A Forest of Stars – Beware the Sword You Cannot See

a-forest-of-stars-beware-the-sword-you-cannot-see-01

Sanıyorum bir önceki A FOREST OF STARS albümü olan “A Shadowplay for Yesterdays”in kritiğini yazarken grubu yeterince övmüştüm. Bu defa bunu daha az bir seviyede tutmaya çalışacağım; fakat önümüzdeki albüm bunu ne kadar mümkün kılacak göreceğiz. Her neyse. Her albümde kendine özgü bambaşka havasını biraz daha oturtan grup, “A Shadowplay for Yesterdays”te ağzımı açık bırakacak kadar etkileyici bir şekilde bir tiyatro oyunu oynatmıştı. Bu defa ise teatral yaklaşımlarından ödün vermeden iyiye iyiye bir hikâye anlatıcılığına soyunmuşlar diyebiliriz.

Metal dünyasında kemanı gerginlik yaratmaktan ziyade 1900’lü yılların İngiltere’si atmosferini pekiştirmek amacıyla kullanan yegâne grup olan A FOREST OF STARS, bu konuda artık mükemmelleşti diyebiliriz. Gitarların ve davulların neredeyse ekstra hiçbir şey yapmadığı müziklerinin iyiden iyiye keman (ve kimi zaman yan flütün oluşturduğu) partisyonları ve vokalleri parlatmak amacıyla yazıldığı gün geçtikçe daha fazla ortaya çıkıyor. Gittikçe sahnenin en önüne çekilen vokallerin başarısı ise bu stratejinin muazzam bir şekilde işlemesini sağlıyor elbette. Centilmenler kulübünün tek kadın üyesi, aynı zamanda kemanlardan da sorumlu “Hayaletler Kraliçesi” Katheryne’in patlayıcılıktan uzak; fakat etkileyiciliği yüksek vokallerinin müziğin ruhuna olan katkısı yadsınamayacak derecede yüksekken, onun da birkaç adım önünde yer alan ve müsaadenizle yine iyiden iyiye öveceğim erkek vokalist Mr. Curse grubun özgünlüğünün bir numaralı müsebbibi.

Yalnız black metal değil, genel olarak metal dünyasında bile az bulunacak derecede alışılagelmişin dışında vokaller yapan Mr. Curse, KING DIAMOND’ı her daim zirvesinde gördüğüm teatral vokaller konusunda belki üstâdı dâhi geride bırakabilecek bir doğrultuda ilerliyor. “A Shadowplay for Yesterdays”de kendisinden bahsederken kullandığım “anlatıcı” tabirini iyiden iyiye üstlenmiş bir durumda, ve şarkıları söylemekten ziyade anlatıyor gerçekten çoğu zaman. Ve fakat yeri geldiğinde bu anlatımlardan brutal vokallere öylesine güzel geçişleri var ki (özellikle An Automaton Adrift bu konuda zirve noktası diye düşünüyorum; zaten albümün de en iyilerinden) insan hikayeyi dinlemeden dâhi neresinde heyecanlanıp neresinde gerileceğini sırf kendisinin ses tonundan anlayabiliyor.

Evet gördüğünüz gibi kendimi tutamayıp yine grubu övdüm uzunca. Benden başka rahatsız olanı görmediysem de, Mr. Curse’ün o anlatıcı rolündeki vokalleri sırasında sık sık dişlerinin arasından “sssh” diye nefes almasının bazen oldukça irrite edici hale geldiğinden de bahsedeyim de biraz objektiflik illüzyonu serpiştirmiş olalım şuralara.

Ehm, evet. Albümü dinlerken progresif rock’dan folk metale değin birçok değişik tarzdan esintiler yakalayabilirsiniz. Bunca çok tarzı bir potada eritmenin müziğin yapısını daha karmaşık bir hale getirdiği bir gerçek. Bunun üzerine grubun daha önceki albümlerde bir nebze yaptığı gibi müziği daha kolay dinlenilebilir bir hale getirmek için bu defa hiçbir çaba gerektirmediği de başka bir gerçek. Prodüksiyonun da etkisiyle, ilk birkaç dinlemede içine girmesi oldukça zor bir albüm olarak görünebiliyor bu sebepten “Beware the Sword You Cannot See”. Harcanacak zamanın karşılığını yine verdiği de su götürmez bir şekilde ortada duruyor elbette.

Kritiğin de sonlarına yaklaşırken, albümün sonundaki altı bölüme ayrılmış Pawn on the Universal Chessboard parçasından da bir söz etmek istiyorum. Bölünmemiş süresi 20 dakikayı aşan fakat adeta bir klasik müzik eseri gibi “movement”lara ayrılmış bu parça, tek başına ele alınırsa muhtemelen grubun yaptığı en güzel iş olarak görülebilir. İniş ve çıkışlar, erkek ve kadın vokalleri, albümün en yumuşak ve en sert noktalarını barındırışı, muazzam basları ve aşağı yukarı her şeyiyle gerçekten müzikal bir ders gibi adeta. Kapanışının da Katheryn’in en güzel vokallerini önümüze serdiği Let There Be No Light ile olması parçayı iyice lezzetlendiriyor.

Evet daha fazla uzatmayayım. “Beware the Sword You Cannot See” kesinlikle kendinden önceki A FOREST OF STARS albümlerinden daha iyi; daha komplike, daha progresif ve daha etkileyici. 2015 şimdiden müthiş bir yıl oluyor, ve henüz yalnızca üç ayı geride bıraktık.

92/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir