Klasik Bir Cumartesi: Anathema – Alternative 4

Her ne kadar yeni albümü “The Optimist” için bir yazı hazırlamayı becerememiş olsam da (Spoiler Alert: çok iyi bir albüm), hazır “Klasik Bir Cumartesi” gibi bir köşem varken Anathema’dan söz etmemek olmazdı herhalde. Özellikle bu albümü seçmemin nedeni ise grubun “Eternity” ile başlayan (ki aslında Eternity’yi galiba biraz daha fazla seviyorum) değişim sürecinin devamı niteliğindeki, 4. Anathema albümü Alternative 4’un Anathema’ya duyduğum büyük saygının çok büyük bir bölümünü sağlaması. Çünkü Anathema gibi kariyerine doom, doom/death metal türü altında başlayan ve kısa bir süre sonra daha duru bir müzikal taban ve çok daha sakin bir kimlikle kendisini rock müziğin kollarına bırakan onlarca grup arasında eski kitlesinin büyük bir bölümünü kaybetmeden yeni bir kitleyi etki alanına katarak eski halinden kat be kat büyük bir hale gelebilen başka bir grup biliyor muyum, emin değilim.

Tebriklerin büyük bir bölümü Vincent-Danny ikilisinin insana ait duyguların tümünü müziğe eksiksiz bir şekilde aktarabiliyor olmasına gidiyor olsa da grubun tek başına koşturduğu bir kulvarda türlü fırtınalara ve büyük dalgalara göğüs germeyi başararak hala yoluna devam edebiliyor olması, özellikle ülkemizde her ne kadar biraz saygısızca ve aşağılayıcı bir tavırda yaklaşılsa bile son tahlilde Anathema’nın çok, çok büyük bir grup olduğu gerçeğinin asla değişmemesini sağlayan en büyük etmen herhalde. Evet, bazen ben de çok yoruluyorum bu uzun cümlelerden.

En sevdiğim midir hala tam bilemiyorum ama muhtemelen en uzun süre dinlediğim Anathema albümü olan “The Silent Enigma” havasını (bu serideki bir sonraki Anathema albümü) bir şekilde, neredeyse birebir yaratmayı başarıyor Alternative 4. Bu havayı gerçekten de alternatif yollardan soluyor olmak ise grubun geleceği için önceden uyarıda bulunuyor gibi. Grubun fabrika ayarlarında yer alan yüksek müzisyenlik ve muazzam bir duygu patlaması, Birleşik Krallık’tan çıkan her grupta görülebilecek özgün bir tını ile birleşince kabına sığmayan ve türün, dirsek temasında bulunduğu diğer türlerin ve herhangi bir müzikal değerlendirme kıstasının üzerine çıkan bir albüm haline geliyor Alternative 4.

Belli başlı gruplar veya türler dışında genellikle müzikte sözden ziyade müziğe odaklanan bir dinleyici olmama karşın Anathema’nın sözleri daha küçük yaşlarda grupla tanıştığım ve o yaşlardaki herkes gibi hayatta başına gelen her şeyi çok abartıp dünyada bir tek kendi başına gelebilecek olaylar olarak görmemle de ilgili olarak her zaman dikkat ettiğim ve çoğunlukla oldukça da vurucu bulduğum bir özelliğe sahip. Alternative 4’da bu konuda bir istisna değil elbette.

Hayal kırıklıkları, çarpık bir zihne ait düşünceler, bozuk bir bilinçaltını yansıtan rüyalar ve belli başlı şeylerden ümidini kesmiş birinin açıklamalarından oluşan sözlerin vuruculuğunun benim onayıma hiç ihtiyacı yok elbette. Ancak daha önceki albümlere nazaran oldukça yumuşamış vokalin bu bağlamda deneysel sayılabilecek yaklaşımı ile birleşince daha da direkt ve vurucu bir hal alıyor. Bir de Vincent’ın çoğu zaman kabullenmiş, duru, yorgun ve alabildiğine İngiliz yorumunu da ekleyince Anathema’nın neden “bu kadar” olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

Tamamen melankoliyle yoğrulmuş bir albüm olmasına rağmen şarkılarda belirli bir dinginlik de bulmak mümkün ki Alternative 4’un en önemli özelliklerinden biri de bu. Boğazın düğümlendiği anların seslendirildiği sözlerin yorumlanışı ile duyguların bir volkan gibi içeriden yükselip taştığı anların tamamında çok duru bir vokal performansı söz konusu. Bu özelliği sayesinde yalnızca buhranlı zamanlarda akıllara gelecek bir albüm olma sorunu ortadan kalkıyor. Anathema’nın önceki işlerindeki haykırışlar, bağırışlar, neredeyse brutal vokale yakın bir şekilde seslendirilen hislerin artık çok daha olgun bir şekilde aktarılışının da ilk örneği olarak görülebilir. Aslında aradaki Eternity albümünü bu konuda ilk kabul etmek de mümkün ama o albüm bana göre %30 Anathema, %70 PINK FLOYD olduğu için, onu bu değerlendirmeye katmak istemiyorum.

İlk yarıdaki şarkıların belirli bir düzeni takip etmesi ise dinleyicinin albüme ısınmasını çok kolaylaştırıyor. “Fragile Dreams” gibi, “Empty” gibi favori müzik türü ne olursa olsun her kimse dinletseniz anında kapabileceği, yüksek ihtimalle de seveceği şarkıların varlığı albümün sonlarına doğru daha serbest, savruk, nereye varacağı çok kafaya takılmamış bestelere geçmeden önce dinleyiciyi ısındırıyor. Başlardaki daha klasik yapılara sahip besteler, radyo dostu, konser şarkıları gibi görünen işlerin bile ne kadar üstün olduğu gerçeği bir yana, esas Anathema cevherinin ortaya çıktığı anlar genellikle albümün 2. yarısına denk düşüyor. O nedenle “Hmm Alternative 4 mü, Fragile Dreams onda mıydı?” seviyesini anlamak mümkün olmuyor benim için.

Zamanın ötesinden gelen ve asla eskimeyecek ebedi hislerin sözcülüğünü, hatta sırdaşlığını yapan bir albüm Alternative 4. Anathema’nın kimsenin -hele ki benim- onayına veya övgüsüne ihtiyacı yok belki ama hangi ekibin hangi müthiş zeka pırıltısıyla, hangi akla hizmet popüler kıldığı “bunlar da para bittikçe buradalar yeaa,” değerlendirmesinin çok, çok ötesinde olduğunu hatırlamak lazım ara sıra.

Çok daha düzgün ve gerçek bir kapanış için:

When the silence beckons
And the day draws to a close
When the light of your life sighs
And love dies in your eyes
Only then will I realize
What you mean to me.

93/100

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir