Leprous – Malina

Leprous’un müzik dünyasına nasıl yeni bir tat kattığı, yeni bir pencere açıp hem dinleyenleri ferahlattığı hem de müzisyenlere taze bir bakış açısı sunduğu ortada. Ihsahn’ın kanatları altında yetişip büyüyen ve her yeni albümüyle kitlesini daha da genişleten Leprous, modern tınıları, Einar’ın falsetto vokalinin cennetsiliği, Baard Kolstad’ın pek çok insanı davula başlatıp çok daha fazlasına davulu bıraktıran kusursuz performansı derken aldı yürüdü. Şaşırtıcı, benzersiz ve modern bir yaklaşımla progresif müziğe kendi dokunuşunu katabildiği için çok da hak edilmiş bir büyüme oldu bu. Her şey yolunda gidiyordu. Peki sonra ne oldu? “The Congregation” albümü çıktı.

Grubun hali hazırda “Bilateral” ve “Coal” ile büyük ivme kazanmış tırmanışını belki de ikiye, üçe katlayan bir albüm olmasına karşın Leprous’u ilk zamanlarından beri takip eden, grup ile arasında bir bağ oluşmuş dinleyicileri ve genel anlamda ekstrem metal severleri üzen bir albüm oldu The Congregation. Fakat uzun süredir savunduğum gibi, önceki albümlere göre daha anlaşılır, daha kulak dostu ve sade gibi görünen albümün aslında grubun gelişimini tepe noktaya ulaştırdığını görmek çok da zor değildi. Düşünmesi de, uygulaması da bir hayli zor gibi görünen pek çok şeyi gayet zahmetsiz bir şekilde kotarıp bunu akılda kalıcılık seviyesini arşa çıkararak dinleyiciye sunabilmek gerçekten de eşi benzeri olmayan bir maharet gerçekten. Leprous’un hiçbir zaman kaybetmeyeceği bir maharet bu üstelik.

Albümün hayranları ikiye bölmesinin sebebiyse sinir bozucu derecede basitlikte görünmesin karşın arkasındaki düşünsel deha yüzünden insanı delirten harika fikirleri dinleyiciye sunma noktasında biraz tekrara düşmesi, biraz da mekanize bir hal almasıydı. The Congregation’ı sevmeyen herkesin dilinde “tamam anladık, bitsin artık şu şarkı,” düşüncesi dolanıp durdu. Yine de, farkında bile olmadan, The Congregation zihinlere kazındı ve Leprous’un en iyi değil ancak en başarılı albümü oldu.

Malina için ise açıkçası ben çok umutluydum. The Congregation’daki bana göre hipnotize edici bir etkiye sahip olduğu için başarılı bulduğum tekrar hadisesini bir tık azaltıp daha samimi bir atmosfer yakalayabilirlerse Malina progresif metal türünde gelmiş geçmiş en acayip albümlerden bir tanesi olabilir, Leprous’u devler ligine sokabilirdi. Grubun tekrar ekstrem metal köklerine yaklaşmasını beklemiyor, aksine iyice yumuşak bir yapı benimseyerek “The Price” ayarında işlerin dozajını arttırıp daha da büyük sıçrama yapacağını öngörüyordum. Ancak öyle olmadı. The Congregation çıktığı günden beri yinelediğim, grubun müzikal gelişiminin tepe noktaya ulaştığı konusundaki iddiam doğrulanmış oldu, ne yazık ki üzücü bir şekilde.

Her şeyden önce Malina hakkında şunu söylemek gerek: Malina çok soğuk ve dinleyicisini kendinden uzak tutan bir albüm. Duygudan yoksun diyemem çünkü Einar’ın ses renginin ve özellikle falsetto sesinin bu adam Barbaros Hayrettin’den “Ben Sizin Babanızım” da söylese insanı duygulandırıp “canım babacığım,” dedirtecek türden olduğunu tüm dünya biliyor artık. Kaldı ki Einar beste konusunda yeteneklerini çoktan kanıtlamış, ne zaman vurup ne zaman çekileceğini çok iyi bilen bir müzisyen. Ancak hem beste yapıları gereği hem de Einar’ın çeşitlendirmekle neredeyse hiç uğraşmadığı vokal performansı yüzünden albümün bir duygusu varsa da buna girebilmek neredeyse imkansız. Malina’nın ilk ve en önemli eksisi bu. Yani grubun beyninin, diğer tüm albümlerdeki övgülerin büyük bir çoğunluğunun atfedildiği adamın albümdeki en kötü performansı sergileyen kişi olması.

Diğer husus ise tekrar konusu. Leprous’un benzersiz, ancak hem çok yetenekli hem de algısı çok geniş müzisyenlerin yapabileceği türden bir müzik yaptığı su götürmez bir gerçek. Fakat belli ki bu arkadaşların kendi işlerine dışarıdan bakabilme ve değerlendirme yetileri giderek kayboluyor. Başka türlü Malina’nın neden 35 dakika değil de 58 dakika olduğunu açıklayamıyorum çünkü. “Leashes” gibi, “Struck” gibi harikalıklar bile bir noktada tekrar sevdası yüzünden insanın içini baymayı başarıyor ve bu gerçekten çok sinir bozucu. Bunu biraz da “The Price” laneti olarak görmek mümkün. YouTube’da bir milyon görüntülemeyi geçen bu şarkının fikri grubun tüm vizyonunu ele geçirmiş gibi görünüyor.

Bir noktada kişisel meseleler olarak da görülebilecekleri için hadi bu iki konuyu çok uzatmayayım. Fakat Malina’nın bir türlü zirveye ulaşamayan tırmanış halini de görmezden gelemeyiz herhalde. Müzikal olarak da duygu-durum açısından da tepe noktasına ulaşamadan düşüşe geçen ve biten bir albüm Malina. Buna başta söylediğim soğuk ve içine girmesi zor yapısını ve sürekli kendini tekrar eden hallerini ekleyelim şimdi. Sorununun ne olduğunu söylemeyen küçük bir çocuğun sürekli mızmızlanması gibi bir şey çıkıyor ortaya bir noktada ve albümün sonuna yaklaşırken artık ne olduğu, ne yaşandığı, nedenler filan umrunuzda olmuyor, bir an evvel bitsin istiyorsunuz sadece. Evet, Leprous’tan bahsettiğimizin farkındayım ama göte de göt demek gerek bir noktada.

Bana kalırsa The Congregation grubun çok daha geniş bir kitleye ulaşmak istemesinin, metal dünyasının sınırlarını aşıp ana akım müzik piyasasına dahil olmak istemesinin bir ürünüydü ve futbol tabiriyle bir “proje” albümüydü ve çok da başarılıydı. Ancak bu noktada Leprous’un bir karar vermesi gerekiyordu: Ya geçmişini geride bırakmaya başlarıp harika bir alternatif/indie/progresif/ne boksa rock grubuna dönüşecek, hali hazırdaki üstün müzikal yeteneklerini daha akılda kalıcı, daha törpülenmiş, daha genele hitap eder bir çizgide tutarak yeni ARCTIC MONKEYS filan olacaktı, ya da daha önce bu konuda ne kadar yetenekli olduğunu defalarca kanıtladığı gibi ekstrem metal ile progresif metal füzyonunu daha da ileri bir seviyede gerçekleştirip metal müziğin yeni tanrılarından biri olacaktı. Ne yazık ki Malina ile ikisini de başaramamış. Heyecansız, sönük ve ne müzikal açıdan ne de duygusal açıdan tatmin edici olmaktan uzak bir albümle ne metal dinleyicisine ne de pop-rock dinleyicisine ulaşamayacağına inandığım bir iş koymuş ortaya. Seneye bu zamanlarda kimsenin “ya geçen sene Leprous ne albüm yapmıştı bee!” diyeceğini zannetmiyorum; demişti dersiniz.

Tüm bu yazdıklarım an itibariyle anlamsız gelebilir ve grubun yetenekleri dahilinde saçma da bulunabilir ancak The Congregation’ın grubu getirdiği noktayla Malina’nın grubu getireceği noktayı gözlemlediğimizde bundan birkaç ay sonra bu görüşlerimin bağlama oturacağına inanıyorum. Leprous için hiçbir şey bitmiş değil elbette. Sadece umarım bir sonraki albümde kime hitap etmek istediklerine net bir şekilde karar verirler ve müziklerini bir “proje” olarak görmekten vazgeçip eskisi gibi daha samimi bir yaklaşım benimsemeyi başarırlar da Leprous diskografisinin en kötü albümü Malina olarak kalır. Bu yıl içerisinde dinlediğim en samimiyetsiz, en boş albümlerden birinin, çok değil, daha iki sene önce yılın en iyi birkaç albümünden birini yapmış, çok sevdiğim bir gruptan gelmesi gerçekten üzdü.

65/100

Malina

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Leprous – Malina” için bir yorum

  • 29 Ağustos 2017 tarihinde, saat 10:45
    Permalink

    albümü iki kez falan çevirdim. the congregation’ı ise ilk dinlediğim de birkaç gün başka bir şey dinleyememiştim. grup kendilerini tekrar etmekten kaçınmak isterken kendi sınırları dahilinde boğulmuş gibi bu albümde. yine de epey güzel anları var tabi albümün.

    Yanıtla
  • 29 Ağustos 2017 tarihinde, saat 13:41
    Permalink

    Yazıyı yazan abi, çok kızmışsın Leprous a. The congregation a proje demek bu kızgınlığın bi parçasıdır umarım çünkü the price gibi albümün en düşük ve piyasaya seslenen şarkısını yeni bi kitleyi dürtmek amacıyla klip için seçilmesi o albümü ana akıma dahil olma projesi yapmaz bence. The congregation u sevmeyenler the price dan öteye gidemedikleri için albümün içine giremediler. Bu da leprous dinleyicisini bölmüş sayılmaz ki zaten asıl dinleyici içerde albümün derinliklerinde yüzüyor hala. The congregation a grubun hem en iyi hem de en başarılı albümüdür demek çok da yanlış olmaz bence.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir