Klasik bir Cumartesi: Sanctuary – Into the Mirror Black

Grunge müziğin doğduğu topraklar olarak bilinen Seattle, aynı zamanda kimi öncül ve önemli metal gruplarına da ev sahipliği yapmış bir yer. 1992 yılında gerçekleşen türlü kaka fırtınaları sonrasında dağılan ve NEVERMORE olarak bilinen büyük çılgınlığa evrilen, ancak ne yazık ki bir süre sonra yine bazı tezek içerikli olaylar sonrası durma noktasına gelen ve fakat nihayetinde yine kendi özüne dönen bir oluşumdan, Sanctuary’den bahsedeceğiz bugün.

FATES WARNING, QUEENSRYCHE, HELSTAR, METAL CHURCH vs. gibi isimler 80’lerin tozunu dumana katarak heavy metali power metali çarpıştıradursunlar, Seattle’ın bir köşesinde, pek çok erkeğin rüyalarını süsleyen rahmetli Farah Fawcett’li Logan’s Run filminden ismini alan bir grup, ilk olarak 1988 yılında yayınladığı “Refuge Denied” ile bakışları üzerine çektikten sonra 1990’da yayınladığı “Into the Mirror Black” ile heavy/power metal tarihine adını yazdırmayı başardı.

Power metali çıraklarını tavuğa çeviren büyücülerden, delikanlılık yapacağım derken kevgire dönen savaşçılardan ve yemeklerini her zaman için çok pişmiş seven ejderhalardan ibaret sanıyorsanız SANCTUARY bu fikrinizi sonsuza dek değiştirebilir. Zira tıpkı yukarıda adı geçen isimlerin çoğu gibi Sanctuary de melodik heavy/power metali dünyanın gidişatına dair görüşlerini şairane bir dilde anlatmak üzere bir araç olarak kullanıyor. Dürüst olmak gerekirse insanların dünyası elbette ki epey karanlık; Sanctuary de bu karanlığı olabildiğince gerçekçi ve lafını esirgemeyen bir tavırda aktarıyor dinleyicisine.

90’lara girilirken gözden düşmeye başlayan heavy metalin dallanıp budaklanmaya başlaması ve black metal, death metal ile ekstrem türlerin ortaya çıkışını da göz önüne alarak değerlendirmek gerektiğine inandığım bir türün temsilisi olan Sanctuary, aslında heavy metali, artık bu müzikten daha fazlasını talep etmeye başlayan dinleyiciye beklentileri karşılayabilecek bir şekilde sunmanın derdinde olan bir grup gibi gelmiştir bana hep. Bu nedenle de tıpkı diğer melodik heavy/power grupları gibi heavy metale en yakın duran isimlerden biri olarak görmüşümdür Sanctuary’yi. Buna karşın artık dinleyicinin çok alıştığı ve burun kıvırdığı yöntemleri o kadar güzel noktalardan eğip bükerek kendi özgün formunu buluyor ki, gelmiş geçmiş en özgün vokalistlerden Warrel Dane’in muazzam anlatıcılığıyla da birleşince sanki ortaya heavy metalin evrimsel sürecindeki bir sonraki adım tadında bir müzik çıkıyor.

Elbette Sanctuary bu konuda bir ilk değil. Pek çok grup özellikle 80’ler heavy metalinin görsel anlamda sırtını dayadığı büyü-kılıç temasına son verip tamamen ayakları bu dünyaya basan ve görsel içeriğinden sözlerine kadar alabildiğine gerçekçi bir tavra sahip albümler çıkararak apayrı bir akım oluşturdular ve Into the Mirror Black da kimi sürreal sözler dışında tamamen bu akıma dahil bir albüm. Özellikle FATES WARNING sevenlerin tebessümle karşılayacağı “Future Tense” ile açılan Into the Mirror Black’in henüz ilk nakaratı sona ererken Warrel Dane’in kendine has yorumunun ve Rutledge-Blosl ikilisinin aşırı melodik gitarlarının büyüsüne kapılmama gibi şansınız olmadığını anlıyorsunuz. Sonra da birbirinden enfes şarkılarla ne ara 46 dakikanın sonuna gelinmiş, anlayamıyorsunuz.

“The Mirror Black” ve “Epitaph” gibi Sanctuary klasiklerini barındıran Into the Mirror Black’in en büyük kusuru ise zaman zaman biraz fazla bazı grupları andırması. Özellikle bu iki şarkının adını verdim zira her ne kadar hiç tartışmasız Sanctuary klasikleri olsalar da nerelerden esinlenildiği çok bariz ortada olan şarkılar aynı zamanda. Buna karşın ben bu noktada bu durumu bir Sanctuary övgüsü şeklinde değerlendiriyor ve etkilenimleri bu kadar bariz olmasına karşın kendi kimliğini yaratıp kopyacı olmadan klasikleşebildiği için Sanctuary’yi kutluyorum.

NEVERMORE’un ilk filizlerini koklamak, heavy metalin evriminde önemli bir yer tutan bir albüm dinlemek, Dane’in henüz dizginlerini tam olarak ele geçiremediği deli vokallerin vahşiliğini görmek ve birbirinden melodik gitarlar arasında kaybolmak için sizlere bir doz Into the Mirror Black’i şiddetle öneriyorum. Bir “Awaken the Guardian”, bir “The Dark” veya bir “Operation:Mindcrime” değil elbette ama hemen peşlerinden gelen, çok önemli ve enfes bir albüm.

87/100

Sanctuary-2014

İsmail Korhan Tok

Üniversiteden sonra metali bırakmadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir