Harakiri For The Sky – III: Trauma

Muhammed İZMİRLİOĞLU
Merhaba dostlar, bugün Avusturyalı  Post Black – Atmospheric Black grubu Harakiri For The Sky ‘ın 2016 albümü “III: Trauma” ile sizlerleyim. Son yıllarda Post-Black – Atmospheric Black  tarzdaki grupların yaptığı işlere baktığımızda fark ediyoruz ki  hepsi birbirinden müthiş ve ciddi bir gelişim söz konusu.  Harakiri For The Sky da buna güzel bir örnek. Genel olarak tarzın ve grubun müziğine, parça yapısına baktığımızda kullandıkları melodiler ve şarkılar başta;  ‘’Sanki bu Black ama Black metal gibi değil gibi…? ’’ algısı yaratacak olabilir. Fakat durum biraz farklı. Evet hissiyatı ve bir takım melodiler, materyaller olarak farklı bir alaşım, bunlar bu zamana kadar dinlemiş olduğumuz Black Metal ve etkileşimde bulunduğu müziklerden çok daha farklı. Evet efendim, bu albümde ve bahsettiğim gruplardaki meselemiz de tam olarak bu. Bu yazımda elimden geldiğince Harakiri For The Sky – III: Trauma’yı anlatırken, tarzında farklılıklarına ve tam olarak bize neler sunduklarına ışık tutacağını düşünüyorum.

Harakiri For The Sky;  ilk albümünü  2012’de yayımlamış, bir üyesi Salzburg’da diğer üyesi Viyana’da  yaşayan iki kişiden oluşan ve şu zamana kadar üç albümü bulunan bir grup. Takdir edersiniz ki dört sene içerisinde birbirinden güzel üç albüm çıkartmak bir başarı. (ki 2015 yılında boxset de yayınladılar) Harakiri For The Sky ile bu sene Haziran ayında tanışmıştım, ne kadar şanslıyımdır ki iki ay sonra 22 Temmuz’da III: Trauma yayınlandı. Muhteşem bir kapağı bulunan III: Trauma  adeta kapağındaki asaletle uyumlu bir müzik  sunuyor. Kendi ismini taşıyan ilk albümden bu zamana kadar mükemmel bir vizyon izleyen grubun müziğine dair söylenecek çok  şey var. Bunlardan başlıcası ‘’ Bu yeni bir şey ‘’ diyebileceğiniz bir olay. Hali hazırda Post-Black, Atmospheric Black olarak  yeni  çıkan  gruplarla benzeşme olasılığını gözardı ederek (ki benzeşme olayı yaş)  genel bir bakışla başka gruplara benzemediğini düşünüyorum. Melodi yapıları, melodilerin arkasına dokundurulan piyano- klavye efektler , parça seyirleri,  parça yapıları… Evet bambaşka bir müzik icra ediyorlar, hatta verdiği hissiyata kadar diğerlerine benzemiyor.

III: Trauma için grubun bu zamana kadar yayınladığı en iyi albüm olduğunu düşünüyorum, öncelikle bu albümün dinamiği çok yüksek. Bahsettiğim şey; sanki Harakiri For The Sky’ın önceki albümleri “Bu yeni bir şey lan!” dedirtmeyip bu albümün dedirtmesi; çünkü albümde kendilerine has materyallerin çıtası daha da yüksek ve bunlar gözünüze batırılmak suretiyle albüm boyunca karşınıza çıkartılıyor. Bunlar başlıca; melodik bir anlayış ve parça melodiler üzerinden gidiyor ama asıl olaylar ara melodiler , parça içerisinde sürekli bulunan melodide bazen oluşabilen minimalist davranışlar ve albümdeki  parçalarda en fazla iki kere bulunup da sizi felç eden diğerinden farklı bir melodi (albümdeki hemen her parçada en az iki kere oluyor, can yakıyor) ve parcalardaki atak kısımları, ki bunların da arkasına yerleştirilmiş yine minimal unsurlar oluyor. Bunlarda ciddi olaylar var her biri o kadar iyi dizayn ediliyor ki hemen her parçada farklı varyasyonlar eşliğinde muhteşem bir renk cümbüşü mevcut.. Zaten ana melodilerin ve ara melodilerin muhteşemliğinden bahsetmiyorum; kaldı ki yeterince anlatmış bulundum fakat eminim siz dinlediğinizde daha başka şeyler de bulacaksınız.  Evet efendim okudukça yavaş yavaş anladığınız üzere  “mukaddes Black Metalimiz” türü adı altında bulunan bu müzik, biraz aydınlık seyredebilen de bir metal…

Albümde söylenmesi gereken bir diğer unsura bakıldığında yine bir farklılıkla karşı karşıya kalıyoruz; şu ana kadar bahsettiğim müziğin genel konusu, teması ve  işlenme şekli içerisinde aslında hüzün var. Albüm ne kadar dinamik, kısmen hareketli kısımlara sahip ve bazen hiddetli olsa da genele bakıldığında sizi hüzünlendirmeye, üzmeye, duygulandırmaya yönelik bir içeriğe ve atmosfere sahip. Albümdeki  bazı davranışların ‘’sık kafama  gideyim ‘’ olayı var, ki buna genel olarak ‘’Suicidal‘’ dokunuşlar denilebilir. Vokal bey genel olarak tek tip bir vokal tekniği kullanıyor, öylece devam ediyor. Demek istediğim gereksiz atraksiyon yok, gayet hissedilebilirliği yüksek şekilde yapıyor ve  içinden gelmek süretiyle bağırıyor. Bağırmaktan kastım; illaki benzetecek olsam Drudkh vokaline benzetirdim, bir önceki albümde de aynı teknik vardı lakin daha bir zayıftı, bu albümde daha bir Drudkh’a benziyor. Vokalin genel olarak temaya ve hissiyata uygun bir biçimde seyrettiğini düşünürsek ben çok uyumlu buluyorum.  Zira vokalin varyasyonsuz olması sizi bunaltmıyor, hatta parçalara şans tanımak gibi olmuş. Sadece tek bir parçada deneysel olarak ufak bir kısımda clean vokal yapılmış ve onu da gayet başarılı buldum. Bateriler ve gitarlar aynı elden çıktığı için ve müziğin genel yapısını oluşturduğu için şöyle böyle diye anlatmaya gerek duymuyorum ama şunu söyleyebilirim; sanki tüm parçaları tek başına yazan ve çalan Matthias Sollak bu albümü bir anda ilham gelmiş de  15 dakikada yazmış ve çalmış gibi bir akıcılık söz konusu.

III: Trauma ‘de ayrıca ferahlık hâkim, albümdeki hiç bir unsur uyumsuz ve düzensiz hareket etmiyor ve sizi sıkmıyor. Hiçbir şekilde albüm kendi içinde tekrara düşmüyor, her parçada sizi koparacak bir sürü olay var ve bunlar basit, kafa karıştırmayan bir yapıda olmasına rağmen, ezberlenmesi zor ve akıp giden türden, açıkçası tam olarak sütlaç gibi bir albüm.

Evet dostlar yavaş yavaş kritiğin sonlarına gelirken son eklemeleri yapayım; 2015-2016 yılı metal açısından müthiş verimli ve bir sürü yeniliklerle doluydu, Harakiri For The Sky – III: Trauma’da bunlardan birisi. Bundan sanırım iki sene önce kadar Türk bir metal dergisinde (internet dergisi değil) albüm kritiklerinde metal (bile) olmayan bir grubun yeni albüm kritiğinde yazar kişinin övgüleri arasında baya ciddi şu cümleyi okumuştum ‘’İşte geleceğin metali bu!!!’’. Malesef ki o grubu bildiğim için bakmayıp gülüp geçmiştim, ama ‘’Acaba geleceğin metali nasıl olcak?‘’  sorusu bir kere aklıma takılmıştı. Hayır, Harakiri For The Sky’a böyle bir yakıştırma yapmayacağım, ama bu müziğin içten içe sorumun cevabına şu zamana kadar en yakın müzik olduğunu düşünüyorum. Peki ben neden böyle düşünüyorum? Birincisi sevilebilirliği çok yüksek; core dinleyen birisi de bunu sevebilir, death metal dinleyen birisi de, çünkü tam olarak kalıplar içine sokulmuş bir müzik değil. İkincisi ise şekillendirilebilirliği ve hissiyatı pozitif, yani önü çok açık. Demek istediğim şey iki türlü hem bu müzik öncü alınarak güzel işler yapılabilir hem de bunun alaşımı yapılırsa… Siz o zaman görün curcunayı.

Bu kara günlerde biraz da olsun kafa dağıtmak amaçlı olarak;  biraz daha ferah, Black Metali, alaşımlarını seven ve yeniliklere (tabi bence metal kalabildiği sürece) açık metalsever dostlarımıza tavsiye ediyorum ve güzel dinlemeler diliyorum.

90/100

a4072323303_10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s