Sigh – Graveward

M:CAD DrawingsDelgaDelga standard templatesBookletsCD_DPS1

Bu tarz bir gruptan beklenebilecek şekilde, SIGH’ın da peş peşe her albümü birbirine hem çok benzeyip, hem de bariz farklarla birbirinden ayrılıyor. Üç yıl önceki “In Somniphobia”dan sonra “Graveward” da aynı düzeni takip ediyor diyebiliriz. İçinde bir önceki albüme konsa sırıtmayacak şarkılar da barındıran albüm, bazen de nispeten o denli çiğ kalıyor ki bambaşka bir şeyler denendiği direkt göze çarpıyor.

Mirai Kawashima sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla oldukça sempatik ve dinleyicileriyle konuşmayı, onların fikirlerini duymayı seven bir müzik adamı. “Graveward”un beste, kayıt ve düzenleme süreçlerinde de albümle ilgili oldukça sık ve güncel bilgiler verdi. Bunlardan en ilginçlerinden bir tanesi, albümün konsepti üzerine aslında. 70 ve 80’lerin İtalyan korku filmi sahnesinden büyük bir esinlenme taşıyor “Graveward”, ki bu da alışılagelmişin epeyce dışında. Kawashima aynı zamanda şarkıların inanılmaz sayıda çok katmandan oluştuğunu ve bilgisayarındaki kanal kayıtlarının 100GB’ı aştığını söyledi bir noktada, ki albümü dinleyince o kadar katmanın nerelerde olduğu rahatça görülebiliyor.

Müzikal bir değerlendirmeye girişmeden, “Graveward” ile ilgili en büyük hayal kırıklığımı söyleyeyim: Prodüksiyon. Bu kadar katmanlı, farklı enstrümanlar ve efektlerin bol bol yer tuttuğu bir albüm için fazla kirli ve hiçbir şeyin olması gerektiği kadar net olmadığı bir düzenleme yapılmış. Ortada çok büyük olasılıkla bilinçli bir seçim var, onu belirteyim; Kawashima işin amatörü değil. Seçilen eski tip korku konseptine uygun olsun diye her şeyin biraz pütürlü ve soluk renkli olması istenmiş ve başarılı olunmuş. Ama konsept ne kadar aynı yerden beslense de önümüzdeki bir film değil, bir müzik albümü ve bu tarz bir prodüksiyon tercihi albümdeki yoğunluğun anlaşılabilmesini oldukça zorlaştırıyor. İşin açığı, günümüzdeki SIGH müziği böyle bir düzenlemeye uygun değil diye düşünüyorum.

Albümdeki lead gitar tonlarını övmek için ayrı bir paragraf açtım buraya. Neden bilmiyorum ama o tok gitar tonları American McGee’s Alice’in grinin farklı yoğunluklarındaki o tuhaf dünyasını hatırlatıyor dinlerken ve albümün korku temasına daha uygun bir ton seçilemezmiş sanıyorum. Tonun yanında, genel olarak lead gitarların albüm boyunca harika işler yaptığını da belirteyim.

“In Somniphobia”ya kıyasla albümdeki en büyük değişim, daha direkt ve tekrarlı parçaların uzun zaman sonra bir SIGH albümünde kendilerine bolca yer bulmuş olmaları. Out of the Grave, The Casketburner, The Forlorn gibi şarkılar bilindik SIGH çılgınlıklarını barındırsalar da özellikle nakaratlarıyla (en azından grup standartlarında) fazla düz kalıyorlar. Kötü ya da zayıf şarkılar oldukları değil anlatmak istediğim; fakat bazı zamanlarda gruba yakıştıramadığım kadar şaşaasız bir görüntü veriyorlar. Terazinin diğer tarafında ise The Tombfiller ya da A Messenger from Tomorrow gibi şarkılar konukların da katkılarıyla ciddi anlamda hayranlık uyandırıcı.

Konuklar demişken, albümdeki konuk listesi de epeyce göz kamaştırıcı malumunuz. Matt Heafy, Kvarforth, Sakis Tolis, Frédéric Leclercq ve Metatron şeklinde dizebileceğimiz bu heybetli beşli farklı şarkılarda vokalleriyle albümde katkıda bulunuyorlar. Kullanılan clean vokaller korku temasına uyum sağlanması amacıyla sanıyorum biraz autotune’dan geçirilmişler ve geri kalan her şeyden biraz farklı tınlıyorlar. Ben şahsen bunu atmosfere oldukça uyumlu buldum; fakat rahatsız olacaklar da olabilir sanıyorum.

Sonuç olarak SIGH’dan beklediklerimi nispeten karşılayan, fakat bir yandan da eksikliklerini görmezden gelmekte oldukça zorlandığım bir albüm oldu bu. Grubu çoğu şeyi göz ardı edebilecek kadar sevsem de, “Graveward” uzun zaman sonra en az keyif aldığım SIGH albümü diyebilirim ve bunun başlıca sebebi de konsepte uysun diye güdük bırakılmış prodüksiyon.

73/100

Ertuğrul Bircan Çopur

Bilek metal.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir