil.

Açıkçası albüm öncesi yayınlanan ilk parça Interdimensional Summit‘i atlıyorum albüm içerisinde, o kadar sevmedim. 2012’de yazılmış zaten ve Abrahadabra ile çok yakın bir noktadam müzikal anlamda, fakat şu ana kadar pek ısınamadım. Buna karşın yine albüm öncesi yayınlanan Council of Wolves and Snakes o kadar havalı, o kadar kameraya oynayan bir parça ki, o kadar eğleniyorum ki dinlerken, herhalde yıl içerisinde en çok dinlediğim şarkı bu olacak. Bir de Alpha Aeon Omega ile Ætheric dinlerken gerçekten şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu çılgın üçlü isteyince hakikaten manyakça şeyler yapabiliyor ve bunu bilmek hala insana umut veriyor. Özellikle Ætheric resmen grubun on beş – yirmi yıl öncesinde yaptıklarından izler taşıyor ki, nefis.

Bunun dışında harika senfonik düzenlemeler, her zamanki gibi mükemmel bir prodüksiyon ve genel hatlarıyla pırıltılı pek çok ana sahip, kendi bağlamında değerlendirince hiç fena sayılmayacak bir albüm Eonian. Dimmu Borgir’i ciddiye alan bir avuç insan kaldığı ve onlar da zaten tıpkı benim gibi çoktan albümün her tarafını kurcalayıp neresinde ne var çözdüğü için, geri kalanına da ne dersem diyeyim albümü dinletemeyeceğim için, ben kendi kendime Dimmu Borgir hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istedim. Bir çırpıda yazınca yine çok dağınık oldu tabii ama bu yazı birkaç zihni kurcalamayı başarır ve bakış açılarında bir nebze gelişme sağlayabilirse ne mutlu bana.

76/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.