Professor Fate – The Inferno

the-inferno-502b0b0627be0

Büyük acıların şehrine giden yol benden geçer,
Sonsuz hüzne ben gösteririm yolu.
Buraya girecek olan, bırak kapıda tüm umutları;
Tut elimi ve göreceksin her şeyi,
Geçtiğimiz yer cehennemin kapıları.

ANAAL NATHRAKH’ın bestelerini yapan, gitarlarını çalan adamın solo projesi olan PROFESSOR FATE’in ilk şarkısının sözlerini yukarıda okudunuz. Bu satırları okuduktan sonra, bir de ANAAL NATHRAKH’ın nasıl insanlık dışı müzik yapan bir grup olduğunu biliyorsanız burada da nasıl bir müzik beklemeniz gerektiğini biliyorsunuz demektir. Hah, şimdi o tüm beklentilerinizi alıp camdan aşağı atıverin bir zahmet, zira karşımızda metal ile hiç alakası olmayan bir albüm var.

Albüm ile ilgili en büyük spoiler’ı baştan vereyim ki, kritiğin devamını okumadan koştura koştura albümü edinmeye gidenler olsun aramızdan. Albümde Garm var arkadaşlar. PROFESSOR FATE ile ilk tanışmam da zaten kendisi sayesinde oldu. Yıllar önce, ULVER çılgınlığımın zirve yaptığı dönemlerden bir tanesinde Garm’ın herhangi bir şekilde müdahil olduğu tüm müzikal eserleri dinleme çabasındayken tanıştım PROFESSOR FATE ve HEAD CONTROL SYSTEM ile. Bunlardan ikincisi belki bu satırlarda daha sonra konuğumuz olur; fakat şimdilik “The Inferno”ya odaklanalım. Pek sevgili Garm’ın albüme direkt olarak katkısı maalesef ki yalnızca ikinci şarkı “Limbo”da yaptığı vokaller sınırlı kalıyor. İndirekt olarak başka katkıları da olduğunu düşünüyorum; ama bunlara daha sonra değinelim, şimdilik genel olarak albümdeki müziğe bakalım.

Albümün türü, içinde neden yer aldığını kesinlikle anlayamadığım Metal Archives’da Symphonic Darkwave olarak geçiyor. Bu tabir çoğumuza bir şey ifade etmediği için albümü dinleyip kendimiz karar vermemiz gerekirse, oldukça klavye ağırlıklı bir müzikle karşılaştığımızı göreceğiz öncelikle. Her ne kadar içinde bulunduğu neredeyse tüm projelerde tüm enstrümanları üstlense de yanılmıyorsam asıl enstrümanı gitar olan Mick Kenney’nin PROFESSOR FATE’i yaratırken kafasında belli ki bir konsept varmış ve bunu tamamen somutlaştırmak için gerektiğini düşündüğü her şeyi yapmış.

Dediğim gibi, albümdeki neredeyse tüm şarkılar klavye tarafından taşınıyor ve aralarda nadir de olsa gitar ön plana çıkıyor olsa da, yaratılan senfonik havanın neredeyse tamamını klavyeye atfetmek yanlış olmaz. Neredeyse diyorum, çünkü bol miktarda sample’a da rastlamak mümkün. Bunlar koro vokallerden basit elektronik beat’lere kadar değişik şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Albümdeki davullar ise yine Kenney tarafından yazılmış ve programlanmış durumda. Elbette ki fazla bir doğallık beklemek mümkün değil; ama zaten müzik de açıkçası çok doğallık isteyen bir müzik değil ve davulların şarkılara tam olarak uyum sağladığını söyleyebiliriz.

Grubun adının 1965 yapımı “The Great Race” filmindeki bir karakterden, şarkı sözlerinin ise konsept olarak Dante’nin İlahî Komedya’sından ilham aldığı albümde kimi şarkılar enstrümantal olsa ve vokaller genelde şarkılarda büyük bir rol oynamasa da, konuk vokalistler dışında Kenney’nin de çok alışılageldik olmayan biçimde vokal yaptığını duyuyoruz. Bahsettiğim gibi albümün ikinci şarkısı “Limbo”da vokalleri Garm üstlenirken, sekizinci şarkı “The Violent”ta ise Kenney’nin EXPLODER’dan eski grup arkadaşı Dirty Von Donovan sert vokalleriyle katkı yapıyor.

Bunların dışındaki şarkılarda Mick Kenney açık konuşmak gerekirse eğitime ihtiyaç duyduğunu belli eden temiz vokalleriyle boy gösteriyor. Daha önce değinmeye çalıştığım, Garm’ın albüme dolaylı katkısı da aslında Kenney’nin vokallerinde gözüküyor az biraz. Vokalleri yaparken, çok kendine has ve duyulduğunda rahatça ayırt edilebilecek bir ses ve tarza sahip olan Garm’a hafifçe bir öykünmesinin söz konusu olduğu bence çok açık. Özellikle ilk şarkı “Gates of Hell”de her ne kadar ses olarak çok benzemese de burun yollarını kapatarak genizden yaptığı vokallerde ULVER’in nefis “Blood Inside”ından esintiler duyumsayan yalnız ben olamam diye düşünüyorum.

Sonuç olarak karşımızda öyle devasa bir etkileyicilik ya da derinlik barındırmayan -ki bu tür müziğin böyle şeylere ne kadar açık olduğu tartışılır zaten; fakat çok güzel anları, güzel şarkıları ve baştan sona bir sürükleyiciliği olan bir albüm var.

ANAAL NATHRAKH’ta rüştünü fazlasıyla ispat eden Mick Kenney, bambaşka bir tarzda da kendini göstererek iyi bir müzisyen olduğunu tekrar gösteriyor denebilir. Adeta bir vokal ziyafeti olan “Limbo”yu ara ara loop’a almanızı ve kış aylarına girdiğimiz şu günlerde içliklerinizi raftan indirmenizi tavsiye ediyorum.

79/100

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s