Megadeth – The World Needs a Hero

Megadeth. Metal dünyasının açık ara en büyük tartışmasının merkezindeki iki gruptan biri olan Megadeth, yıllar içerisinde Dave Mustaine’in kişisel değişim ve dönüşümünün bir yansıması olarak çeşitli kimliklere sahip pek çok farklı albümle milyonlara ulaşmış ve günümüzde her ne kadar eski görkemli zamanlarının çok uzağında olsa da hala oldukça saygı gören, dünyanın tartışmasız en büyük birkaç metal grubundan biri. Mustaine’in yıllar içerisindeki türlü abuklukları, bir türlü kadroda istikrar sağlayamaması ve orta sahada Melo’dan beri oyunun iki yönünde de kuvvetli bir orta sa…Bir saniye ya hatlar karıştı, baştan alalım: Mustaine’in yıllar içerisindeki türlü abuklukları, bir türlü kadroda istikrar sağlayamaması ve diğer pek çok magazinsel detayı bir kenara bırakalım ve şöyle 15-20 yıl geriye gidelim…

Önce thrash metalden heavy metal/hard rocka kayan, ’90ların ikinci yarısına Youthanasia ve Cryptic Writings gibi, önceki albümlere nazaran biraz zayıf ve thrash metal tabanından sapan albümlerle giren, 1998 yılında Nick Menza’yı kaybeden (kendisi geçtiğimiz yıl kalp krizinden vefat etti bu arada, huzur içinde uyusun), ardından tartışmaları da beraberinde getiren, hatta açık konuşmak gerekirse genel anlamda felaketle sonuçlanan bir deney mahiyetindeki 1999 çıkışlı “Risk” albümü sonrası grubun pek çoklarına göre en önemli elemanı Marty Friedman’ı da kaybeden Megadeth için epey buhranlı bir dönem olduğu göz önüne alarak değerlendirilmesi gerektiğine inandığım 2001 çıkışlı The World Needs a Hero, grubun en çok tartışılan albümlerinden bir tanesi.

Türlü deneyler, büyük çuvallamalar ve eleman değişiklikleri sonrası 90’larda Metallica’nın başarıyı yakaladığı yöntemi kopyalamaya çalışmaktan vazgeçip tekrar bildiği işi yapmak adına atılmış bir adım aslında TWNAH. Mustaine’in Megadeth’i Megadeth yapan şeyleri geç de olsa hatırlamaya başladığı albüm. Ancak yine de tek başına bu farkındalık yetmiyor elbette ve her ne kadar döneceği şey kendi özü de olsa, bu dönüş bir defada ve çabucak olmuyor.

TWNAH içinde thrash unsurları da barındıran melodik bir heavy metal albümü aslında. SAVATAGE gibi bir devden transfer olan, İspanyol paça pantolonları ve neredeyse dizinde tuttuğu gitarıyla karizmadan ölen Al Pitrelli ve gruba Risk albümü ile katılan Jimmy DeGrasso’nun etkisinin neredeyse Mustaine ile eşit olduğu bir albüm üstelik. Özellikle çok belirgin bir tarza sahip olan DeGrasso albümün nabzını nefis ayarlıyor. Friedman-Menza ikilisi yerine en iyi seçeneğin Pitrelli ve DeGrasso olduğunu düşünmüşümdür hep ve bu kadro bir süre daha yoluna devam edebilse acaba neler olurdu diye düşünmeden de edemem. Özellikle bu ikilinin enfes performansı için Rude Awakening konser kaydına bir göz atmak isteyebilirsiniz.

Gelmiş geçmiş en kötü single çalışmalarından biri olan “Moto Psycho” ve kimi “öylesine” hisli şarkılar sebebiyle TWNAH için de ileri geri konuşulabilir rahatlıkla. Fakat bu albümde yıllarca setlistten düşmeyen, Megadeth’in orta tempoda nasıl mükemmel işler ortaya koyabildiğini en iyi şekilde gösteren şarkılardan biri olan “Dread and Fugitive Mind” gibi, gelmiş geçmiş en iyi balladlardan biri olan”Promises” gibi, bir “Am I Evil” varyasyonu olarak “When” gibi ve Mustaine’in içten hallerini barındıran “1000 Times Goodbye” ve “Burning Bridges” gibi şarkılar da var. Bunların hiçbiri elbette metal marşı veya Megadeth’in yaptığı en iyi şarkılardan filan değil. Ancak melodik, sert ve oturaklı şarkılar oldukları gerçeği de, aradan geçen 16 yıldan sonra herhalde artık kabul ediliyordur. Burada araya girip albümü çıktığı 2001 yılında, henüz 13-14 yaşındaki halimle dinlerken 1000 Times Goodbye’daki “Let me put PENNIES on your eyes” dizesini epey yanlış anlayıp “Yahu bu Mustaine de ne çektiyse kızdan, yani gider ayak artık insan nasıl gözüne gözüne sokmak ister yani yuh kardeşim, kim bilir neler yaptı kız bizim havuç kafaya ya vay arkadaş,” diye düşünüp durduğumu belirtmem gerek. Tabii sonradan öğrendim ki meğer Mustaine ağabey Yunan mitolojisinden bahsediyormuş, küçük Dave’den değil…

Bunlar dışında bir de elbette bahsetmeden geçemeyeceğimiz “Return to Hangar” gerçeği var. Albümdeki en thrash metal anlarını yaşatan, bir Megadeth efsanesi “Hangar 18” şarkısının spin-off projesi tadındaki bu şarkı zamanında Halide Edip’in “Vurun Kahpeye” isimli romanına bile konu olmuş, Ömer Lütfi Akad’ın yönetmenliğinde bu romandan uyarlanan filme soundtrack olmuş bir eser. Şaka bir yana, ben şarkıyı gayet seviyorum. Belki insanlar çok yüksek beklentilerle dinleyip bu nedenle bu kadar çıldırdılar ancak şu bir gerçek ki Mustaine-Pitrelli’nin atıştığı muazzam son 1-1,5 dakikası bile yeter. Mis gibi şarkı.

Dağınık oldu biraz ama özetle Megadeth’in 90’larda geçirdiği ilginç ve biraz da zorlama olan değişimin son, Megadeth’in kendi özüne geri dönüşünün sinyallerini aldığımız da ilk ürünü diyebiliriz TWNAH için. Söz edildiği gibi grubun geri dönüşü, Anka’nın küllerinden doğuşu, Megadeth diskografisinin en önemli albümü filan değil elbette; ancak yine söz edildiği gibi çok zayıf, dikkate alınmayacak kadar uyduruk bir albüm de değil kesinlikle. Youthanasia’nın kendisinin bile varlığından haberi olmadığı, öksüz, yetim bir kardeşi. Biraz pasaklı, biraz kaba saba ve yontulmaya ihtiyaç duyuyor belki ancak içinde bir cevher de var.

76/100

2433be71f89553a4a6231db5fd91dfda.953x953x1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s