Klasik Bir Cumartesi: Rotting Christ – A Dead Poem

Metal sahnesine ilk adımını atışının üzerinden tam 30 yıl geçen ve hala değerini tam bulamadığını düşündüğüm bir grup Rotting Christ. Grubun beyni, kurucusu, baş beste ve söz yazarı Sakis Tolis black metal sahnesinde adı sıkça anılan bir kimse. Hem grubun muhafazakar kitlelerce yerden yere vurulup günah keçisi ilan edilmesine yol açan ismi hem Sakis’in afaroz edilmesi olayları, hem de grubun dinlerin tamamının çürüklüğüne olan sağlam inanç ve duruşları ile her daim black metalin sivri karakterlerinden biri konumunda olmasına rağmen belki Yunanistan gibi bir ülkeden var olmalarından, belki de müziklerini belirli dönem dönem değiştirerek ana akımdan sıyrılıp kendi bildikleri yollardan sonuca ulaşmaya çalışmalarından dolayı Rotting Christ hiçbir zaman kuzeyli dostları kadar popüler ve sevilen bir grup olmadı.

Çok “underground” takılan ve ülkemize gelen veya gelecek olan hatta gelmeyi düşünen her grubu ezip kendisi dışındaki her dinleyicinin bir boktan anlamadığını savunan kimi insanlar, ülkemizi fırsat buldukça ziyaret eden ve çok başarılı konserlere imza atan, her gelişlerinde verdikleri röportajlarda “Türk-Yunan” muhabbetine ne kadar uzak olduklarını, özellikle Sakis’in ne kadar dolu ve kültürlü bir adam olduğunu anlamamızı sağlayacak sözlere rağmen ülkemizde de bir türlü hak ettiği ilgiyi göremedi. Neyse ki Thegonia ve AEALO albümleri çıktı da çok havalı olan arkadaşlar etnik oltasına yem oldu. Bir anda yazı A Dead Poem’den çıkıp daha saldırgan ve eleştirisel bir hale gelmeye başladı. Ben bu oyunu bozarım.

Grindcore ile başlayan, black metal ile devam eden, black metal öğelerinin azalıp gotik etkileşimlerin artması ile uzayan ve günümüzde folk ezgileriyle geride kalan yılların birikiminin meyvesi sağlam düzenlemeler ile daha epil denebilecek bir müzik ile yoluna devam eden grubu neredeyse her metal türü için vasatın üzerinde bir albüm önerebilecek kadar başarılı bulsam da önereceğim albümlerin hiçbiri çığır açan, mihenk taşı olacak bir albüm de değil aslında. Buna rağmen her albümünde sınırlarını zorlayıp yapabileceğinin en ekstremini ve farklısını yapmaya çalışan grubun her albümü bir şekilde farklı olmayı ve kendi havasıyla öne çıkmayı başardı, başarıyor. Thy Mighty Contract, Sleep of the Angels ve Thegonia albümlerini arka arkaya dinlerseniz grubun ne kadar farklı sularda gezinebildiğini ve hiçbirinde de boğulmadığını daha rahat bir şekilde görebilirsiniz örneğin.

A Dead Poem ise hem benim Rotting Christ’la tanışmama vesile olmasından ve bu tanışmanın henüz 14-15 yaşlarında gerçekleşmesinden hem de o zamanki siyah dışındaki ilk renkli grup t-shirtüne sahip olmamı sağlayacak kapağından, bunların çok daha üzerindeki bir önem seviyesinde ise barındırdığı muhteşem şarkılardan dolayı tam bir başyapıt olarak nitelendirdiğim belki de tek Rotting Christ albümü.

Öncelikle A Dead Poem yıllardır dinlediğim metal müzik türünde şimdiye kadar dinlediğim en melodik 2-3 albümden bir tanesi belki de. Şarkıların her saniyesi farklı, keyifli melodiler ile bezeli. Grubun black metal özelliklerini yavaş yavaş gotik öğelerle değiştirmeye başladığı bir dönemin ürünü olan A Dead Poem, özellikle o dönem için gotik müziği dramatikleştirmeden, bayan vokalin arkasına sığınmadan ya da klavyenin basit melodilerine başvurmadan dinleyiciye aktarabilmesiyle mükemmelleştiğini düşündüğüm bir albüm. Sakis’in akıp giden gitarı, aralara koyduğu rahatlıkla insanın içine işlenen melodileri ile 47 dakika gibi az sayılamayacak süredeki albüm göz açıp kapayıncaya kadar bitiveriyor. Gelmiş geçmiş en sade ama en başarılı gitar işlerinden birine imza atıyor Sakis.

Albümdeki bestelerin çoğundan sorumlu olan Sakis’e elbette hak ettiği övgüleri dizmeye devam edeceğim ancak çok adı geçmeyen ama neredeyse aynı derecede önemli olduğunu düşündüğüm başka birine de bir takım yıkama yağlama işlemleri yapmak yükümlülüğü hissediyorum. O da belirli bir kesimin gayet iyi tanıdığı SAMAEL’den Xy elbette. Haydi kaldır poponu ve sahneye gel seni hergele.

Xy’nin albüme katkısı hem şarkıları bir kademe yukarı taşıyan klavye desteği hem de albümün tertemiz kaydı üzerinde gerçekleşiyor. Çoğu şarkı gitar melodileri üzerine oturtulmuş olmasına karşın başarılı klavye desteği ile atmosfer de unutulmayarak albümdeki gotik öğeleri pekiştiren bir enstrüman kullanımıyla albüm daha da kıymetleniyor. Partisyonların arasını doldurmakla kalmayan, doğru yerde öne çıkan bölümler ile çoğu şarkının nerede başlayıp nerede bittiğini de anlayamıyor olmamı sağlayabilmesini de ekleyince 47 dakikalık albümü tek bir şarkı gibi akıp giden bir hale getirdiği için ayrıca eskinin replerini, şimdinin şuku mudur nedir onlarını veriyorum kendisine hemen. Bu durumun ortaya çıkmasına yardımcı olan Xy’ye teşekkürlerimi sunuyor, alkışlarla yerine uğurluyorum.

İlk şarkı “Sorrowful Farewell” Rotting Christ’ın yaptığı en iyi birkaç şarkıdan biri. Patlayıcı gitarları, Sakis’in albümün kalanına oranla daha sert vokalleri ve yine albümün geneline nazaran daha hızlı temposu ile mükemmel bir açılış. Geri kalan parçalarda bu patlayıcı özelliğe rastlanmıyor; genelde mid-tempo ve bu kadar keskin geçişler ve sertliğe sahip değiller. Albümdeki diğer şarkıları geçtim, Rotting Christ adı altında bakıldığında bile ayrı durabilecek kadar güçlü bir şarkı zaten Sorrowful Farewell.

Daha ilk şarkı için bir paragraf yazdığımı görünce geri kalan şarkılara girip girmeme konusunda tereddütylüyüm. Yine de “Semigod” gibi yer yer black metal hissine sahip karanlık şarkılardan, “As If By Magic” gibi git gide coşan ve herhangi bir savaş filminde kullanılabileceğini düşündüğüm epik şarkılardan, Xy şöleni “Ten Miles High”dan, “Out of Spirits”in mükemmel ana rifinden veya “Ira Incensus”daki yoğun TIAMAT hissiyatından filan bahsetmezsem çatlarım. Neticede bunların hepsi benim canım, cananım.

A Dead Poem’in bu yüksek derecedeki ekstrem gotik melodi patlamasının üzerine bir de grubun Yunanistan gibi tarih ve mitolojinin beşiklerinden biri olan topraklardan aldığı kültür eklenince albümdeki doğu mistisizmi de tavan yapıyor ve albümü olduğundan birkaç basamak daha yukarı taşıyor. Bu noktada tekrar Sakis’e ve gitarlarına geri dönerek hem Ira Incensus’daki hem de Ten Miles High’daki sololarını da hatırlatıp kendisini bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Biraz uzun oldu ama yakınlarda uzun süredir yürüttüğü çabalarının 30. yılına girecek olan Sakis ve Rotting Christ’in bu muhteşem eseri için değer. Ekstrem halini hiç bozmadan, gotik, mistik, kendine has türünde mükemmel bir albüm. Benim için ise bir başyapıt ve her haliyle bir klasik.

97/100

314_photo

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s